• TÜRKİYE'NİN KARŞI KARŞIYA KALDIĞI MESELELER

      Türkiye, Birinci Cihan Harbi’nden bu yana bu kadar problemi aynı anda yaşamamıştır. Bir asırdır karşı karşıya kaldığımız her bir problemin birkaç katı kadar problemlerle yüz yüzedir ülkemiz. Bu durum; Türkiye’nin yanlışları yüzünden mi olmuş,...

DUYURULAR

YUVAYI ADALET KURAR

yuvayi adalet kurar
Kâinatta madde büyük bir yekûn tutuyor, hiç şüphesiz. Ama madde tek başına yetmiyor. Maddeyi manayla harmanlayıp ortaya koymak gerekir. Maddeye hakikat ve adalet ruhu üflenmezse kâinat çöle döner. Mevcudatı ayakta tutan, içinde barındırdığı her bir zerresiyle kâinata huzur ve fazilet sunan velut kaynak tevhittir, adalettir, muhabbettir.

İnsanı inşa eden öz de budur. Tevhit düşüncesi, adalet fikri ve muhabbet ahlâkıyla insanoğlu, hakiki anlamda varoluş şuuruna vasıl olur. Muvahhit olmayan adil de olamaz. Adaleti hem bireysel olarak hem de toplumsal alanda erdeme dönüştürmek insanlığın huzuru için vazgeçilmezdir. Adaletin tesis edildiği toplumda ancak o mümbit mekânlardan fazilet ve huzur hüzmeleri öbek öbek yayılır tüm evrene. Her mazluma ulaşır ve nefes olur, merhamet damla damla yağar dört bir yana...

Adalet yeryüzündeki her varlık için hayati bir öğedir. Yeryüzünün en seçkin varlığı olan insanlar arasında adaletin işletilmesi asla vazgeçilmez bir ölçüdür. İnsan onurunu koruyan ve haklarını sağlayan temel unsur da adalettir. Adalet mizandır, ölçüdür, dengedir, rahmettir, şefkattir. İnsana yakışan hayattaki adalet sütununu tahkim etmektir. Yaşamdaki hakkı ve hakkaniyeti terennüm eden adalet terazisinin enerjisini kuvvetlendirmektir asıl olan. Adalet doğru olmak, dürüst olmak, haktan yana olmak, hakikate yönelip batıldan uzaklaşmaktır. Adalet hayrı, iyiyi ve güzeli istemektir. Göz adalet kelimesine değince, gönül adalet kelimesiyle dolunca, adalet şiar olur. Adalet şiarıyla yola giren her insan, hakikat fıtratını bulur. Fıtrat canlanınca da adalet gözlüğünü kuşanır. Böylece tüm insanlığa adaleti, insafı, şefkati, itidali, dengeyi, istikameti, fıtratı haykırır... Adalet insanlık için seher serinliği, sahur bereketi sunar. Adalet müminin gözünde seher, gönlünde sürur ve hayatında bahardır her daim.

Allah, kâinattaki her şeyi bir ölçüye göre yaratmış ve bir denge üzere programlamıştır. Yeryüzündeki her şey adalet üzere planlanmıştır. Hayatın adalet üzere devam etmesi ancak Allah'ın koyduğu prensiplerin tatbikiyle mümkündür. Fıtrata uygun davranmak, Rabbin koyduğu ölçüyü korumak hayattaki adalet meşalesini tutuşturur. Beşer aklının, beşeri ideolojilerin hayata müdahil olduğu zamanlarda adaletten söz etmek mümkün olmaz. Orta yerde aksaklıklar ve eksiklikler belirir birer birer. Çünkü insanın zayıflığı, noksanlığı, cehaleti, kibri, ihtirası ve bilumum heva ve arzusu sirayet etmiştir her şeye.

Kâinattaki her şeyi tüm incelikleriyle yaratan Yüce Rabbimiz, insanı da evreni de tüm boyutlarıyla kuşatandır. Ezeli ve ebedi sonsuz ilmiyle mevcudatın evveline ve ahirine vakıftır. Allah (c.c.), tabiatı, insanı, fıtratı yani bizi, birbirimizle alâkalarımızı en iyi bilendir.

Bu bağlamda insanlar arası ilişkilerde ancak Allah'ın hayata koyduğu hükümler adaleti tesis eder. Allah'ın koyduğu kanunlar insan tarafından reddedildiğinde, gereken önem verilmediğinde kırılmalar ve yanlışlıklar kaçınılmaz olur. Kâinata bir müdahale yaptığımızda kâinattaki sistemi, ahengi tam olarak bilmediğimiz için düzensizlik, fesat ve zulüm ortaya çıkar. Dolayısıyla da adalet büyük yara alır. Çünkü yanlış tasarruflar, yanlış sonuçlar verir.

İnsanoğlu yeryüzüne isimler/kelimeler öğretilerek gönderilmiştir. Kendisine bahşedilen beyan gücü ve akıl etme melekesiyle eşyayı/maddeyi deneme yanılma yoluyla tanıyabilir. Ama insanın kendi kudretiyle bilemeyeceği ayrıntılar vardır. Varlık ile insan arası ve insanlar arası alâkalarda, hukuk ve siyaset alanlarında insanın tespit edemeyeceği hususlar vardır, elbette. Allah (c.c.), peygamberleri aracılığıyla bu konularda insanı bilgilendirmiştir. Adalet ve huzur içinde yaşam sürdürmek için insana gereken ilahi yasaya uymaktır.

Adalet mülkün temelidir. Adaletin ulaştığı her yerde bahar huzuru yaşanır. Ailede adaleti yaşatmak toplumun düzelmesini de sağlar. İnsanlar arasında en uzun ömürlü ilişkiler ailede sürer. Toplumun en küçük birimi olan ailenin durumu direkt olarak toplumu etkiler. Ailenin hayat ilkeleri, ahlâkî ve sosyal nitelikleri toplumda aksi seda bulur. Adalet kavramının ailede hâkim olması için kadın erkek herkese düşen sorumluluklar vardır. Kur’ân ve Sünnet ışığında bu uğurda gayret gösterirsek, dünya üzerine devasa bir adalet ve dostluk şemsiyesi açılacaktır.

Her insanın bilgi ve iradesiyle oluşturduğu bir yaşam felsefesi vardır. Yaşamı ve olayları İslâm perspektifinden bakarak değerlendiren fertlerden oluşan aile, Müslüman ailedir. Tevhit ilkesini yaşatmayı hedefleyen, İslâmi bir yaşamın amaçlandığı muvahhit ailede yaşayan her mümin, Rasulullah'ı örnek alarak gerçek aile örneğinin İslâm'da olduğunu yaşayarak göstermelidir. Hayatı paylaşma ve sürekli beraberlik gereği düzenli bir yaşamın devamı için aile fertlerine sorumluluklar gelişimin sağlıklı bir biçimde sürmesi için ilişkileri adalet ve ihsan üzere inşa etmek çok önemlidir.

İslâm'ın temel ilkelerinden uzaklaştığı için dağılmış ve yozlaşmış olan insanoğlu, hayatı yeniden vahyin ışığında değerlendirmesi gerekmektedir. Gelinen noktada insanların, ailelerin ve toplumların mutlu olmadığı herkes tarafından itirazsız kabul görmektedir. Öyleyse vahiyden uzaklaşarak kendine yabancılaşan insan, aile ve toplumların; ilahi vahyin ilkeleri, öğütleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmasının lüzumu gayet açıktır. Bu sağlandığında adalet ilkeli yaşamlar toplumda tesis edilecektir.

Aileyi huzur kaynağı olarak ifade eden Kur’ân, eşlerin ilişkisini meveddet ve rahmet üzere bina edilmesini öğütler. Taraflardan her birine kimlik ve kişilik kazandıran Müslüman ailenin doğru rotada, adalet üzere bir seyir izlemesi için, Peygamber Efendimizi (s.a.v.) örnek ve rehber olarak almak mutlak manada şarttır. İslâm, aile kurumuyla cinsiyet kapsamında kadın-erkek kimliklerini korumayı, nesil emniyetini ve neslin devamını sağlamayı amaçlar. Kadın ve erkek ilişkilerindeki hiyerarşik yapıyı “kavvam” sıfatı bağlamında görev paylaşımı ilkesini benimseyerek karşılıklı muhabbet-meveddet-merhamet kapsamında değerlendirirken, aynı zamanda tarafların özerk kişiliklerini de teminat altına alır. Kur’ân’ın bize bildirdiği kadın ve erkek, birbirini tamamlayan, birbirine dost ve yardımcı olan ve birbirine muhtaç yaratılmış olandır. Kur’ân’a göre hem ferdi planda hem de toplumsal alanda kadının ve erkeğin görev ve sorumlulukları vardır. Kadın ve erkeğin özel ve etkin alanları bu görev paylaşımı esas alınarak belirlenir. Aile fertleri arasındaki alâka ve dostluğun bu ilkeler ışığında sürdürülmesi, o yuvaya adalet aşkı aşılar. Adalet aşkını tadan bireyler hayat aynalarına sevgi, saygı, hürmet ve merhamet aksettirirler. İşte ulaşmak istediğimiz hedef de budur.

Müslüman halk teorik olarak İslâmi bilgiye sahip olsalar da karşılaştığı sosyal meselelerini batı tarzı metotlarla, batılı anlayışla çözmeye çalışarak zihinsel ve işlevsel olarak bir ironinin içine düşüyor. Aile, değişim ve farklılaşmanın somut olarak gözlemlenebilir hâle geldiği en önemli kurumlardan biridir. Ailede sevgi ve saygı paydasında buluşarak adaletin tesis edilmesi için İslâmi emirlerin hem bireysel olarak hem de toplumsal sosyalleşmede reel bir karşılığı olmalıdır. Somut/müşahhas olarak yaşam alanında uygulanmayan prensiplerin otantik/folklorik bir unsur olarak bulunması fayda getirmez. İçi boşaltılmış, işlevselliği yok edilmiş kelime ve kavramlar İslâm medeniyetine bir zenginlik sunmaz. Müslümanlar bu noktaya dikkat ederek medeniyetimizin öz kavramlarını gerektiği gibi işlevselleştirilmesi, yaşama kazandırılması, ailede adaletin sağlanmasında hayati öneme sahip olduğunu bilmelidir.

Fıtratı bozarak insanın biyolojik, duygusal/psikolojikve sosyal boyutlarına saldırılar gün geçtikçe artıyor. Kadın-erkek kimlikleri üzerinden bir yozlaştırma projesi sürdürülüyor. Son dönemde kadın kimliği artırılarak/güçlendirilerek, erkek kimliği azaltılarak/silikleştirerek, fıtrat ve kimlik farklılıklarını yok sayarak, dejenere ederek dünya çapında bir proje uygulanıyor. “Maskülen kadın” ve “feminen erkek” gibi ucube tiplerin ekranlarda arzı endam etmesi insan neslinin geleceğini tehdit etmektedir. Müslümanlar kadın ve erkek kimliklerini korumak zorundadır. Bu ifsada karşı olan her Müslüman, zaaflardan sıyrılarak ilahi prensiplere sarılmalıdır. İslâm, insanı kadınıyla erkeğiyle bir bütün olarak muhatap almıştır. Kadın ve erkek kul olma paydasında birleşir. Biyolojik olarak farklı yaratılan cinsiyetler, psikolojik olarak da ayrı özellikler gösterirler. Her bir cinsiyet, aynı özün iki tarafından birini temsil eder. Müslüman ailede adaletin tesis edilip tahkim edilmesi için İslâm'ın insan tasavvurunun mutlak surette işletilmesi şart. İslâm'a iman eden aile üyelerinin her biri bu prensibin muhafazasına riayet ederse, karşılıklı sevgi, saygı ve güveni yaşatırlarsa, aile içindeki huzur ve güven perçinleşir. Ilgıt ılgıt esen adalet meltemi toplumun her yanına yayılır.

Gönülden İtaat

Ailede ve toplumda adaletin tesisinde engeller ve aksaklıklar yaşanmasının nedenlerinden biri de inanç kaynağımızın kavramlarıyla aramıza giren engellerdir. Medeniyet köklerimizden gelen kelime ve kavramları tekrar gündeme almak adaletin tesis edilmesinde çok etken bir rol yüklenmektedir. İman ve itaat İslâm’ın iki önemli prensibidir. Bugünün modern liberal dünyasında “itaat” kelimesine yer yok. Nefsini ilah edinen insana bu kelime cazip gelmiyor. İtaat kelimesine iltifat edilmiyor. Arka planında hep bir maraz, bir kusur aranıyor. Nefislere ağır geliyor. Ama otorite olmadan bir düzenin devamı da mümkün değildir. Bu kelimeyle baskı, zorbalık, ezme ve sindirme kelimeleri arasında bir bağlantı kurulması, olumsuzluk yüklü bir kavram olduğu zannı itaat kelimesinin yanlış algılanmasının başlıca sebeplerindendir. Bu kapsamdaki yanlış ve İslâm hukukuna aykırı uygulama ve ortaya çıkan olumsuz örnekler, itaat kavramının olumsuzlaştırılmasına neden olmuştur ne yazık ki. İslâm’ın bu konudaki tasavvurunu doğru anlamak gerekir. Müminler aralarında velayet ilkesine uygun bir muamele/ilişki geliştirmelidir. Çünkü mümin kadın ve mümin erkek birbirlerinin velisidir/dostudur. “Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. Onlar iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resulüne itaat ederler. İşte onlara Allah rahmet edecektir. Şüphesiz Allah azizdir, hikmet sahibidir.” (Tevbe, 71).

İslâm, insanın itaat, saygı ve sorumluluk alanının sınır ve ölçülerini belirler (Nisa, 59). Ayette geçen "… ulülemri minküm/sizden olan emir sahibi" tabiri bize Allah ve Resulünden sonra itaat edilecek mercii/makamı bildiriyor. Bu kelimeyi Şehit Seyyid Kutup şöyle tarif ediyor: "Müminlerden olan, mümin ulülemre yani Allah'a ve Resulüne itaat eden, teşri yükümlülüğünü ve hâkimiyet telakkisini yalnız ondan almak gibi, hadleri ve şartları yerine getiren kişi."1

Üstat Mevdudi bu ayetle ilgili olarak: “Bu ayet, İslâm'ın bütün dini, kültürel ve siyasi sistemin temelini teşkil ettiği gibi, sistemin kurulması için de ilk ve en önemli düsturdur.” diyerek şunları ifade ediyor: "Ulülemr kelimesi çok kapsamlıdır. Müslümanların herhangi bir işinin başında olan herkesi kapsar. Din âlimleri, düşünürler, liderler, yöneticiler, mahkemedeki kadılar, kabile başkanları ve buna benzer kimseler. Onlar Müslüman oldukları, Allah'a ve Resulüne itaat ettikleri sürece, onlara karşı gelip, Müslümanların toplum hayatındaki barışı bozmak doğru değildir. Bu iki şart onlara itaat edilmesinin ön şartını oluşturur."2

Konumuz gereği, ulülemr kelimesi aile bağlamında incelendiğinde, sorumlu/yöneticilik vasfı evin reisi olarak babaya verilmesi gereken bir sıfattır. Erkeğin eş/baba kimliği evde lider ve yönetici olması demektir. Baba, kelime manası olarak "Herhangi bir şeyin meydana gelmesine ve düzelmesine sebep olan kişi." demektir.3

Baba ailenin reisidir. "Aile reisi olan koca/baba (Nisa, 34) bir taraftan karısının ve çocuklarının nafakasını karşılamakla, diğer taraftan çocuklarının eğitimini ve yetiştirilmesini sağlamakla mükelleftir."4 Ulülemr olarak babayı işaret eden ayet "Allah'ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur/kavvam. Onun için saliha kadınlar itaatkârdır. Allah'ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar." (Nisa, 34). Ayette geçen "Kavvam kelimesi; bir kimsenin bir kuruluşun veya bir kurumun işlerini yürüten, ona bekçilik eden için kullanılır. O hâlde erkekler, kadınların işlerinin düzenleyicisi, yöneticisi, hâkimi ve reisidirler."5 "Kavvam kavramı mübalağa ifade eden bir kelime olup bir şey üzerinde durmak, onu gözetmek, bütün gayreti ile onu korumak, ona nezaret etmek anlamındadır. Erkeklerin kadınlar üzerinde kaim olmaları, işte bu çerçeve içerisindedir."6

Bu bağlamda Muhammed Hamidullah Hoca, konuya muhabbet ve meveddet üzere güzel bir bakış açısı sunuyor: "Fıtratta gereksiz ikilemeden kaçınmak için, iki cins eşitlik değil, bir yetenek ve görev dağılımı istenmiştir. Doğum yapan erkek değil, dölleyen de kadın değil! Vakıalar böyledir. Kadın beyninin ağırlığına ve kemiklerine varıncaya kadar kendisini etkileyen daha narin bir yapıya sahip bulunacak ve bu narinliğini korumaya daha elverişli zevkler taşıyacaktır. Daha gürbüz olan erkek daha güçlü görünecek, bu yüzden de hayatın ağır yükünü yüklenmeye daha yetenekli olacaktır."7

Erkeklerin maddi manevi özellikleri ile ekonomik rolleri onların aile reisi olmalarını tabii kılmıştır. Aile küçük bir toplumdur. Toplum düzenle yaşar. Düzen ise bir reisi, bir idareciyi zaruri kılar. İslâm'da devlet başkanından aile reisine kadar her idareci ilahi talimata göre hareket etmek, yönetmek mecburiyetindedir. Şu hâlde onlara itaat bu talimata itaat demektir. İdare eden veya edilen bu talimatın dışına çıkar, itaatsizlik ederse müeyyide uygulanır.8

Yönetim Adalet Üzere Sürdürülmelidir

Sorumlu olan her ferdin, görevlerini en iyi biçimde yerine getirmesi gerekir. Velayet ilkesine sadık kalarak adalet üzere bir yönetim uygulamalıdır. "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir." (Maide, 5/8). "Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez) yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır." (Nisa, 4/135). "Adaleti tam yerine getirmek/adaleti titizlikle ayakta tutmak sözleri çok önemlidir ve şunları anlatmak ister. Sadece adaleti yerine getirmekle değil, haksızlığı ortadan kaldırıp, yerine adaleti ve hakkı getirmek için adaletin koruyucuları ve şahitleri olmakla da yükümlüsünüz."9

İstişare Esası

Emir sahibi yetkilinin, emir ve hükümlerini istişare ile belirlemesi şarttır. Şura Allah'ın emridir. "İş hakkında onlara danış." (Al-i İmran, 159). İstişare fert, aile ve toplum hayatını düzenleyen önemli bir iştir. İstişare müminlerin önemli özelliklerinden birisidir. “Onlar, büyük günahlardan ve hayâsızlıktan kaçınırlar, kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar. Yine onlar, Rablerinin davetine icabet eder ve namazı kılarlar. Onların işleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.” (Şura, 37-38).

Yönetim makamında olanlar şeriat/Allah'ın hükmü ve şura/ümmetin görüşü ile kayıtlıdır. Şura otoritede despotluğu önler. Böylece yöneticiler sapmaktan ve zorbalıktan korunmuş olur. Kur’ân-ı Kerim aileyle ilgili olarak bir istişare örneği verir "Ana baba aralarında danışarak ve anlaşarak sütten kesmek isterlerse, ikisine de sorumluluk yoktur." (Bakara, 233). Bu ayette teşavür; karşılıklı danışma kelimesi kullanılarak çocuğun iki yıl dolmadan sütten kesilmesine eşlerin karşılıklı istişare ile karar verebilecekleri bildirilir. Ailevi bir meselede istişarenin emredilip eşlerin karara eşit düzeyde katılmasının aranması, ortak sorumluluk gerektiren konularda tek taraflı iradeye dayalı uygulamanın doğru/uygun görülmediği vurgulanmaktadır." 10

Rahmet ve şura müminlerin en önemli özeliklerindendir. Kur’ân-ı Kerim’de, “…ruhamau beynehum…” (Fetih, 29) ve “…şura beynehum…” (Şura, 38) şeklinde vurgulanarak, müminlerin ilişkilerini merhamet ve danışma üzerine kurması istenir. İnsanı hoşnutluk ve huzur limanına taşıyan bu kelimeler hayatımıza sevgi, şefkat, merhamet, nizam, varoluş ve şuur saçar. Ruha inşirah katar, kalpleri kaynaştırır. Duyguları yakınlaştırır. Hedefleri birleştirir. Selâmete ulaştırır. Şura; İslâm nizamına teslim olarak, bencillikten kurtularak, nefsani arzulara tutsak olmadan ilahi rızaya kavuşturacak prensiplere teslim olmaktır. İstişaredeki rahmeti ve bereketi hissederek, bu şuuru kazanan Müslümanlar kadınıyla erkeğiyle, ailede huzur ve adaletin tesisi için elbirliğiyle bir dayanışma ve yardımlaşmayı paylaşırlar.

Rahmet; sevgi, şefkat, kardeşlik, dostluk, tebessüm, empati, diğerkâmlık, hüsnü muamele, hüsnü zan, haya, edep, haddini bilmek, adaletli olmak, paylaşmak, sabretmek, bağışlamak gibi temel ahlâk kurallarının hepsini de kapsar. Merhamet kalbin hamurudur, güzel duyguların mayasıdır. Merhamet, içimizde olan güzeli, içimizde olan fıtrat çiçeklerini yeşertmek, özümüzde bize hayat veren şeyi bulmak için çalışmaktır ki bize hayat veren şey İslâm’dan başka bir şey değildir. Merhamet duygusu gelişen kişi eylemlerinde asla çıkarcı davranmaz bilakis adaleti ölçü alarak bir yöntem geliştirir. Zaten insan kendi nefsiyle cenk içinde olursa her şeyle sulh içinde olur.


Kadın ve erkek duygusal ve fiziksel olarak şiddete başvurarak/adaletsiz davranarak yapılan gösterilerle birbirlerine üstünlüklerini ispat etmek için değil eş olmak, dost olmak, merhametle, şefkatle, ihsanla, insafla adalet üzere bir yaşam inşa etmek için çalışmalıdır. Müslümanlar kadın ve erkeğiyle dava birliği içinde omuz omuza vererek özgür bir iradeyle, samimi bir kalple, hikmet ve hakikat bilgisiyle, çatışmaya değil dostluğa taliptir. Bu şuurla yol alanlar, adaleti ikame etmek için can feda bir çaba ortaya koyar.

Adaletin inşa edilmesinde aile fertlerinin her birine sorumluluklar düşer. Eş ve baba olarak erkeğin, anne ve eş olarak kadının görevleri vardır. Bu bağlamda çocukların da sorumlulukları vardır. Aileyi oluşturan anne - baba ve çocukların mutlu olmaları aile içi iletişimin etkili ve sağlıklı olmasına bağlıdır. Aile bireyleri ilişkilerini adalet, saygı, sevgi, hoş görü, nezaket, güven, iffet, sabır ve tahammül, empati ve zarafet hakim olursa o ailede huzur, uyum ve mutluluk hakim olur. Adalet ve hüsnü muamele aile düzenini sağlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "En hayırlınız, ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, aileme karşı sizin en hayırlı olanınızım." (İbni Mace-Nikâh) buyurarak nezaket ve hüsnü muamelenin, hilm ve letafetin önemine dikkat çekmiştir. "Yumuşak huydan/hilmden yoksun olan iyilikten/birden yoksun olur." (Müslim-Birr).

Hayriye Bican

medeniyet bulten logo

ömer hoca ile röportajlar

tefsir 2017 2018 1

Yazanlarımız