• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

SİYONİST İŞGALE KARŞI MÜCADELE

siyonist işgale karşı mücadele   beşir eryarsoy

Filistin'in yakın tarihte işgal edilmesi ve bu husustaki ideolojik düşüncenin Siyonizm’in rehberliğinde ve emperyalizmin destek ve yol göstericiliğinde şekillenmesi neticesinde Filistin toprakları 19. asrın sonları ve 20. asrın başı itibariyle işgale maruz kalmıştır.

Bu vakayı hazırlayan çeşitli sebeplerin olduğu muhakkaktır. Bunların başında Osmanlı devletinin siyasal olarak zayıflayarak gerilemesi buna karşılık İngiltere ve Fransa başta olmak üzere Batı dünyasının 16. asrın başı itibariyle başlayan yükselişi ve siyasal, ekonomik ve savaş gücü itibariyle güçlenmesi gelmektedir.

Avrupa’da Yahudiler, toplumun genel yapısına mütenasip/orantılı olmayan bir şekilde özellikle ekonomi alanında güç ve nüfuz elde ettiler. Bu durum zamanla Batılı halklar için olumsuz etkiler doğurdu; çünkü Yahudi etkinliği, Batı’nın kendi ilerleyişinde zaman zaman ayak bağı teşkil ediyor, çoğu zaman da Batı’nın emeklerinin ve ilerleyişinin Yahudi lehine/çıkarlarına yönlendirilmesine yol açıyordu. İşte bu ve buna benzer birçok sebep, Batılı güçlerin Yahudilerin etkisinden kurtulmak için onların nüfuzunu başka alanlara, başka coğrafyalara veya farklı siyasal ve ekonomik güçlerin aleyhine kaydırma yolları aramasına neden oldu. Bunun gereği olarak Siyonist düşüncenin oluşmasına ve Yahudiler için Avrupa'nın dışında bir vatan arayışına girmelerine katkı sundular. Dönemin mevcut siyasal anlayışı, şartları ve hedefleri -tarihsel vakıalar kimi zaman abartılarak kimi zaman da tahrif edilerek- Siyonist anlayışa uygun motive edici bir gerekçe işlevi gördü ve nihayetinde Filistin toprakları, Yahudilerin kurmayı istedikleri devletleri için ideal bir yer olarak tespit edildi.

Gerek Batı emperyalizminin gerekse de Siyon lider ve ideologların, Sykes ve Picot gibi siyasilerin, Lawrence ve Gertrude Bell gibi ileri derecede bölgeyi iyi tanıyan casusların raporları, Churchill ve Rothschild gibi siyasi ve ekonomik güç sahibi önde gelenlerin, devlet bazında Fransa'dan İngiltere'ye Rusya'ya hatta İsviçre ve Avusturya'ya kadar bütün siyasal yapıların destek, yönlendirme ve teşvikleri ile Yahudiler için Filistin toprakları, -Yahudiler için maksada uygun görülen- yurda elverişli hedef bir coğrafya olarak gösterildi.

“Her ulusun kendine ait bir vatanı olmalıdır” şeklinde formüle edilen anlayış, özellikle Batılı olmayan uluslara yönelik emperyalist güçler tarafından bilinçli bir şekilde devreye sokuldu. Bu yaklaşımın temel hedeflerinden biri, siyasal varlığı itibariyle Batı karşısındaki en büyük engel olarak görülen ve aynı zamanda İslâm ümmetinin temsilcisi konumunda bulunan Osmanlı Devleti’nin bölünüp parçalanmasıydı. Osmanlı’nın dağılması süreciyle birlikte emperyalizmin kontrolünde ortaya çıkarılacak mutasavver yeni ulus-devletler, bağımsız birer siyasi aktör olmaktan ziyade, Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet edecek yapılar olarak tasarlandı. “Sömürgeci siyasal bir mühendislik” olarak değerlendirilebilecek bu anlayış çerçevesinde Filistin'de fonksiyonel bir yer olarak Siyonizm’in hedeflediği devlet olabileceği anlayışını doğurdu. Bunu dikkate alan emperyalizmin politik önderleri; Batı, Batı’nın geleceği ve vakasındaki başarıların daha hızlı ilerlemesi, buna karşılık ilerleyişinin önündeki Yahudinin ve sebep olduğu engellerin ortadan kalkması için Siyonizm’in hedeflerini gerçekleştirecek siyasal ataklarının çok önemli ve hatta hayati olduğunu iyi idrâk etmişlerdi. Bunun için her zaman bölgede bir çıbanbaşı vaziyeti rolünü oynayacak bir yapının -zamanla gerekecek her türlü yardım ve destek de verilmek düşünce ve kaydı ile- oluşturulmasının yolları arandı. “Yahudiler için bir vatan” teması öne sürülerek bahsettiğimiz amaç ve hedefler çerçevesinde Batılı güçler tarafından Yahudiler desteklendi. İşte bu amaç doğrultusunda, Siyonizm’in hedeflerini gerçekleştirmeye elverişli bir yapı kurulması için uygun görülen ve işgal edilmesi gereken bölge Filistin topraklarıydı.

İbrahim (as) döneminden itibaren beşeriyet tarihinde en güçlü ve kalıcı damar tevhid damarıdır. Bu damarı kendi döneminde doğrudan temsil eden güç Osmanlı Halifeliği idi. Hilafet makamı aracılığıyla İslam ümmetini temsil eden Osmanlı, egemenliği altında bulunan “mukaddes topraklar” olarak ifade edilen Mescid-i Aksa ve onun mübarek çevresinden doğrudan sorumluydu. Bu nedenle hem Osmanlı’yı hem de tüm İslam ümmetini yakından ilgilendiren bir mesele söz konusuydu.

İslâm'ın vatan anlayışı ile İslam akidesinin ve bu akide çerçevesindeki siyasal, sosyal, ahlâkî anlayışın hayata geçirilmesi arasında kopmaz bir bağ vardır. İslâmî anlayış; İslam'ı bir akide ve bir varlık meselesi olarak yaşamayı her şeyden önemli olarak değerlendirir. Bu topraklarda İslam'ın egemenliğinin ve yaşanmasının gerileyeceği topraklar haline gelmesini hissettirecek en ufak tehlikeye karşı İslâmî duyarlılıkla harekete geçilmesi ve bu hususta gerçekleştirilmek istenen aleyhteki yaklaşım, tasarruf, politika ve uygulamaların önüne set olunması İslami anlayışın vazgeçilmez bir gereğidir. Çünkü İslâm’ı yaşamak yalnızca bireysel bir inanç değil, aynı zamanda bir akide meselesidir. Ancak bu akidenin hayata geçmesi için somut bir zemine, yani “vatan” dediğimiz, İslâm’ın hüküm ve değerlerinin egemen kılındığı mukaddes bir coğrafyaya ihtiyaç vardır. Başka bir ifadeyle iman ve akide, kendisini hayatta göstereceği bir vatana muhtaçtır.

Siyonist tehlikenin, gerek siyasi otorite ve makamlar tarafından gerekse de ümmet ve özellikle de bölgedeki Müslümanlar tarafından fark edilmesiyle birlikte direniş, itiraz ve karşı çıkışlar ortaya koyan kişisel ve yerine göre organize birtakım yapılanmaların ortaya çıkması bir zorunluluk olmuştur.

İşte ana hatlarıyla günümüze kadar devam eden Siyonizm’e karşı duruşun ve kıyam hareketinin gerek ümmet coğrafyası boyutunda, gerek Filistin boyutunda devam etmesi ve bu duyarlılığın her geçen gün ilerleyerek, dalga dalga genişleyerek hatta -bazı sebepler farklı olsa bile- küresel bir boyuta bürünerek dipdiri varlığını sürdürmesinin temel sebebi burada aranmalıdır…


[Baskıya hazırlanmakta olan “İnhiraf ve Tahrîf Bağlamında Ümmet ve Gazze” adlı çalışmamızdan]

M. Beşir Eryarsoy

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız