I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Medeniyet Sohbetleri’nin dördüncüsü Marmara Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Faruk Harman’ın ‘‘Semavi Dinlerin Günümüze Yansıması’’ başlıklı konferansıyla Medeniyet Vakfı Konferans Salonu’nda gerçekleşti.
Konuşmasına din kelimesinin ifade ettiği anlamla başlayan Ömer Faruk Harman Hoca şunları kaydetti:
‘‘Günümüz dünyasında birçok din var ancak ulema beyninde bir tartışma var. Din kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 95 kez geçiyor. Din kelimesi Cenab-ı Hak tarafından seçtiği peygamberler vasıtasıyla insanlığa gönderilen hak dini ifade eder. Bunun dışındaki inanç sistemleri için din denilemez diyenler var. Ama bazı dostlarımıza diyoruz ki Kafirun suresinde ‘‘sizin dininiz size benim dinim bana’’ ifadesinde karşıdaki muhatap kafirlerdir. Kafirlerin inancı içinde din denilmiyor mu diyoruz. O orada başka anlamdadır deniliyor. ‘‘Kim İslam’dan başka din ararsa bu ondan kabul edilmeyecektir.’’ ayeti celilesindeki din nedir dediğimizde hayır o da başka manadadır deniliyor. ‘‘Bütün dinlere karşı üstün kılmak üzere elçisini ayetle ve hak dinle gönderen..’’, burada hak din dışındakiler içinde din denilmiyor mu? Deniliyor, hatta kuranı kerimde ed din diye geçtiğinde sadece hak dini ifade eder. Semavi din adlandırması doğru mudur, semavi din demek yani Allah katından gelen kaynağı Cenab-ı Hak olan din manasındadır. Burada sema deyince cenabı hakka adeta bir mekan tayin etmiş oluyor muyuz tartışmasına girmeden buna ilahi menşeli dinler dememiz daha doğru olur. Yahudilik ve Hıristiyanlık ilahi menşeli dinlerdir, özü temeli itibari ile ilahidir. Bugünkü şekli ile ilahi değildir.’’
Konuşmasında üç dine dair karşılaştırmalara yer veren Ömer Faruk Harman Hoca, üç dine ait kitapların indirildiği tarihten bir bütün olarak en eski nüshalarının bulunduğu tarihler arasında geçen süreye dair bir karşılaştırmada bulunarak şunları söyledi:
‘‘Bugün elde mevcut en eski Tevrat nüshası Hz. Musa’nın elinden çıkma bir Tevrat değildir. Bugün elde mevcut en eski İbranice Tevrat nüshası milattan sonra 9. Yüzyıla aittir. Hz. Musa milattan önce 1200’lerde yaşadı. Hz. Musa’ya gelen Tevrat ile bugün elde mevcut tam, bütün Tevrat nüshası arasında 21 asırlık bir fasıla vardır. Bugün eldeki Tevrat, Hz. Musa’ya gelen Tevrat’tan 2100 sene sonrasına ait bir Tevrat’tır.
Hz. İsa’ya İncil’in verilişi milattan sonra 20-25’dir. Bugün elde mevcut en eski İncil nüshası milattan sonra 325 yılıyla tarihleniyor. Arada tam 300 senelik bir fasıla var.
Peygamber Efendimiz’e gelen ilahi vahyin sona erişi ile bugün en eski el yazması orijial Kur’an nüshası arasında ne zamanlık zaman fasılısı var. Kuran’ı Kerim’in mushaf haline getirilmiş şekli Hz Ebubekir’den, Hz. Ömer’e oradan Hz. Ömer’in kızı Hz. Hafsa’ya oradan da Hz. Osman’a intikal etti. Ve Hz. Osman (ra) dağılan ve yayılan İslam ümmetine Kur’an nüshalarından göndermek için bir heyet kurdurdu ve Kur’an-ı Kerim’i yazdırarak çoğalttırdı ve onu da dört bir yana gönderdi. Bugün elimizde bulunan Kur’an nüshasıyla Hz. Peygamber’e son vahyin geldiği zaman aralığı 15 senedir.
Şimdi üç dini mukayese edelim. Yahudilikte fasıla 2100 sene, Hristiyanlıkta 300 sene biz Müslümanlar da 15 sene.’’
Kur’an-ı Kerim diğer kitaplara göre şu iki yolla korundu. Birisi; vahiy geldiğinde vahiy katipleri yazıyordu. İkincisi ezberliyorlardı. Hem ezberlenmek suretiyle hafızlık müessesiyle hem de yazmak suretiyle kuran çifte yolla korundu. Tevrat’ın ve İncil’in hafızlığı gibi bir müessese yok.’’
‘‘Peygamber Efendimiz (sav) Tevrat’ta ve İncil’de müjdelenmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz’de birkaç özellik var ki bu özellik diğer peygamberlerde yok. Bunlardan biri paygamberizin daha önceki peygamberlerce müjdelenmesidir.
Peygamberimiz kendinden önceki bütün peygamberleri tasdik etti. Ne Hz. İsa’yı ne Hz. Musa’yı ne Hz. İbrahim’i reddetme, inkar etme yoluna gitti. Peygamberimiz kendisinden önceki bütün peygamberleri tasdik etti. Ve Müslüman olmanın şartının o peygamberleri de peygamber olarak kabul etmek olduğunu söyledi. Başka hiçbir din Hz. İsa’ya imanı, Hz. Musa’ya imanı, Hz. İbrahim’e imanı Müslüman olmanın şartı olarak öne sürmemiştir.’’
Ehl-i Kitaba karşı kendi kitaplarını dayanak göstererek nasıl bir davette bulunabileceğimizin örnekliğini de gösteren Ömer Faruk Harman Hoca, dünya nüfusu içerisinde İslam’ı hiç duymamış ya da duymuş ise de yanlış bir şekilde duymuş insanların mevcudiyetinden bahsederek davet sorumluluğumuzu hatırlattı.


