• ATALETİMİZİN SEBEPLERİ

      Atalet ile âtıl olmak kelimesi aynı kökten gelmekte ve kısaca çalışmamak, hiçbir şey yapmamak, tatil yapmak anlamını taşımaktadır. Kelimenin anlamına daha iyi vâkıf olmak amacıyla "atalet" ile aynı kökten türeyen bazı kelimelerin anlamlarını...

DUYURULAR

ÖMER KÜÇÜKAĞA HOCAMIZ İLE - 23

omer kucukaga ile 23

Medeniyet: Ziyaret esnasında kucağınıza tutuşturulan çocuk vardı. Ne yaptınız onu?

İlginç bir andı o. Ben çocuğu alıp kabre kadar gittim. Dua edip oradan ayrıldım. Daha önce de söylediğim gibi kabir başında İslâmî olmayan herhangi bir tavrımız olmadı. El sürmek, yüz sürmek, medet ummak vs. bunlar hiç olmadı, olmaz da. Annesi bunları istiyor olabilir belki, ama biz öyle bir şey yapamayız ki. Sonra kalabalığın arasından güçlükle sıyrılıp döndüm, çocuğu da İmam Rıza'nın kabrinde annesine teslim ettim.

Medeniyet: Kabirden çıktınız ve tekrar Meşhed'i gezmeye devam ettiniz…

Meşhed'i gezmeye devam ettik. Birkaç kez taksiye bindik, gideceğimiz yerlere otobüsle değil de taksiyle gidiyorduk. Şehir içinde dolmuş gibi çalışan taksiler vardı. Fiyatlar da bizdeki dolmuş ücretlerinden çok daha ucuzdu. Taksilere erkek ve kadının yan yana oturtulmadığı dikkatimi çekti. Daha önce erkek ve kadın hamamı ile alakalı olumsuz bir şeye dikkat çekmiştik, şimdi tam tersi olumlu bir şey var. Bütün İran hatıralarımda hep adaletli olmaya, hiç haksızlık yapmamaya çalışacağım. Taksilerde öne hanım oturuyorsa yanına erkek oturtmuyorlar. Çünkü taksilerde ön biraz dardır. Ön tarafta hanım oturuyorsa yanına hanım, erkek oturuyorsa erkek oturacak. Eğer hanım arkada oturuyorsa sağına soluna erkek oturamaz. Hanım kenarda oturacak ondan sonra erkekler oturabilirdi. Bunlar kendine göre birer tedbirdi. Bunlar güzel şeylerdi. Demek ki sistemde mahremiyete riayet etme duygusu var, ama birtakım yerlerde belli ki önleyemiyorlar.

O gün Meşhed'i gezdik. Ali beni uçakla gönderme sözü vermişti. Biz o gün bütün uçak bürolarını gezdik fakat asla benim gitmem gereken yere uçak bulamadık. O zaman şunu da öğrenmiş oldum. İran'da uçak fiyatları da çok ucuzdu. Dolayısıyla insanlar iç hatlarda önce uçağı tercih ediyorlar, eğer bilet bulamazlarsa otobüse geçiyorlardı. Çünkü aralarında fiyat farkı çok azdı. Bizde şu an uçağa binebilen fakir halk, İran'da daha 1990'larda binebiliyordu. İç hatlarda bilet bulabilmenin çok zor olduğunu sonradan öğrenmiştik. Ertesi gün biletin olduğunu söylediler ancak ben ertesi günü beklemek istemedim. Çünkü bir an önce gitmek istiyordum. Çok zor bir şekilde olsa da otobüs bileti bulduk.

Medeniyet: Nereye gidiyorsunuz?

Zahedan diye bir şehre gitmem gerekiyordu. Zahedan'a bulamadık fakat onun yakınındaki bir başka şehre giden otobüste yer bulduk. Ali ve beş altı arkadaşı beni yolcu etti. Görüşür, konuşuruz ümidiyle adreslerimizi almıştık ama sonraları görüşemedik.

İran halkı fakir olmasına rağmen seyahat edebiliyordu. Petrol çok ucuzdu ve herkesin eski de olsa arabası vardı, yeni arabalar ise çok yoktu. Arabalar 15 20 senelikti, çok eski arabalardı. Petrol çok ucuz olduğu için kendi arabalarına olsun otobüs ve uçaklara olsun binip rahatlıkla seyahat edebiliyorlardı.

Meşhed otogarından yola çıkıp Zahedan'a doğru ilerledik. Yolumuz çok uzundu. İran, toprak olarak çok büyük bir ülke. İran'ın toprak sahası zannederim Türkiye'nin iki katı. Dolayısıyla otobüsle yapılan yolculuklar, ülkenin bir ucundan diğer ucuna 40 50 saat sürebiliyor. Çünkü hem otobüsleri yeni değildi hem de yolları kötüydü. Şoförleri ve halkı bizim gibi aceleci değil, yavaşlar. Bizim halkımız dakiktir yine de. Saatlerine dikkat ederler İran halkına kıyasen. Mola yarım saatse yarım saattir. Çok fazla geçirmezler, otobüsü fazla bekletmezler. Ama oralar öyle değil. Bir saat mola verilmişse belki bu iki saate çıkabilir. Çünkü insanlar geç dönüyorlar, geç toparlanıyorlar. Kimse de birbirine kızmaz bu durumda. Bizde böyle bir şey olsa bağırıp çağırmalar, kavgalar olur sanırım.

Medeniyet: Yolda askerler sizi niçin durdurdu?

Hava kararmaya başladı. Birden otobüsümüzü durdurdular. Durduranlar askerdi. Önümüzde alevler içinde yanan 3 4 tır vardı. Kaçak petrol taşıyorlarmış. Kaçak petrol yakalandığı zaman devlet hem tırı hem de içindeki petrolü yakıyormuş. Otobüstekilere kim yakmış diye sorduğumda “asker”, dediler. Neden, dedim. Kaçak olduğu için, dediler. Kaçaksa alsın götürsün depoya koysun, neden yakıyorlar, dedim. İbret olsun diye cevabını verdiler. Petrol ucuz ve bol olduğu için değersiz bir şeydi İran'da. Araçlar yanıncaya kadar bekledik, sonra yolumuza devam ettik.

Medeniyet: Gecenin bir yarısı yolda indiniz…

Tebrizli Ali benim nerede inmem gerektiğini şoföre söylemişti. Şoför bana döndü ve sen burada mı inecektin dedi, kâğıttan okuyarak. Biz diğer tarafa gideceğiz, seni burada indireceğiz. Dışarıya baktım, hiçbir şey gözükmüyordu. Gece ve karanlık. Ben nasıl ineyim burada, dedim. Burada ineceksin, yoksa uzaklaşacağız, istiyorsan gel, dedi. Zahedan'ın zıttı bir tarafa gidecekler. İndim hâliyle. O yerin ismi Kirman'dı sanırım, tam hatırlamıyorum. Otobüs gözden kayboldu. Valizimi aldım, tek başınaydım, ortalıkta ne bir ışık vardı ne bir ay ne de bir yıldız. Her taraf karanlık, yol bile gözükmüyor. Bazen köpek sesleri geliyordu, insan korkuyor. O kadar sessiz bir yerdi ki gerçekten ürperdim ve korktum.

Bana orası kavşak, gelen arabalara el kaldır, seni alırlar, demişlerdi. Ben orada muhtemelen bir saat bekledim, el kaldırıyorum durmuyorlar. Bazısı duruyor ama biz diğer tarafa gideceğiz, diyor. Ama o bir saatte gerçekten iyi korku yaşadım. Çünkü bir ara köpek sesleri yaklaşıyor gibi oluyordu. Gelselerdi ben hiçbir şey yapamazdım. Öyle bir ıssızlık öyle bir sessizlik vardı ki zannedersem orası çöldü.

Sonra gideceğim yöne doğru bir otobüs geldi ve durdu, bindim. Otobüste oturacak yer yoktu. İnsanlar garipti. İran'da gördüğüm diğer insanlar gibi değillerdi. Davranışları farklıydı, başka bir bölgenin insanı oldukları belliydi. Meşhed'de ve Tebriz'de gördüğüm İranlılar gibi değillerdi. Ayrıca konuşmaları da Farsça değildi. Neyse otobüs biraz gittikten sonra küçük bir ilçede durdu. Bir yolcu indi. Ben onun yerine oturdum. Yanımdaki çocukla biraz konuşmak istedim. Sen İranlı mısın dedim, yok dedi. Nerelisin dedim, ben Türk'üm, dedi. Nasıl Türk'sün dedim, Türkmenistanlıyım, dedi. Fakat ben bu çocukla anlaşamıyordum. On tane kelime söylüyorsa ancak bir iki tanesini anlıyordum. O ise beni hiç anlamıyordu. Biraz daha konuşunca Azeri Türkçesini biraz bildiğini anladım. Azeri Türkçesi konuşunca az da olsa anlaştık. Çok dindar, Müslüman bir çocuktu. Yolumuza devam ettik, sonra namaz vakti geldi. Ben ona bir iki defa sordum, durmazlar ki dedi. Nasıl durmazlar, namaz kılacağız, dedim. Şoförden çekiniyorlardı. Tekrar otobüsümüz durduruldu, yine askerler geldiler. Otobüsün içini kontrol ettiler, aradılar, kimliklere ve pasaportlara baktılar, incelediler her şeyi. Ben önden ikinci sırada oturuyordum. Onlar beni geçtikten sonra iner namazımı kılarım, diye düşündüm. Abdestim vardı ne de olsa. Yanımdaki kızarlar, dedi. Yok, ben namaz kılacağım, dedim. İndim namazımı kıldım. Namazımı kılarken askerler görevlerini bitirmişlerdi. Bizim şoför ve muavin de ne yapıyor bu diye bana kızıyor. Selâmımı verdim, bağırmaya başladılar. Ne bağırıyorsun, namaz kıldım, dedim. Bizim işimiz var, ne namazı, dedi. Siz Müslüman değil misiniz, hadi siz kılmıyorsunuz niye bana kızıyorsunuz, dedim. Atarım seni aşağıya, dedi. Ben de at, dedim. Atamadı beni otobüsten. O çocuğa neden böyle olduklarını sordum. Belucistan bölgesine girdik, burası farklı, öteki tarafla karıştırma, dedi. Muhtemelen orada şoförler ve muavinler devlet görevlisi idi, yoksa bir otobüs şoförü yolcuya karşı o kadar tepeden bakamaz, sert davranamazdı. General gibiydiler. Hepsinin davranışları öyleydi. Namaz için bile izin vermek istemiyorlardı. Tatsız bir yolculuk oldu. Bu yolculuktan sonra Zahedan'a gittik.

Medeniyet: Zahedan'da nerede kaldınız? Anlattıklarınıza göre burası daha zor…

Daha zor tabi. Zahedan'a gidince otel aramaya başladım. Bir kısmı dolu diyordu, bir kısmı biz alamayız, diyordu. Niye alamazsınız, dediğimde Defter'den izin alacaksın, diyorlardı. Defter nedir, onu da bilmiyorum. Bir kişi bana filanca otele gidersen onlar alır, dedi. O otele gittim, Lüks bir oteldi. Geceliği 100 dolar. 100 dolar İran için çok büyük bir paraydı. Otellerde normalde 1, 2 dolara kalıyorduk. Meğer o otel, tam turistlik bir otelmiş. Pek sorgu sual yok, parayı alıyor ve size odayı veriyor. Muhtemelen sırtını bir yerlere dayamış bir otel. Başka otellere gittim. Defter diyorlardı bu defterin nerede olduğunu sordum, tarif ettiler. Defter, izin veren bir büroymuş. Neyse deftere gittim, pasaportumu istediler, gösterdim. Neden geldiğimi sordular, Pakistan'a geçeceğimi söyledim. Ne amaçla gittiğimi sordular, gezeceğim, dedim. Başka ülke bulamadın mı gezecek, dediler. Sanki suç işliyormuşum gibi davranıyorlardı. Farklı bir yerde olduğumu anlamıştım. Zaten Zahedan, İran'ın eyaletlerinden Belucistan'ın başkenti. Belucistan, Pakistan sınırına yakın olan bir bölge. Irk olarak Beluclar yaşıyor orada. Anladım ki farklı bir yerdeyim. Bana bir kâğıt verdiler, o kâğıdı gösterince oteller kalmama izin verdiler.

O gece otelde kaldık. Otel dediysem öyle ahım şahım bir otel değil, ranzaların yan yana dizili olduğu ve hapishane koğuşunu andıran bir yer. Yaklaşık 10 12 ranza. Ranzalar ikişer katlı. Ben üst ranzaya düştüm.

Üzerimde bir miktar para vardı. Onlara bir şey olur korkusuyla rahat değildim. Bir kısmı benimdi, bir kısmı emanetti. Yardım niyetiyle götürüyordum. Kıymetli eşyalarımı pantolon ve yeleğin iç cebine koydum, dış ceplere bir şey koymadım. Sabah olunca kahvaltı yapmak için dışarı çıktım ama uygun bir yer bulamadım. Mekânlar temiz değildi. Bir yerde sütlü muz satıyorlardı, kapalı bir yerdi. Buranın temiz olduğunu düşündüm. Gittim orada sütlü muz içtim, o beni doyurdu.

Medeniyet: Bir ara kısa süreli korku yaşadınız…

Kısa süreliydi ama çok korkmuştum. Sık sık ceplerimi kontrol ediyordum. Bir baktım ki pasaport yok. Koşa koşa otele gittim. Her yeri aradım ancak hiçbir yerde bulamadım. Arkada da bir cep vardı, o cepten diğerine geçiş yapılıyordu. Onu unutmuşum. Bir an elimi attım, arkada olduğunu fark ettim. Öyle sevindim ki… Pasaportsuz orda kalmak demek hapse girmek demekti. Bölgenin özelliği de buydu zaten. Ne sınırı geçebilirsin ne bir şey yapabilirsin. Neyse pasaportu bulduk elhamdülillah.

Canım çay içmek istedi. Bir çay ocağına girdim. Temiz değildi. Çaycı bardakları alıyor, aynı bardakla başkalarına da çay getiriyordu. Bir leğen vardı, leğenin içerisine batırıp çıkartıyor, böylece temizlenmiş oluyordu bardaklar. Benim o şekilde içmeme imkân yoktu. Temiz bir bardakla çay istedim. Temiz, dedi adam. Daha temiz istiyorum, biraz hastayım, dedim. Bu sefer adam bardağı leğene iki üç defa batırıp çıkardı. Dayanamadım, bir de ben yıkayabilir miyim, dedim. Çeşme vardı, bardağı alıp bir güzel yıkadım. İki üç kişi bana bakıyordu, ben de onlar bakıyor diye bir daha, bir daha yıkadım. Şimdi çayı doldurabilirsiniz, dedim. Herkes bana bakıyordu. Bir de pırıl pırıl parlayan bardağa. Çayımı içip çıkana kadar bana bakmaya devam ettiler. Bir bardak çay içmek bile nimettir. Türkiye'de tertemiz geliyor bardaklar, yemekler. Türkiye ve insanları gerçekten çok temiz. Bunu iyi bilmek lazımdır. Tabi bu coğrafyalardaki kirliliği sadece insanlara bağlamak doğru olmaz. Ucuz eleştirilerde bulunmak, insanları hemen suçlamak yanlış olur. Meseleye bütüncül bakmak gerekir. Suç sadece insanlarda değil. Eğitim, devlet, yerel yönetimler, ilgisizlik, kültür… Hepsi bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Orası İran devletinin diğer bölgeler gibi önem verdiği bir yer değil. Devlet, bölge halkına sadece güvenlik ve asayiş noktasından bakıyor. Diğer ihtiyaçlar noktasında pek yardımcı olmuyordu.

Medeniyet: Beluclar Şii mi? Oradaki gözlemlerinizi de paylaşır mısınız?

Hayır, Belucistan Sünni'dir. Ayrıca Urumiye var, hepsi Kürt ve Sünni. Pakistan taraflarında da Sünniler var. Kenarlarda kalmış Sünniler. Camilere gittim, camiler çok süslüydü. İlk defa Sünnilerin olduğu bir yerde kabristan gördüm. Kabristan tepedeydi. Merdivenle çıkılıyordu, merdivenleri çıktım. Kabirleri ziyaret ettim. İnsanların kabirlere ilgisi çok fazlaydı ama bağırıp çağırma yoktu. Kabirlerin üstüne lale, gül gibi çiçekler atıyorlardı. Sünni olan Beluclar ile Şii olan Perslerin kültürleri arasında tam bir kopukluk yoktu. Her ikisinde de kabre karşı gereğinden fazla ilgi vardı ama Perslerinki daha fazlaydı. Orada kabre karşı ilgi bizdekinden çok daha fazlaydı. Özellikle o güller falan dikkatimi çekmişti. Bizde kabirlerin üzerine pek çiçek vs. atılmaz. Varsa da o kadar yaygın değil.

Sonra cemaatle namaz kılmak için Sünnilerin camisine gittim. Namaz kılma şekilleri normaldi. Bölge halkıyla konuştuk, bölgelerinde İslâmî hareketin güçlü olduğunu söylediler. İslâmî hareket devletle problemliymiş. Bu sebeple rahat davranamıyorlarmış, kendilerini biraz gizlemek zorunda kalıyorlarmış.
(Devamı gelecek sayıda…)

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar