• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

NİÇİN ZORUNLU EĞİTİM?

nicin zorunlu egitim

Eğitim meselesi bütün toplumlarda tartışılan bir konu olmuştur. Bu anlamda Platon bir okul kurarak eğitimden bahseden ilk kadim filozoftur. Platon, ideal toplumum eğitimle mümkün olacağını savunur. Platon'un eğitime yaptığı vurgu, ancak o zamanki Atina'daki mevcut eğitim sistemi nedeniyleydi.

Platon bilgiyi satan Sofistlere ve bunların düşüncelerine karşıydı. Ona göre toplumda adaletin gerçekleşmesi işçi, savaşçı ve yönetici tabakaların uyum içerisinde olmasına bağlıdır. Bunu gerçekleştirmenin en önemli yolu ise eğitimdir. İnsanlara uygun eğitim fırsatı verilmezse devlet niteliksiz insanlar tarafından yönetilecektir. Bu durumun neticesinde ise adaletsiz bir toplum veya timokrasi, oligarşi, kusurlu demokrasi veya zulüm ortaya çıkacaktır. Eğitim meselesi Batı düşüncesinde Platon'dan sonra, en yoğun Rönesans ve Aydınlanma döneminde tartışılmıştır. Köklü alt üst oluşların yaşandığı bu dönemde ihtiyaç duyulan insan tipi değiştiği için söz konusu insanın nasıl, hangi yöntem ve tekniklerle yetiştirileceği sorun olmuştur. Bu çerçevede özellikle insan varlığı üzerine hümanizm adı altında çalışmalar yapılmıştır. Batı eğitim teorileriyle ilişkili bir konu olarak zorunlu eğitim ise ulus devletlerin oluşumuyla sıkı ilişki içerisindedir.

Zorunlu eğitim, çocukların okula gitmeleri ve eğitim almaları için beklenen yasal olarak gerekli süreye verilen addır. Batı dünyasında, bu yasalar genellikle çocukların 5 ila 18 yaşları arasında okula gitmelerini gerektirir. Genel olarak Batı toplumlarında yasalarda istisnalar olsa da çocukların başarılı olmaları ve örnek vatandaş olmaları için güçlü bir temel eğitime sahip olmaları gerektiği yönünde bir düşünce yaygındır. İlk defa Prusya'da ortaya çıkan zorunlu eğitim uygulaması modernleşme sürecinde ulus devletlerin inşasıyla birlikte yaygınlık kazanmıştır. Modernleşme kökleri Rönesans'a dayanan toplumsal anlamda köklü değişimleri içermektedir. Modernleşme olarak tanımlanan dönem boyunca, yapısal dönüşümlerin yerleşmesini ve kalıcı olmasını sağlamak amacıyla eğitim bir enstrüman olarak kullanılmıştır. Bu çerçevede modernleşme projesinin üretmiş olduğu mitlerin ve söylemlerin fertlere aktarılabilmesinin en etkin yolu olarak fabrika tipi insan yetiştiren okullar seçilmiştir. Okullar önceden belirlenmiş müfredat ve tasarımlanmış ortamıyla doğal olmayan nitelikte yapılardır. Doğallıktan uzak bu kurumlar siyasal sistemlerin meşruluğunu sağlamak için önemli bir işlev görmüştür.

Zorunlu eğitimin okullarda yapılmasının meşru gerekçesi neydi? Bu sorunun temelleri modern düşüncenin varlık ve hakikat (doğruluk) anlayışına dayanmaktadır. Rönesans'la birlikte Batı'da insanın varlığa bakış açısı ve hakikatle ilişkisi değişime uğramıştır. Modern düşünce hakikati insanın varlıkla ve hayatla ilişkisinde ortaya çıkan saklı bir değer olmaktan çıkartılmıştır. Modern düşüncede hakikat herkes için aynı anlamı taşıyan nesnel bir yapıdır. Eğitim öğretim sistemleri de anlamda herkese hakikate ulaşma imkânı sağlayan eşitlikçi yapılar olarak tasarımlanmıştır. Diğer bir ifadeyle okullar özneden bağımsız bir değer olan hakikatin insanlara aktarıldığı kurumlar olmuştur. Topluma belirli bir biçim vermeyi amaçlayan iktidarlar ya ikna yoluyla ya da zorla bu düşünce üzerinden eğitim yapmaya başlamıştır. Bu yöntem topluma biçim vermeye çalışan bütün ideolojik sistemler için geçerlidir.

Hakikat anlamında bilginin nesnel ve mutlak bir yapı gibi tanımlanması modern toplumlarda, bürokratik sistemlerin toplumsal düzeni sağlamasını kolaylaştırıcı bir araç olmuştur. Çünkü hakikatin herkes için tekleşmesi insanlara öğretilmesinde okul gibi yapıların oluşturulmasına meşru bir dayanak olmuştur. Haklar çerçevesinde herkesin aynı bilgileri öğrenmesi devletin bir sorumluluğu olarak belirlenmiştir. Devlet iktidarlar toplumsal düzeni sağlamak için örgütlenmiş eğitim sistemlerini kullanmıştır. Böylelikle temelde toplumsal yapıyı inşa eden ekonomik sistemin meşruluğunu ve devamlılığını sağlamak mümkün hale gelmiştir. Aynı zamanda ulus devletlerin ihtiyaç duyduğu benzer niteliklere sahip yasalara göre yetiştirilmiş vatandaş tipi insan yetiştirmeye başlanmıştır.

Reform sürecinin ardından Batı'daki Protestan ülkelerde başlatılan kitlesel eğitim, ulus devletin oluşumu ile zorunlu hale getirilmiştir. 19. yüzyılda yaygınlık kazanmış ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra yeni ortaya çıkan devletlerde de uygulanmaya başlanmıştır. Sanayileşmenin ilk defa ortaya çıktığı yer olan İngiltere'de sanayileşme geliştikçe sistemli eğitim zorunlu hale gelmiştir. Çünkü Sanayi Devrimi'yle birlikte fabrikalaşma ve kentleşme olgusu ortaya çıkmıştır. Avrupa'da ortaya çıkan toplumsal değişim sosyal yapıda alt üst oluşlara neden olmuştur. Sonuç itibarıyla geleneksel toplum yapısında yaşanan bozulmalar başta aile kurumunu olumsuz etkilemiştir. Sanayileşen toplumlarda eğitim kurumu, geleneksel toplumsal kurumların işlevini kaybetmesiyle birlikte yeni toplumsal düzenin inşa sorumluluğunu üstlenmiştir. Başta aile ve diğer geleneksel toplumsal kurumların işlevini kaybetmeleri bu kurumların toplumun temel taşlarının yerinden oynaması demektir. Böylelikle siyasal iktidar ikna ya da buyruk yoluyla istenen değişimi sağlayabilecekti. Bu anlamda siyaset ve hukuk kurumu eğitimi herkes için gerekli ve zorunlu hale getirmek suretiyle istenen toplumsal değişimi sağlayabilecekti. Zorunlu eğitim sayesinde sanayileşen toplumda ihtiyaç duyulan nitelikli iş gücü sağlanabilecek ve toplumdaki insanlar gelişen kapitalist sistemin insan kaynağı hâline gelecekti. Nitekim günümüzde insanların eğitim yoluyla yaşam standartlarını değiştirebilmek için rekabet ettiğini görmekteyiz. Dar gelirli ya da yüksek gelire sahip her kesimden insanın, çocuklarının eğitim yoluyla istedikleri statüleri elde edebileceklerini düşünmesi sistemin dikte ettiği bir düşüncedir. Kapitalist sistemin getirdiği bu anlayış eğitimin ticari bir araca dönüştürülmesinde de temel faktör olmuştur.

Eğitim zorunlu olarak finanse edilmeli ve yönetilmeli mi yoksa fert ve grupların tercihine mi bırakılmalı? Batı felsefesinde eski bir soru bu. Bu sorun siyaset felsefesinin başlangıcına kadar götürülebilir. Günümüzde ise farklı açılardan tartışılmaktadır. Bugün zorunlu eğitim sistemi ile ilgili insanların tatmin edici bulmadığı birçok konu bulunmaktadır. Bu konulara ve soruna dair bazı tespit ve değerlendirmeler yapmak gerekmektedir. Zorunlu eğitimin aksayan veya sorunlara neden olan durumlardan bazıları şunlardır:

♦ Ulus devletlerde müfredat iktidarın ideolojik önceliklerini yansıtacak şekilde siyasallaşabilmektedir.

♦ Eğitimde standartlar ortak paydaya uyum sağlamak için sürekli olarak aşağıya çekilmektedir.

♦ Eğitim ortamları yetenekli çocukların potansiyellerine ulaşmasına imkân verecek şekilde düzenlenmemektedir.

♦ Bireysel anlamda yetenekli çocukların özel ihtiyaçları ihmal edilmektedir. Orta seviye öğrenenler ise bir makinedeki çarklar gibi benzer fertler olarak yetişmektedir.

♦ Öğretmenlerin her yaptıklarını izleyen ve düzenleyen bürokratik yapılar bu yapının sürekliliğini sağlarken öğretmenleri sınırlayabilmektedir.

♦ Standardize edilmiş eğitim sistemleri ilham verici olmaktan uzak kalıp düşünceler için uygundur. Modern düşüncede bilginin bireyden bağımsız nesnel bir unsur şeklinde tanımlanması burada tekrar hatırlanmalıdır.

♦ Erkek ve kızlar ruhsal ve bedensel anlamda farklı niteliklere bireylerdir. Kızların öğrenmesi gereken ilim ve sanatlar naif bir ruh bünyesine uygun seçilmelidir.

♦ Her insan parmak izi kadar benzersizdir. Her insanın zevkleri, ilgi alanları ve yetenekleri benzersizdir. Bu anlamda almaları gereken eğitim sahip oldukları özelliklere göre tasarımlanmalıdır.

♦ İnsanın doğayla olan ilişkisi koparılmakta ya da sınırlandırılmaktadır. Çocukların deneme yanılma gibi hür bir şekilde doğal ortamda kendi kendine öğrenmesine imkân verilmemektedir.

♦ Bu tespitlere dayalı olarak zorunlu eğitimin, tamamen modernleşme sürecinin üretmiş olduğu sorunlar ve kavramlara bağlı ortaya çıktığını ve ideolojik temeller üzerinde şekillendiğini söyleyebiliriz. Batılı ulus devletler, eşitlikçi söyleme bağlı olarak planladıkları zorunlu eğitimi, vatandaşın kontrolü için araç olarak kullanmıştır. Bunun yanında kapitalist sistem ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün toplumdan temin ederken eğitimin ticarileşmesine de izin vermiştir. Böylece özel teşebbüs eğitimle ilgili özel talepleri karşılarken sisteminde sürekliliğine destek sağlamaktadır. Aile kurumunun yerini yavaş yavaş okullar, kreşler ve özel eğitim kurumları almıştır. Aile, önemini ve işlevini kaybederken okul ve diğer eğitim kurumları daha önemli görülmeye başlanmıştır. Tabi ki bu tespit hızla değişen dünya koşullarında okulun toplumsal rolü tartışılmaya başlanmıştır. Çünkü hızla değişen toplum karşısında şeklî eğitim veren kurumların bu değişime uygun şekilde yenilenmemesi önemli bir sorun olmaktadır. Çevre ile kitle iletişim araçları arasına sıkışıp kalan okula karşı öğrenciler aidiyet duygusunu kaybetmektedir. Bu durum zorunlu eğitimi sorunlu bir eğitim hâline getirmektedir. Diğer bir deyişle zorunlu eğitim değişen dünyada birey ve grupların değişen taleplerini karşılamada zorlanmaktadır.

Zorunlu eğitim Avrupa ve Türkiye ölçeğinde farklı zeminlerde tartışılması gereken bu konudur. Batı karşısındaki gelenekçi toplumların geri kalmışlığını sanayileşmeye ve modernitenin getirdiği değerleri benimsememeye bağlayan bir zihniyetle ülkemizin eğitim sorunları ele alınamaz. Farklı kültür kodlarına sahip iki dünyanın aynı düzlemde ele alınması, hatalı değerlendirmelere ve sonuçlara yol açacaktır. Günümüzde toplumsal yapısında geleneksel değerleri barındıran toplumların eğitim sorunu modernleşmenin getirdiği varlık ve bilgi anlayışıyla çözümlenemez. 18. yüzyıl Avrupa'sında yaşanan değişimler toplumların kendi iç dinamikleriyle ilişkili gerçekleşmiştir. Diğer bir deyişle toplumsal değişim toplumun bünyesinde ortaya çıkan ihtiyaç ve olgulara bağlı gerçekleşmiştir. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde ve Cumhuriyet Türkiye'sinde gerçekleşen toplumsal değişim ise toplumun kendi içinden değil dışarıdan yapılan müdahalelerin bir ürünüdür.

Zorunlu eğitimin Batı merkezli olması noktasında diğer bir husus bu sistemin ciddi bir biçimde eleştirilmemiş olmasıdır. Bütünüyle olumla bulunarak sosyal bünyeye aktarılmaya çalışması bu hatalı bakışın bir sonucudur. Oysaki eğitim felsefesi, öğretim ilke ve yöntemleri bakımından eleştirilmiş olmalıydı. Fakat genel anlamda Batılı bilginin özel anlamda Batı merkezli eğitimin Müslüman toplumların kültür kodlarıyla uyumlu olmadığını söylemek yeterli değildir. Batı merkezli eğitimin yöntem ve teknikleriyle Müslüman toplumların kültürel yapısına uygun bilgi üretmekte mümkün değildir. Bu açıdan Müslüman toplumların her alanda ihtiyaç duydukları değişimin dayanağı yine kendi iç dinamikleri olmak zorundadır. Çünkü hayatın her noktasını tanzim eden değerleri bünyesinde barındıran bir inançtan bahsediyorsak sorun düşüncede değil dünyada yaşanan dengesizliklerdedir.

Modernleşme ve sonrası eğitim sistemlerinin temel amacı, bireyleri gelişen kapitalist sistemin ihtiyaçlarına göre yetiştirmeye çalışmaktır. İnsanların ekonomik ihtiyaçlara göre yetiştirilmesi eğitimin ana hedeflerinden uzaklaşması demektir. Eğitimde temel amaç genel anlamda ahlâkî anlamda erdemleri benimsemiş insan “iyi insan” yetiştirmektir. Bu anlamda terbiye ya da eğitim, öncelikle insanın ahlâkî kişiliğinin oluşumunu hedefler. Dinî terbiye ahlâkî gelişimi bireyin içinde yaşadığı toplumla ve doğayla ilişki içerisinde oluşturmayı amaçlar. Bu insanlar kendi kişiliklerini inşa edebilme anlamında hür bırakılmıştır. İnsanı doğuştan getirdiği yetenekleri toplumsal hayatta eğitimle şekillendirebilen bir varlık olarak görür. İnsan doğuştan iyiliğe eğilimli yaratılmıştır. Toplumda manevi değerlerin yaşanıyor olması eğitimin temel zeminidir. Manevi değerlerin yaşandığı bir toplumda eğitim sınırları belirli binaların içerisinde değildir sadece. Her yerdedir.

Yılmaz Albayrak

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız