• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

MODERN DÜŞÜNCE VE MODERN EĞİTİM

modern dusunce

Her varlığın kendine has nitelikleri vardır. İnsan diğer canlılara benzemekle beraber kendine has nitelikleri olan bir varlıktır. İnsanın eğitilebilen bir varlık olması bu niteliklerden biridir. Eğitim, beşer olarak dünyaya gelen insana şuur vermek suretiyle ona kimlik ve kişilik kazandırma metotlarını ortaya koyan bir ilimdir.

Kant'a göre “İnsan, terbiyenin meydana getirdiğinden başka bir şey değildir.” Eğitim konusunun odak noktasını insan oluşturmaktadır. Çünkü eğitimin temel hedefi insanı şekillendirmektir. Bütün toplumlarda eğitimin ortak gayesi toplumun inanç ve kültürüne bağlı olarak ahlâklı insan yetiştirmektir. Bu çerçevede Batı'da ortaya çıkmış modern eğitim görüşlerini ayrı değerlendirmek gerekir. Çünkü modern eğitim kuramları ilke ve kavramları itibariyle geleneksel olan tüm anlayışlara karşı ve uzlaşmaz bir çerçeveye sahiptir. Bu yazının amacı modernitenin eğitim görüşünü daha çok insan anlayışı üzerinden değerlendirmek olacaktır. Değerlendirmede bulunurken modernitenin temel iddiaları olan özgürlük, eşitlik, akılcılık kavramları esas alınacaktır.

Batı'nın eğitim anlayışının temelinde büyük ölçüde Antik Yunan ve Roma tecrübesi yatmaktadır. Bu tecrübe, Rönesans ve Reform hareketleriyle yeniden biçimlendirilmiştir. Aydınlanma sonrasında ise modern eğitim anlayışı sistemli görüşler olarak ortaya konmuştur.

Batı toplumları için eğitim ulus devletin biçimlendirici bir aracı gibi kullanılmıştır. Bu amacın dışında eğitim çok daha önemli bir öneme sahip olmuştur. Batı'nın Sanayi Devrimi sonrası kurduğu kapitalist düzenin meşruiyetini ve insan ihtiyacını sağlayan, eğitim kurumu olmuştur. Bu meşruiyeti, kullanmış olduğu kavramlar yoluyla sağlayabilmiştir. Modern devlet büyük ölçüde seçkinlerin elinde biçimlendiği için de eğitimin nasıl olacağı konusunda da yine seçkinler belirleyici olmuştur. Kilise ve feodaliteye karşı varlık bulan yeni siyasal düzenin meşru ve devamlı olabilmesi için, yöneten ve yönetilen ilişkisinin yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Bu noktada birey ve vatandaş kavramları türetildi. Daha sonrada bunları yetiştirecek olan bir eğitim sistemine ihtiyaç duyuldu. İnsanlara yeni siyasal düzende devlete karşı olan ödevlerini öğretecek bir mekân olan okullar açıldı. Böylece halk devlete karşı olan sorumluluklarını vatandaş kimliğiyle hiçbir sorun çıkarmadan yerine getirecekti. Modern toplumda insan sadece vatandaş olarak vardır. Vatandaşlık kavramı, ulus devlet anlayışında devlet ve birey ilişkisini yeniden belirlemiştir. Bu anlayışta bireylerin evrensel bir hukuka göre eşit ve özgür oldukları kabul edilmektedir. Vatandaşlık statüsündeki bireyler, başka bir unvana veya statüye ihtiyaç duymadan devlete aidiyetlerini kazanmış olurlar. Burada sözü edilen eşitlik vatandaşların hukuksal eşitliğidir.

Kapitalist ilişkilerin egemen olduğu ulus devletlerde ortaya çıkan ekonomik eşitsizlik zamanla yaygınlaşınca hukuksal eşitlik iddiası sözde kalmıştır. Eşitlik iddiası eğitimde fırsat eşitliği kavramıyla karşımıza çıkar. Modern eğitimin fırsat eşitliği iddiasıyla toplumsal eşitsizlikleri önlemesi beklenmekteydi. Umulanın aksine modern eğitim eşitsizliklerin üretilmesine ve insanlar arasında rekabetin oluşmasına sebep olmuştur. Eğitimde uygulanan ölçme/değerlendirme sistemiyle eşitsizliklere yol açmıştır. Çünkü modern eğitim, bireysel farklılıkları esas alan ve yetenekleri ölçen bir niteliğe sahip değildir. Aksine insanları aldıkları puana göre kategorilere ayıran bir anlayıştır.

Tüm bunlara rağmen Batı'da homojen bir toplum nasıl ortaya çıkmıştır?

Batı felsefesinde insanı terbiye edilmesinde şuurlu ve planlı tesirlerin yalnız mektepte ve planlı öğretim faaliyetleriyle mümkün olduğu görüşü ortaya çıkmıştır. Bu düşünce aydınlanma döneminde filozoflar tarafından açık biçimde dile getirilmiştir. Buna bağlı olarak eğitim, fabrika sistemi dikkate alınarak düzenlenmiştir. Fabrika sistemi, insanları aşağıdan yukarıya doğru hiyerarşik biçimde itaate zorlayan, mekanikleştiren bir yapıdır. Eğitimi de bu şekilde anlayan siyasi otorite veya egemen iktidarlar eylemlerini meşrulaştırmak ve sürdürebilmek için eğitimi ideolojik bir aygıt olarak kullandılar ve eğitim sistemini buna uygun dizayn ettiler. İnsanları tek tipleştirme yoluyla kolayca yönlendirilebilir bir biçim verdiler. Bu anlamda modern insan belirlenen bir varlıktır. Modern hayatın bir gereği olarak açılan okullar bütün yönleriyle standart idi. Bu standardizasyonu modern okulun her unsurunda görebiliriz. Öğrencilerin giydikleri kıyafetler, okutulan ve ezberletilen metinler, ansiklopedi gibi aynı bilgilerle yüklü insanlar bu anlayışın örneklerdir. Eğitim ve öğretim yöntemlerinde de standartlar belirliydi. Bir okulda farklı kültürlerde yetişmiş öğrenciler, hazırbulunuşluk düzeyleri, yetenekleri, bireysel özellikleri bakımından aynı kabul edildi. Böylece hemen her bakımdan tek tipleştirme modern eğitimin temel amacı oldu. Alvin Toffler modern dönemin özelliklerinden bahsederken beş başlık ortaya koyar. Bunlar; standartlaşma, ihtisaslaşma, senkronizasyon, yoğunlaşma ve merkezileşmedir. Bizim eğitimde etkisinden bahsettiğimiz özellik ise standartlaşmadır.

Bu süreçte eğitimde kullanılan dilin halkın kendi dili olması eğitimi kolaylaştırmıştır. Hülasa modern eğitim görüşleri, özgür bir birey yetiştirdiğini ilan etmişti. Lakin bireyi modernitenin ilkeleri doğrultusunda kurmaca bir biçimde inşa etti. Birey hiçbir zaman kendi hayatının öznesi değildi. Bu nedenle modern toplumda birey, her zaman egemen bir gücün politik öznesi olarak var oldu. Kendine sunulan özgürlüğü büyük bir ödül gibi alırken kendi içinde özgür olmadığının farkında değildi. Kendi dış dünyasında dilediği gibi davranmayı özgürlük olarak kabul ediyordu. Örneğin, Galileo gibi artık hiç kimse dünya dönüyor dediği için cezalandırılmıyordu. Fakat bilimin sunduğu nesnel olduğu iddia edilen verilere de inanmak zorundaydı. Bu algı modern insanın özgürlük yanılsaması olarak izah edilebilir. Kendini özgür bir birey olarak tanımlarken herkesle aynı şeyleri düşündüğünün farkında olmamak zihinsel bir illüzyondur.

İnsanın kimliği ve kişiliği bir bütündür. Bu bütünlük modern toplumda olduğu gibi kolektif bir şablon biçiminde düşünülemez. Öncelikle insanın yaradılışını reddederek ona sınır çizen bütün beşeri ideolojiler ve otoriteler bu durumdan sorumludur. Bu nedenle insanın özünü, ontolojik yapısını doğru anlamak için ideolojilerden kurtulmak zorundayız. İdeolojiler sınırlar çizer. İnsan bilgisi mutlak değildir. Çünkü insan mutlak bir varlık değildir. İnsan, sürekli kendini tamamlamaya çalışan eksik bir varlıktır. Bu anlamda ideoloji/izmler insanın kendi aklıyla mutlaklaştırdığı fikirler manzumesidir. Bu durumda modern insan sınırlı bir varlık olduğunun bilincinde olmadığı için iki kutup arasında özgürlüğünü kaybetmiştir. Bunlar ideolojiler ve insanın egosudur. Modern insan ilahi otoritenin inkârı ile kendi iç kontrolünü kaybetmiştir. Çünkü insanın iç dünyasını kontrol edebilmesi ancak inançla mümkündür. İç kontrolünü kaybeden insanın dış kontrolü egemen güçlerce daha kolay sağlanmıştır. İlahi otoriteden uzaklaşan insan kendi arzularını tatmine daha kolay yönelecektir. Bu anlamda en yakın arkadaşı egosu olacaktır. Kendi arzu ve istekleriyle baş başa kalan insan, iç kontrolü olmadığı için kolayca tatmine yönelecektir. Böylelikle bir süre sonra insan, arzularının kölesi olacaktır. Diğer taraftan insan düşünen, sorgulayan ve hayata anlam veren bir varlıktır. Bu anlam verme ihtiyacı modern zamanlarda ideolojiler tarafından giderilmiştir. Böylece bir tarafta insana umut vadeden ideolojiler, diğer tarafta ise insanın egosu insanın iki kutbu olmuştur.

Bugün insanların yaşadığımız dünyada insanların temel bunalımı anlam üzerinedir. Batı felsefesinde ortaya çıkan hangi ideoloji insanlığın sorunlarını çözebilmiştir?

Bugün insanlığın yaşadığı sorunlarda ideolojilerin payı büyüktür. İdeolojilerin iflası insanları anlamsızlığa sürüklemiştir. Postmodernite bu halin bir sonucudur. Modernizmin mutlak biçimde savunduğu ilke ve öğretilerin sonunu ilan eden görüş ve eleştirilere postmodernite adını verdiler. Modernite, kendi kaderini kendisi inşa eden bireyi yetiştireceğini iddia ediyordu. Varoluşun gayesini bilmeden böyle bir hadsizliğe kalkışan insanın umutsuzluğa ve anlamsızlığa düşmesi olağandır. İnsana haddini bildiren karşılaştığı sorunlardır. Fakat modern insan kendi aklı karşısında hiçbir şeyi sorun olarak görmedi. Daima aklını ve gücünü kutsadı. Temelde insanı yanlış okuyan Batı felsefesi gücü kutsamakla insanı kendi doğasından koparmış oldu. İnsanı bir bütün olarak göremeyen felsefeler birbirlerini tamamlamak yerine inkâra yöneldi. Bu durumun meydana getirdiği karmaşa ve boşluk, anlam bunalımının yolunu açmıştır.

İnsan maddi ve manevi yönleriyle bir bütündür. Modern insan pozitivist ideolojilerin ele aldığı gibi yalnız maddi yönü olan bir varlık gibi düşünülürse hayvanla aynı boyutta kalmış olur. Böyle bir durumda insan, Hobbes'un söylemiş olduğu kurda dönüşür. Bu kurt, eğitim sisteminde başarı, iş hayatında kariyer ve ödül peşinde koşan şartlanmış bir varlık olarak karşımıza çıkar. Başarı, “kime göre?” ve “neye göre?”

Bugün Batı'nın, insan dediği varlık, yaratılmış bir varlık değildir. Yeni Çağ sonrası “Düşünüyorum, o hâlde varım.” argümanıyla başlayan özne merkezli düşünceler önce insanı değiştirmeye başlamıştır. Daha sonra toplumu ve eşyayı değiştirmiştir. Söz konusu değişiklik insanın sürekli biçimde ilişkide olduğu yaratıcıyla olan bağını koparmıştır. Bu kopuş insanın insanla ve eşyayla ilişkisini de değiştirmiştir. Hakikati kavrama konusunda salt akla dayanarak ortaya konan düşüncelerin ürettiği insan tipi materyalist pragmatist bir kişilik olarak ortaya çıkmıştır.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi modern eğitim, dayandığı değerleri, dili ve ilkeleri itibariyle geleneksel hiçbir görüşle uzlaşmaz bir anlayıştır. Bu tespit bizi doğrudan moderniteye karşı eleştirel olmayı zorunlu kılmaktadır. Eğer şu an sözü edilen küreselleşen dünyada kendi inanç, kültür ve kimliğimizle var olmak istiyorsak modern eğitim görüşlerine yaslanmaktan vazgeçmek zorundayız. Kalbi ve aklı bütün olarak inandığı değerlere bağlı fertler yetiştirmek için tümüyle özgün bir terbiye anlayışına ihtiyacımız olduğunu bilmeliyiz. Modernitenin ürettiği hiçbir kavram masum değildir. Sözünü ettiğimiz her kavramın bilim ve teknikle de ilgili olsa mutlaka ideolojik bir anlamı vardır. Bu nedenle tümüyle kendi değerlerimize dayanmak zorundayız. Görüldüğü gibi modern eğitim, kendi meşruiyetini ve devamlılığını sağlayacak bireyler yetiştiriyor. Piyasa ahlâkına sahip bu insan tipi görünüş itibariyle beşer olarak kabul edilebilir fakat adalet, merhamet, haysiyet gibi değerlerden yoksun bir varlıktır. Böyle bir insan tipinin ruhundan söz edemeyiz fakat kibrinden söz edebiliriz.

Sonuç itibariyle millet olarak kendi manevi değerlerimize bağlı temellendirilmiş bir sosyal yapı içerisinde var olmak için çalışmak zorundayız. Modernitenin tarumar ettiği bir dünyada bizi var edecek yegâne güç, inandığımız değerler etrafında oluşturacağımız birliktir.

Yılmaz Albayrak

KAYNAKLAR
Bedi Ziya Egemen, Terbiye İlminin Problemleri ve Terbiye Felsefesi, Ankara Üniversitesi Basımevi. 1965.
Jasqueline Rus, Avrupa Düşüncesinin Serüveni, Doğu Batı Yayınları, İstanbul, 2014.
Duaralı Teoman, Sorun Nedir, Dergâh Yayınları, İstanbul, 2011.
U. Nef John, Sanayileşmenin Kültür Temelleri, Devlet Kitapları, İstanbul 1986.
Gökberk, Macit, Felsefe Tarihi, İstanbul, Remzi Yayınları, 1993.
Bacon, Francis, Novum Organum, çev. S. Akkaş, Ankara, Doruk Yay., 1999.
Bauman, Zgymunt, Modernite ve Holocaust, çev. Suha Sertabiboğlu, İstanbul, Sarmal Yayınevi, 1997.
Çiğdem , Ahmet, Aydınlanma Felsefesi, İstanbul, İletişim Yay., 1999.
Aydın Hasan, Eğitimde Modern ve Postmodern Modeller, Bilim ve Gelecek Dergisi, Sayı: 33, Kasım 2006.
Descartes, Rene, Metot Üzerine Konuşma, İstanbul, Sosyal Yayınları, 1994.
Giddens, Anthony, Modernliğin Sonuçları, çev. Ersin Kuşdil, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998.
Lyotard, J.F., Postmodern Durum, çev. Ahmet Çigdem, Vadi Yayınları, Ankara, 1997.
Özden, Y. (1998). Eğitimde Dönüşüm: Yeni Değer ve Oluşumlar, Ankara: Pegem

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız