• GÖREVLENDİRMEDE TEMEL ÖLÇÜLER

      İnsanların dünya hayatlarını idame ettirebilmeleri başkalarının katkılarına bağlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum aynı zamanda zorunluluk ifade eder. Çünkü toplumsal bir hayat içerisinde sadece insanların değil, bütün canlıların hayatlarını devam...

DUYURULAR

KÜRESEL SALGININ MUHTEMEL ETKİLERİ

küresel salgın hukuk

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Hubei Eyaleti'nin Wuhan Şehri'nde 2019 yılı Aralık ayı sonlarında ortaya çıkan1 ve tıbbi tanımı Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından 12 Ocak 2020 tarihinde yapılan Covid-19 virüsünün, koronavirüs ailesinin en yeni üyesi olduğunu bilmeyenimiz kalmadı.

Koronavirüs ailesinin daha önce görülen diğer üyeleri ise Şiddetli Akut Solunum Sendromu (SARS), Ortadoğu Solunum Sendromu (MERS) olarak adlandırılmaktadır ve bu virüslerin insanlarda ölümcül olabilecek birtakım enfeksiyonlara neden olduğu bilinmektedir.2

Yazımızın başlığından da anlaşılacağı üzere iş bu virüsün oluşturduğu küresel salgının hukuki düzenlemeler üzerindeki muhtemel etkileri hakkında genel bir değerlendirme yapılmaya çalışılacaktır.

Covid-19’u diğer virüslerden ayıran en önemli özelliği; ölüm oranları oldukça düşük olduğu hâlde bulaşma şekli nedeniyle yayılma hızının çok fazla olmasıdır. Zaten bu nedenle takriben 2-3 ay içerisinde hemen hemen tüm dünyaya yayılmıştır. Virüse karşı alınan/alınacak önlemler değerlendirilirken dikkate alınması gereken en önemli püf noktasının, virüsün yayılma hızı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Koronavirüs (Covid-19) salgını hakkında virüsün laboratuvar ortamında üretildiği ve kasıtlı olarak tüm dünyaya yayılmasının sağlandığı, olan biten her şeyin bir komplo olduğu, virüsün aslında o kadar öldürücü olmadığı, basit bir grip olduğu ve herhangi bir grip virüsünden çok da tehlikeli olmadığı, virüs gerekçe gösterilerek alınan karantina vs. önlemlerin tamamen gereksiz olduğu ya da çok abartıldığı şeklinde yaklaşımlar ve bu yaklaşımlar üzerine bina edilen çok sayıda komplo teorisi olduğu gibi, hâlihazırda alınan önlemlerin bile yetersiz olduğu ve belli sürelerle herkesin tamamen evine kapanması suretiyle tam bir karantina tedbiri uygulanması gerektiğine dair, ifrat ve tefrite kaçan pek çok yorum bulunmaktadır.

Her ülkenin, Covid-19 virüsünün oluşturduğu küresel salgın karşısında izlediği politikalar ve bu politikaların hayata geçirilmesi amacıyla yürürlüğe koydukları hukuki düzenlemeler farklı olmakla birlikte yaklaşık beş aylık süreçte edinilen tecrübe ile bir değerlendirme yapıldığında ülkemizin de dâhil olduğu Almanya, Japonya, Yeniz Zelanda, Güney Kore, Vietnam, Venezuela, Gana ve Ürdün gibi az sayıda ülkenin küresel salgınla mücadelede başarılı oldukları, yapılan hukuki düzenlemeler ve alınan önlemlerle vaka sayılarını kontrol altında tutabildikleri, böylece tıbbi tedaviye ihtiyaç duyacak kadar ağır geçecek vakaların sağlık sistemlerinin kapasitesini aşmasını önleyebildikleri ve bunun sonucunda vefat sayılarının diğer ülkelerle kıyaslandığında oldukça düşük kaldığı görülmektedir.

Virüsün görüldüğü diğer ülkelerin ise salgınla mücadelede başarısız oldukları ve bu başarısızlığın, çok sayıda vaka ve vefat ile sonuçlandığı görülmektedir. Bu ülkelerin, söz konusu virüsün çok hızlı yayıldığı gerçeğini öngöremedikleri ya da öngörmüş olsalar dahi buna uygun hızlı ve doğru adımlar atamadıkları için başarısız olduklarını söylemek mümkündür. Zira salgının başladığı ilk günlerden itibaren, dağdan yuvarlanan bir kartopu misali hızla büyüdüğü ve ölüm oranları çok düşük olsa dahi vaka sayısının kısa sürede önü alınamaz şekilde artması sebebiyle önlem alınmadığı takdirde sağlık sistemleri güçlü olan ülkelerin bile hastanelerde oluşacak ani yığılmayı kaldırmasının imkânsız olduğu görülmüştür.

Kısa süre içerisinde tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgının doğuracağı sonuçlar üzerine hukuk, siyaset, ekonomi vs. hemen her alandan yetkin kişilerin yaptığı yorumlarda “dünyanın artık eskisi gibi olmayacağı”, salgından sonra hayatın her alanında ciddi dönüşümler yaşanacağı ve bunun bir tercih değil zorunluluk olduğu vb. düşünceler ifade edilmektedir.

Geçmişte yaşanan benzeri salgınların derin siyasal, sosyal ve ekonomik krizleri tetiklediği ve bunun da hukuk düzenlerini köklü şekilde etkilediği, anayasalardan başlamak üzere pek çok hukuksal düzenlemenin yapıldığı bilinmektedir. Pek çok ülkenin anayasası kriz dönemlerinin sonunda yapılmıştır ve yapılan anayasaların %90'ından fazlası kriz dönemlerinde olağanüstü hâle ilişkin hükümler içermektedir.3

Covid-19 salgını hâlen devam ettiği için salgının sonunda oluşacak siyasal ve sosyal yapıyı ve ekonomik krizin derinliğini tam olarak öngörmek mümkün değildir. Ancak hukuk dünyasında da “hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı”, krizin derinliği ile doğru orantılı şekilde, gerek normatif olarak gerekse hukuki uygulamalar bağlamında ciddi bir dönüşüm yaşanacağı kesin görünmektedir.

Türkiye'de virüsün ilk olarak görüldüğü 11 Mart 2020 tarihinden itibaren siyasal iktidar tarafından izlenen politikaların bir yansıması olarak yasal düzenlemeler ve çeşitli ikincil düzenlemeler (Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, Cumhurbaşkanı kararı, tüzük, yönetmelik, vs. konuyla ilgili bakanlıkların ve çeşitli kurumların sağlık, sosyal hayat ve ekonomik konularda yaptıkları muhtelif düzenlemeler) yapılmıştır.

Böylesi kriz zamanlarında ve akabinde yapılan hukuki düzenlemelerde özgürlük-güvenlik dengesi genel olarak özgürlükler aleyhine bozulmakta ve toplumlar, güvenliklerini ön planda tuttukları için buna çok da itiraz etmemektedir. Zira yaşadığımız salgın döneminde can güvenliğini tehdit eden virüsle baş edilmesi en acil ve önemli konudur.

Sonuç olarak virüs salgını, devlete/her türden siyasal iktidara, salgını önlemek için atacağı tüm adımları kolayca meşrulaştırabileceği güçlü bir zemin sunmaktadır. Ayrıca devletin toplum sağlığını koruma ve can güvenliğini sağlama görevlerinin bulunduğu hatta bunların, devletin en önemli varlık sebepleri olduğu, bu meyanda devletin, salgının en az can kaybı ile atlatılması için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğu hususu da unutulmamalıdır. Bu zeminin hakkaniyetli ve adil şekilde kullanılıp kullanılmayacağı ile söz konusu görevlerin gereği olarak alınan önlemlerin ölçülü olup olmayacağını ise her bir devletin/siyasal iktidarın tercihleri ve toplumun buna vereceği tepkiler belirleyecektir.

Av. Kasım Buluş

1 Virüsün aslında çok daha önce (kimilerine göre 7 hafta) ortaya çıktığı ve yayılmaya başladığı ancak Çin'in bu durumu gizlediği, Dünya Sağlık Örgütü'ne bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi anılan örgütü manipüle ettiği vs. ciddi iddialar mevcuttur. Bu durum ispat edilebildiği takdirde Çin'in Uluslararası Sağlık Tüzüğü'nde vd. hukuktan kaynaklanabilecek yükümlülükleri olacaktır.

Doç. Dr. Gökhan Güneysu, https://blog.lexpera.com.tr/ uluslararasi-duzenin-pandemi-ile-imtihani-siyaset-ve-hukuk-uzerine-dusunceler/ - 06.06.2020 – 10:30

2 Gerek Covid-19 gerekse dünyada bu güne kadar görülen diğer pandemiler hakkında detaylı bilgi için Türkiye Bilimler Akademisi tarafından hazırlanarak gelişmelere göre güncellenen “TÜBA COVID-19 Küresel Salgın Değerlendirme Raporu”nun son sürümüne (5. Güncelleme) http://www.tuba.gov.tr/files/TÜBA Covid-19 Raporu 5. Güncelleme.pdf web adresinden ulaşılabilir.

3 Dr. Öğr. Üyesi Şafak Evran Topuzkanamış, https://blog. lexpera.com.tr/olaganustu-zamanlarda-anayasa-hukuku/ - 05.06.2020 – 11:22

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız