I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Meselesi olan bir insandı İsmet Uçma. İslam’ın ilk emrinin “Yaradan Rabbinin adıyla oku” olmasının önemini kavramış ve şuuruna varmıştı. Bu sebeple gerek kendi özelindeki ilmî ve fikrî çalışmalarıyla, gerek yayınevinden çıkardığı eserlerle bu amaca hizmet etti.
Seviyeli ilmî tartışmaların yapıldığı yayınevindeki sohbet meclislerine her zaman rastlamak mümkündü. Elinden gelen her türlü imkânla İslam’a hizmet etmek gayesinde ve gayretindeydi. İslam’ın öğrenilmesi, keşfedilmesi, farkına varılması için çalışan ve bunun belli bir seviyede sürdürülmesini arzu eden birisiydi.
1970’li yıllardan itibaren ağabeyi muhterem Cemal Uçma ile tanışıyorduk. O zamanlar hem genç olmamız dolayısıyla hem de İslâm’ın bütün özellikleri ve muhtevasıyla fark edilmeye çalışıldığı dönemin verdiği heyecan ile samimi ve ciddi yakınlığımız ve dostluğumuz oluşmuştu.
Ancak merhum kardeşi İsmet ile tanışmamız 1981’li yıllara kadar gecikti.
1981 yılında Marmara İlahiyat Fakültesi Camisi altında yapılan bir sempozyuma dinleyici olarak katıldığım zamanda Merhum İsmet UÇMA’yı sempozyum arasındaki fasılada yalnız başına bir yerde dururken görmüştüm. Abisi Cemal ile benzerliği dikkatimi çekmişti. Hemen yanına gitmiş Cemal Uçma ile bir akrabalığının olup olmadığını sormuştum.
Bu ilk tanışmamızdan hemen sonra benim yurt dışına gitmem gerektiği için, daha yakından tanışmamız yurt dışından kesin dönüş yaptığım 1984 yılından sonrasına kalmıştı. O sıralarda Merhum İsmet Uçma,“Bir Yayıncılık”ın başındaydı. Benden yayınlamak için kitap istemesi üzerine iyi bir askeri tarihçi ve Irak ordusunun generali olan Mahmud Şit Hattab’ın “Kuzey Afrika Fethi’nin Komutanları” ismindeki eserini tercüme ettim. Tercüme daha sonra akıbetini tam olarak bilemediğim bir şekilde kayboldu.
Merhum İsmet Uçma, Bir Yayıncılık’ta iken kendisine daha önce yayınlanmış bazı tercümelerimi verdim. Bu eserleri memnuniyetle, sevinçle hatta özenle ve heyecanla yayınlamıştı. Seyyid Kutub’un Tarihte Düşünce ve Metod, İslam’da Sosyal Adalet; Mevdudi’nin Günümüzde İslam Dünyası, Faiz ve ayrıca daha önce basılmamış Dr. Muhammed El Behiy’den tercüme ettiğim İslam Toplumuna Doğru gibi eserleri verdim. Bir Yayıncılık yayınları arasında bazıları yeniden, bazıları ilk defa yayınlandı.
Merhut İsmet Uçma ile görüşmelerimizde yayıncılık çoğunlukla ikinci planda kalıyor, özel olarak Türkiye’de, genel olarak Müslüman ülkelerde İslam’ın geleceği üzerinde uzun boylu sohbetlerimiz oluyordu.
Mektep dergisini çıkardığımız ilk zamanlarda büro olarak yayınevini kullanabileceğimizi -büyük bir müsamahakârlık ve geniş yüreklilik göstererek- ifade etmişti.
İsmet Uçma daha sonra İşaret Yayınevi ismiyle kendi yayınevini kurdu. Yayınevini ilk kurduğu sırada etkileyici ve çarpıcı bir kitap ile yayıncılığa başlamak istediğini söylemişti. Onunla Merhum Muhammed Kutub’un Çağdaş Fikir Akımları kitabını tercüme edip yayınlamak üzerinde anlaştık. Daha sonra bir şekilde şartların tamamlamaya imkân vermediği bir kitap projesi üzerinde anlaştık. “Cahili dinler” başlığı altında bir (ya da birkaç) kitap hazırlamayı birlikte kararlaştırdık ancak bunu bir türlü tamamlama fırsatımız olmadı. Fakat merhum İsmet ile dostluğumuz, görüşmelerimiz, arkadaşlığımız, yayınevinin de özellikle Cağaloğlu’nda rahat ulaşılabilir olması sebebiyle sıkı bir şekilde devam etti.
Bu arada 2000’li yıllardan sonra –tefsiri başta olmak üzere- Mukatil b. Süleyman’ın üç eserini tercüme ettim. O da aynı zamanda güzel bir yayıncılık örneği olarak neşretti.
Bir zamanların İslamî yayıncılık yapanların toplandığı yer olan Beyazsaray Yayıncılığının standartlarının çok ilerisinde pek çok önemli eseri dilinden baskı kalitesine varıncaya kadar büyük bir özen göstererek yayınladı. Kur’ân merkezli ve Kur’ân çerçevesinde yayıncılık yapmaya ağırlık verdiğini gördük.
Samimi ve hasbî tavırla ümmetin endişe, dert ve ıstıraplarını anlamaya, Kur’an ve sünnet belirleyiciliğinde çıkış yolları bulmaya özen gösterdiğine defalarca şahit olduk. Meselesi ve davası olan güzel bir insandı. Hasbi bir kişiliği ve karakteri vardı. Yumuşak huylu, kimseyi incitmemeye çalışan, fakat inandıklarını sonuna kadar da savunan bir kardeşimizdi.
Siyasi hayata atıldığı için Ankara’ya gittikten sonra görüşmelerimiz biraz seyreldi ama kalbi bağımız, muhabbetimiz, kardeşliğimiz, dostluğumuz devam etti.
Korona şartları dolayısıyla ilk hastalığından haberim olmamıştı, 7 Ekim tarihinde değerli dostumuz muhterem Dr. Şakir Diclehan’ın bana facebooktaki bir paylaşımının linkini göndermesi üzerine hastahanede yattığından haberim oldu. Derhal oğlunu sevgili M. Ali’yi aradım. Babasının durumu için“pek iç açıcı olmadığını söylemesi, doktorların umut verici konuşmadığını” ifade etmesi doğrusunu isterseniz beni şok etti. Fakat takdir-i ilahiye karşı hiçbirimizin ne itirazı olabilir ne de bu itirazın bir faydası.
Dini için endişeyi her zaman önceleyen bu değerli dostumuzu ve kardeşimizi 11 Ekim 2021 tarihinde Rahmet-i Rahman’a tevdi ettik. Cenab-ı Allah onu ve bütün Müslümanları rahmetiyle kucaklasın, yaşayanlarımızın üzerinden himayesini kaldırmasın, huzuruna gelmiş olanlardan lütuf ve ihsanını esirgemesin. Hepimizi her zaman rahmet ve hidayetiyle kucaklasın.
Hayırla yad edilmesine sebep olacak “işaret”ler bırakanlara ne mutlu!
M. Beşir ERYARSOY