• ORUCU BAYRAMA, BAYRAMI HAYATA KATALIM

      Mübarek Ramazan-ı şerif bayramınızı kutlar hayırlara vesile olmasını Allah’tan dilerim. Aziz kardeşlerim, değerli Müslümanlar! Bir Oruç ve Kur’an ayını geride bıraktık. Oruç tuttuk, namazlar kıldık, çokça Kur’an okuduk, zekât, sadaka ve...

DUYURULAR

İNSANLARA İBRAHİMÎ ÇAĞRI: “HACCEDİNİZ!”

insanlara ibrahimi çağrı hac

Bilindiği gibi “İslâm, beş esas üzere bina edilmiştir.”1 Bunların en başı elbette ki şehadet kelimesinin ifade ettiği tevhittir. Bu temel, bütünüyle kalbî bir eylemdir. Başta diğer esaslar olmak üzere İslâm'ın diğer yükümlülüklerinin yerine getirilmesi, bu temelin kalpte yer ettiğinin ve gereğinin yerine getirildiğinin delilidir.

Namaz ve oruç ibadetlerinin yerine getirilebilmesi bedenen bu ibadetleri ifa edebilecek bir seviyede olmayı gerektirir.

Zekât ibadetinin yerine getirilebilmesi için ise belirli bir seviyede malî bir imkâna sahip olanın dışında bir şart aranmaz.

Ancak hac için durum farklıdır. Onu bedenen yerine getirebilmek imkânına sahip olmanın yanında bu ibadetin yerine getirilebilmesine imkân sağlayacak malî bir yeterlilik de şarttır. Daha başka özelliklerinin yanı sıra bu bile haccın ibadetler ya da İslâm'ın temelini teşkil eden önemli esaslar arasında farklı bir yerinin olduğunu göstermektedir.

Meselâ birinci esas olan şehadet kelimesi anlamı itibarıyla, İslâm'ın başka bir rüknü ile kıyaslanamayacak kadar kapsamlı ve vazgeçilmezdir, olmazsa olmazdır. Çünkü bu esas olmadan diğer esasların varlığı mümkün değildir. Fiilen onların biri ya da benzeri -meselâ namaza benzer bir eylem ya da zekâtı andıran malî bir fedakârlık- vakıa olarak ortaya çıksa bile bunun kabul edilebilir bir ibadet olması mümkün değildir. Çünkü şehadet kelimesi ile ifade edilen iman şartı başta İslâm'ın diğer temel esasları gibi bütün salih amellerin ve ibadet nitelikli İslâmî eylemlerin kabul edilmesi için zorunlu bir şarttır. Ancak bunun -ibadet vasfına sahip bütün eylemlerle birlikte var olması zorunlu olmakla birlikte- gerektiğinde dil ile telaffuz edilmek dışında eylemsel bir yanı yoktur.

Benzer şeyleri niteliklerine uygun olarak aynı açıklamaları namaz, oruç ve zekât için de yapabiliriz. Yani namaz ve oruç için -diğer ibadetlerle ortak vücub ve eda şartları yanında- bedenen sağlıklı olmak yeterli, zekât için yalnızca mal şartı aranır.

İşte haccın diğer ibadetlerden farkı, bedenî ve maddî imkânların bir arada bulunmasının şart olmasında ortaya çıkmaktadır. Bunlar bir arada bulunmuyorsa bu ibadetin farz olması söz konusu değildir. Bu özelliği ile hac diğer esaslara göre daha kapsamlı ve insanın kulluğunun boyutlarını ifadelendirmesi açısından daha anlamlıdır. Bunun belli bir mekân ve zamanda bütün dünyadan gelen Müslümanlarla birlikte ifa edilmesinin anlamlarını ve bu anlamların boyutlarını -kısmen anlayıp açıklamak mümkün olsa bile- bütün yönleri ve boyutlarıyla anlayıp açıklayabilmek pek zordur.

Haccın farz kılındığını ortaya koyan Kur’ânî emir de işaret ettiğimiz hadiste sözü edilen diğer esaslardan bu bakımdan da farklı bir özellik taşımaktadır:

“Oraya bir yol bulabilenlerin o Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Artık kim inkâr ederse şüphesiz ki Allah âlemlere muhtaç değildir.”2

Diğer esasların farziyetini bildiren ayetlerde bunların bütün insanlara emredilmiş bir yükümlülük olduğundan söz edilmez. Meselâ namazın farziyetini belirten buyrukta:

“Çünkü namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.“3

Orucun farz oluşunu belirten buyrukta:

“Ey iman edenler, oruç, sizden öncekilere yazıldı (farz kılındı)ğı gibi sizin üzerinize de yazıldı.”4

Zekâtın farz oluşunun delilini teşkil eden buyrukta:

“Mallarından bir sadaka al ki bununla kendilerini temizleyip arındırmış olasın.”5 buyurulmaktadır.

Haccın farziyeti belirtilirken ise “…Oraya bir yol bulabilenlerin o Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.” buyurulmaktadır. Müslüman olmayanların dinin fer‘î hükümleriyle mükellef olup olmadıkları konusuna girmeksizin burada “Allah'ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.” vurgusunun ayrı bir önem taşıdığını ve hacca bütün beşeriyeti kapsayan bir çağrı olması itibarıyla ayrı bir kapsayıcılık kazandırdığını düşünmemenin mümkün olmadığı kanaatindeyiz.

Nitekim İbrahim'e (as) de “Ve insanlar arasında haccı ilan et...”6 buyruğu ile verilen emirde de aynı ince noktaya vurgu yapılmaktadır. Bu en azından biraz sonra işaret edeceğimiz gibi haccın mesajlarının ve faydalarının beşeriyeti kapsayacak boyutlara kadar ulaşabileceğine önemli işaret sayılmalıdır.

Diğer taraftan haccın malî ve bedenî bir ibadet olması, kişinin sahip olduğu her şeyin ve bütün imkânlarının gerçek sahibinin kim olduğunu ve bunların kime adanmış olduğunu ve kime adanması gerektiğini gösterir.

“Lebbeyk… ” nidâları, kulluğun ve itaatin kime yapılması gerektiğini ve bu nidâlarıyla bu ibadeti ifa edenlerin hayat program, ilke ve düsturlarını kimden aldıklarının ilanı ve teyididir.

İhramları ile orada bulunmalarının, ahirette onun huzuruna çıkışlarının, Mültezem'den Arafat'a kadar her yerdeki dua ve yakarışlarının onun huzuruna vardıklarında işlerinin kolaylaştırılması ve sonunda kurtulmaları için bir yakarışı ve oradaki sonsuz acziyet ve muhtaçlıklarını peşin olarak ifade ettiklerini gösterir.

Tavaf, sa‘y, vakfe, Cemrelere taş atma, Mina'da, Müzdelife'de gecelemeler ya da yapılan vakfeler, tarihin bu alanda özellikle İbrahim ve İsmail Efendilerimiz ile Hacer annemizin büyük ve aziz hatıralarını yaşamanın yanında ümmet olarak ne kadar köklü ve derin olduğumuzun şuurunu canlandırır.

Renklerinin, dillerinin, yaşlarının, coğrafyalarının, sosyal ve ekonomik statülerinin, güçlerinin ve imkânlarının farklılığının sıfırlandığı, birbirlerine karşı eşitlendiği bir ibadettir hac.

Çünkü hac herhangi bir ayırım gözetmeksizin bütün insanlığa yapılmış bir çağrıdır.

Diğer taraftan haccın ibadet olarak hem malî hem bedenî bir ibadet olması diğer ibadetlerden farklı bir mahiyet ve anlamın ifadesidir. İslâm son din olduğu için kâmil ise hac da İslâm'ın temel esaslarının zaman itibarıyla en son emredilip hükümleri açıklanmış olması itibarıyla de ibadetler arasında câmi‘/kapsayıcı ve kâmil bir ibadet olma özelliğini daha çok hatırlatıyor.

Namaz ve oruç bedenimizle Cenab-ı Allah'a gerçek bütün anlamlarıyla bir “Lebbeyk…”, zekât maddî imkânlarımızla “Lebbeyk…” demekse hac bütün varlık ve imanlarımızla “Lebbeyk…” demeyi ifade ediyor.

Hatta hacca gidenleri geldikleri bölgelerdeki kardeşlerinin delegesi ve temsilcisi kabul edersek hac ümmetin tamamının aynı zaman ve mekânlarda Allah'a itaatin, onun yoluna adanmışlığın hep bir ağızdan ifade edilmesi demektir. Hatta kabul etmemiş ve fiilen itiraf etmemiş ya da sorumluluklarını fark etmemiş olsalar bile diğer insan kardeşleri adına olması gerekeni dile getirmek bakımından insanlığın toptan “Lebbeyk…” demesi anlamına da gelir.

Çünkü hac, insanların atası İbrahim'in (as), Allah'ın emri ile bütün insanlığa bir çağrısıdır. O bu çağrıyı yapacağı zaman gelinceye kadar oldukça büyük badireler atlatmış, sınavlardan geçmiştir. İnsanlara imam olmak ve tek başına bir ümmet olmak7 vasfını kazanmış birisi olduktan sonra bu çağrıyı yapmakla görevlendirilmiştir. Bunu daha iyi anlamak ve haccın anlamını daha iyi kavrayabilmek için onun bu çağrısının serüvenini biraz daha yakından izlememiz gerekmektedir.

İbrahim'e (as), nübüvvet ve risalet görevi verilmekle birlikte sınavdan sınava geçmiş ve hepsini tam bir başarı ile tamamlamıştır. Bu süreç içerisinde kendisini büyük görevlere hazırlayan oldukça ağır bu imtihanlardan sonra tek başına bir ümmet ve insanlığa önderlik makamına layık görülmüştür:

“Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle sınamıştı. O da bunları eksiksiz yerine getirmişti. (Allah): Ben seni insanlara imam yapacağım, demişti. O: Soyumdan gelecekleri de demişti. (Allah): Ahdim zalimlere erişmez, demişti.”8

Müfessirler, İbrahim'in (as) “sınandığı kelimeler”in neler olduklarını saymaya ve tespit etmeye çalışırlar. Oğlunu boğazlaması emrinden tutun haccı insanlara ilan etmesine kadar hepsini sıralarlar. Bunu yaparken ayetlere ve hadislere -bazen açık delâletlere bazen de istinbata- dayanarak açıklamalar yaparlar.

Bununla birlikte yukarıdaki ayetin işaret ettiği sınavların en önemlilerinden birisinin ondan sonraki şu ayette dile getirildiğinde şüphe yoktur:

“Hani biz o Evi (Kâbe'yi) insanlar için bir dönüş ve güven yeri9 kılmıştık. Siz de İbrahim'in Makamı'ndan bir namazgâh edinin. 10 İbrahim ve İsmail'e de: Evimi tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve sücud edenler için titizlikle temizleyin, diye emir vermiştik.”11

Beyt'in temizlenmesinden kastın, Tevhit akidesi ile bağdaşmayan her bir yaklaşım ve görüntüden arındırılması olduğu açıktır. Maddi temizlik ise bunun ayrılmaz bir gereğidir. Efendimiz bunu hayatın her alan ve anını kapsayacak şekilde “Temizlik imanın yarısıdır.”12 diye ifade buyurmuştur.

Ancak Beyt'in yani haccın ve namaz ibadetinin vazgeçilmez rüknü olan Kâbe'nin temizliğinin anlamı ve vakıası ta başından başlamaktadır. Yerini tespit eden yüce Rabbimiz olduğu gibi onu bina etme emrini de yüce Peygamberi İbrahim ile oğlu İsmail'e vermiştir:

“Hani biz İbrahim'e Beyt'in yerini tayin etmiş ve şöyle demiştik: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, orada ikamet edenler, rükû ve sücud edenler için Beyt'imi temizle!”13

“Hani İbrahim ve İsmail o Ev'in temellerini birlikte yükseltiyorlardı: Rabbimiz, bizden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, hakkıyla bilensin, (diyorlardı).”14

“Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, orada ikamet edenler, rükû ve sücud edenler için Beyt'imi temizle!” buyruğundan temizliğin esasının ve başlangıcının akidenin ve amelin şirkten ve şirki hatırlatan her şeyden arındırılarak katıksız bir tevhit ile Allah'a itaat etmek olduğu gayet açıktır.

Ancak özellikle “insanların ibadeti için bina edilen ilk Ev”in15 temizliğinin her bakımdan en üst düzeyde olması gerektiği için de bu yüce iki şahsiyete verilmesi kadar tabii, Beyt'in amacına ve ruhuna uygun bir şey olamazdı.

Çünkü onların biri Allah'ın emrine uyarak oğlunu kendi elleriyle kesecek, diğeri de bu emrin kendisine uygulanmasını tam teslimiyetle kabul edecek kadar, serapa muvahhit ve kendilerini Rablerinin yoluna adamış müstesna şahsiyetlerdi.16

Böylece bu iki yüce şahsiyetin Beyt'i inşa etmesiyle Beyt'in yerinin belirlenmesinden temellerinin yükseltilmesine kadar tertemiz bir iman ve arı duru bir ihlâs ile tamamlandığını görüyoruz.

Peki, bundan amaç ne idi?

Allah'ın ne böyle bir Beyt'e ne de başka herhangi bir şeye ihtiyacı olmadığı gayet açıktır. Ama Allah'ın kullarının dünya ve ahirette hayatlarının düzen bulup kurtuluşa ermeleri için buna ihtiyaçlarının olduğunda şüphe yoktur:

“Allah Kâbe'yi, o Beyt-i Haram'ı, o haram ayları, kurbanı ve boyunları gerdanlıklı kurbanlıkları da insanlar için bir kıyâm17 sebebi kılmıştır. Bu da Allah'ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini ve Allah'ın her şeyi en iyi bilen olduğunu sizin de bilmeniz içindir.”18

“Ve insanlar arasında haccı ilan et. Hem yayan hem de her uzak yoldan gelecek yorgun argın develer üstün de sana gelsinler. Ta ki kendileri için menfaatlere tanık olsunlar, belirli günlerde Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği kurban edilen hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan yiyin ve eli dar olan fakire de yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Beyt-i Atîk'i19 tavaf etsinler.

Bu (böyledir). Kim Allah'ın saygı duyulmasını istediği şeyleri tazim ederse bu Rabbi katında kendisi için daha hayırlıdır.

Size davarlar helal kılındı ancak size okunanlar müstesna. Şu hâlde pisliğin ta kendisi olan putlardan uzak durun ve yalan söylemekten de kaçının. Yalnız Allah'a yönelenler olarak ve ona şirk koşmaksızın (bunları yapın). Kim Allah'a ortak koşarsa o sanki gökyüzünden düşüp kuşların kaptığı yahut rüzgârın kendisini uzak bir yere attığı kimseye benzer. Bu (böyledir). Kim Allah'ın şeâirini/ibadetlerini ve alametlerini tazim ederse şüphesiz ki o, kalplerin takvasındandır. Onlarda sizin için belirli bir süreye kadar faydalar vardır. Sonra onların varacakları yer Beyt-i Atîk'tir.

Biz, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar diye her ümmete kurban kesmeyi meşru kıldık. İlahınız bir tek ilahtır. O hâlde yalnız ona teslim olun. İtaatkâr ve alçak gönüllü olanları müjdele!”20

Bu ayetler, hac ibadetinin özünü, anlamını, dünya ve ahiretteki faydalarını oldukça özlü ifadelerle dile getirmektedir.

Bu ruh ve anlam ile yapılan bir haccın fert, ümmet ve beşeriyet için ne gibi faydalarının ve hikmetlerinin olduğu açık bir şekilde dile getirilmektedir.

Hac ibadetinin her bir eylemini, İbrahim ve İsmail peygamberler ile Hacer validemiz uygulamışlar ve onlar bu uygulamalarıyla bir ümmetin nasıl bir ruh ile inşa edileceğini ve bu inşanın hangi temeller üzerinde yükselip hangi unsurlarla ayakta duracağını göstermişlerdir.

Asırlar sonra İbrahim ve İsmail soyundan gelen son peygamberin hem onların başlattıkları dava ve davetin onun risaletiyle kemale erdirildiğini hem de beşeriyetin bundan sonra Kâbe'yi ve temsil ettiği ruhu esas alarak hayatı nasıl yapılandıracaklarını göstermiş olmaktadır.

Bu alanda Efendimiz'in üzerine düşeni yaptığında hiç şüphe yoktur. Üstelik beşeriyet tarihinin en doğru tanıkları olan ashap da “Tebliğ ettim mi?” sorusuna tereddütsüz “Evet.” cevabını vermiş, o da buna “Şahid ol Allah'ım!” diyerek onların şahitliklerine Rabbini şahit tutmuştu.

Şimdi can alıcı soruyu soralım:

- Anlamını ümmet olarak çoktan beri unuttuğumuz İbrahim'in (as) çağların derinliklerinden gelen çağrısına ne zaman cevap vereceğiz? Yani o çağrının anlamını fark ederek bu cevabın ihtiva ettiği görev ve sorumlulukları idrak ederek o çağrıya icabet edip hedefi İslâm'ın kâmil anlamıyla hayata hükmetmesi ve beşeriyetin istikametine yön vermesi olan esas gayeye ne zaman hazır olacak ve bu sorumlulukları yerine getirmeye ne vakit başlayacağız?

M. Beşir Eryarsoy


1 İbn Ömer'in rivayetine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: “İslâm şu beş şey üzerine binâ edilmiştir: Allah'tan başka bir ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın rasûlü olduğuna şehâdet getirmek, namazı kılmak, zekâtı vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmak.” (Buhari 8; Müslim 16; Tirmizi, 2609).

2 Âli İmrân, 3/97.

3 Nisâ, 4/103.

4 Bakara, 2/183.

5 Tevbe, 9/103.

6 Hacc, 22/27.

7 “Gerçekten İbrahim başlı başına bir ümmetti. Allah'a itaatkârdı, Hanif'ti, o müşriklerden olmamıştır.” (Nahl, 16/120).

8 Bakara, 2/124.

9 Mesâbeten: Dönüş yeri: İnsanların hac ve umre kastıyla defalarca gidip geldikleri yer, toplanma yeri. Emn: Güven: Oraya girenin güvenlik içinde olması da bu Ev'in bir başka özelliğidir, (İbn Kesîr, I, 242-243).

10 Hz. Ömer'in Efendimiz'e: “İbrahîm'in Makamı'na yakın bir yeri namazgâh edin.” demesi üzerine nazil olmuştur (Tirmizî, Tefsir, 2. Sûre 6. had.).

Burada Hz. Ömer'in bu teklifinin, İbrahim'in (as) Beyt'in inşa edilmesindeki gayret ve çabasını bilmesinden kaynaklandığını düşünebiliriz.

11 Bakara, 2/125.

12 Müslim 223. Hadiste “temizlik” anlamını verdiğimiz kelime olan “tuhûr” ilim adamlarımız tarafından özellikle abdest anlamında anlaşılmış olsa bile bunun aynı zamanda genel anlamıyla temiz olmayı ve temizliği de kapsadığını düşünmenin önünde engel olmasa gerek.

13 Hacc, 22/26.

14 Bakara,2/127).

15 “Şüphesiz insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de bulunan, âlemlere mübârek ve hidâyet olmak üzere kurulan Ev'dir.” (Âli İmrân, 3/97).

16 “Biz de ona itaatkâr bir oğul müjdesini verdik. Ne zaman ki o babasının yanı sıra yürümeye başlayınca dedi ki: Oğulcağızım, gerçekten ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak, artık sen ne düşünürsün? Dedi ki: Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın. Böylece ikisi de teslim olup, onu alnı üzere yıkınca; Biz ona: Ey İbrahim, diye seslendik. Rüyanı gerçekleştirdin. Muhakkak biz ihsan edicileri böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak bu apaçık bir imtihandı. Biz de ona büyük bir kurbanlıkla fidye verdik.” (Saffât, 37/107).

17 Âyetten anlaşıldığına göre Kâbe ve ona bağlı olarak anılan diğer hususlar birer “kıyâm sebebi”dir. Bu lafız “Allah'ın sizin için kıyam sebebi klıdığı mallarınızı beyinsizlere vermeyin” (Nisâ, 4/5) buyruğunda da zikredilmektedir. Bunun anlamları hakkında değişik açıklamalar yapılmış olmakla birlikte en tercihe değer gördüğümüz şu iki kanaate işaret edelim: 1. Ebu Ubeyde'nin görüşü: (Kabe'nin varlığı ve hac) Din ve dünyanın ayakta durabilmesi için bir sebeptir. 2. Orada yapacakları ticaret sebebiyle geçim ve kazanç yollarının ayakta ve kıvamında kalabilmesi için bir sebeptir. (İbnu'l-Cevzî, Mâide, 5/97. ayetin tefsiri) Ebu Ubeyde'nin açıklaması her iki âyettteki anlamı açıklayıcı olması itibarıyla oldukça özlü bir açıklamadır.

18 Mâide, 5/97.

19 Beyt-i Atîk: Kadim ev, özgür(lük) ev(i) anlamındadır. İbn Abbas: “Çünkü yüce Allah o Ev'i zorbaların tasallutundan korumuştur.” diye açıklamıştır. Zira orası kimsenin mülkiyetine girmez, mülk edinilmekten azadedir, Allah o Beyt'i hac ve tavaf edenleri cehennemden azat eder, gibi açıklamalar yapılmıştır. Kısacası orası Allah'tan başkasına kulluğun söz konusu olmadığı ve cehennem dâhil her türlü zorluk ve sakıntıdan kurtuluş fırsatının verildiği bir yerdir.

20 Hacc, 22/27-34.

tefsir dersi 2020

sinema afiş 2

Yazanlarımız