• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

İFTAR KONUŞMASI

Bu mübarek günün bu mübarek iftar saatinde bizimle beraber oruç açma lütfunda bulunarak bizleri şereflendirdiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Cenab-ı Allah’tan sizleri bol bol mükâfatlandırmasını niyaz ederim.

Gerek ayın Ramazan ayı olması itibari ile gerek Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olması itibariyle ve gerekse de Kur’an-ı Kerim’in ümmette görmek istediği gerçek ve kendisine layık olan konumdan uzak olmamız itibari ile neleri gündeme getireceğim hususunda gerçekten bir seçip yapamıyorum.

Ümmetin, Kur’an’ın ilahi rahmetinden, ümmet için istediği beşeriyete şahitlik edebilme konumunda bulunamayışından mı bahsedelim yoksa en doğusundan en batısına güneyinden kuzeyine hallaç pamuğu gibi atılan ümmetin hazin halinden mi bahsedelim. Bu ümmetin hazin halinden söz edelim dediğimizde nereden başlayacağız? Allah’ın dini ile savaş verilmeyen, açıktan ve belli bir şekilde bu ümmete ve bu ümmetin dinine karşı mücadele edilmeyen tek bir karış toprağımız kalmadı desek mübalağa olmaz. Ümmet üzülerek söylüyorum ki hallaç pamuğu gibi atılıyor. Maalesef yine üzelerek belirtiyorum ki ümmetin büyük bir kısmı cereyan eden hadiseleri derinliğine okumaktan derinliğine kavrayabilmekten son derece uzaktır. Ümmet büyük bir çoğunluğuyla kendisini ümmet yapan, on dört asır önce bu ümmeti tarihin sahnesine çıkartan, yarım asrı bulmayan bir zaman içerisinde o zaman için uygar dünyanın yarısından fazlasını tevhid bayrağını dalgalandırmasına zemin ve imkân hazırlayan İslam’ın kendisinden ciddi manada haberdar değildir. İşin en dikkate değer tarafı üzerinde en fazla durulması gereken tarafı da budur. Ümmet kendisinden habersizdir ümmet misyonundan habersizdir ümmet beşeriyete karşı şahitlik konumunda bulunmaktan maalesef habersizdir. Bizim bunun farkında olmamız iki milyarla ifade edilen bir ümmet için çok çok düşük bir nispettir. Altı yedi milyarı bulduğu ifade edilen bütün dünya nüfusu içerisinde ise daha fazla düşük bir nispettir. Vaziyetin bu olması dava sahiplerinin sorumluluklarını kat kat arttırmaktadır. Sorumluluklarımızın büyük olması bizim için bir yandan bir lütuftur diğer yandan ise bu işin üstesinden nasıl kalkacağız gibi bir ümitsizliğe de sebep olma durumuyla dezavantaja sahiptir. Ancak unutmayalım ki Cenab-ı Allah’ın vaadi bu ümmetin karşısında on dört asır öncesinde olduğu gibi aynen duruyor. 

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınıza sebat verecektir.” (Muhammed; 7) Bu sorumluluğun bir diğer gereği Ömer bin Abdulaziz ile ilgili şu anekdotta ifade edildiği şekilde kendimize zaman ayırma durumunda olduğumuzu gösteriyor. Ömer bin Abdulaziz uyuyorken oğlu gelerek “Kalk baba ümmetin işleri seni bekliyorken sen nasıl böyle rahat uyuyabilirsin.” Ömer bin Abdulaziz şöyle diyor: “Evladım haklısın fakat nefsimiz bineğimiz gibidir eğer bu bineğe layıkı veçhiyle bakmayacak olursak bizi yolun yarısında bırakır.” Yani şunu demek istiyor; eğer ben uyuyorsam ümmete daha dinç daha uygun bir akılla daha rahat daha güçlü ve daha mükemmel hizmet vermek için uyuyor ve dinleniyorum. Böyle bir maksat dışında inanıyorum ki bu davanın farkında olan hiçbir kimsenin bunun dışında bir dinlenmeye zamanının olduğunu zannetmiyorum. Sorumluluk gerçekten büyüktür fakat şunu da unutmamak gerekir şeytanın iğvasına ve tuzağına insan oğlu düşmeye her zaman müsaittir.

Genellikle sorumluluk birilerine havale ediliyor. Alimlere, siyasilere, şeyhlere, üstadlara havale ediliyor. Herkes sorumluluğu kendisinden başka herkese havale ediyor. Peki, biz ne yapacağız bizim sorumluluğumuz nedir? Ümmetin bu halden kurtulabilmesi için şu yere kapaklanmış halimizden tekrar eskisi gibi yeniden dimdik ayağa kalkıp doğrulmamız için her birimize tek tek sorumluluk düşmüyor mu? Herkesin yapması gereken, yapabileceği birşeyler yok mu ve herkes ben yapabildiklerimi yapabiliyor muyum diye sorguluyor mu?

Değerli kardeşlerim, Peygamber (as) d bir hadisi şerifinde şöyle bir tasvirde bulunuyor: ''Öyle bir gün gelecek ki; kafirler, aç kurtların leşe saldırdıkları gibi size saldıracaklardır.

Sahabe sorar: ''Biz o gün sayıca az mı olacağız ya RasulAllah?''

''Hayır! Aksine sayınız fazla olacak. Ama selin önündeki çer çöp gibi olacaksınız. Zira Allah heybetinizi(korkunuzu) düşmanlarınızın kalbinden çekip alacak ve sizin kalbinize vehen yerleştirecek.''

Sahabe Yine Sorar: ''Vehen nedir ya RasulAllah?''

''Dünyayı sevip, ölümü kerih görmektir.(ölüm korkusu).'' (Ebu Davud)

Hadis kısaca şunu anlatıyor; hiçbir hükmünüz olmayacak, insanlar kaynaklarınızı yiyip bitirecek, zenginlik kaynaklarınızı sömürmek için birbirlerini üzerinize hücum etmek için birbirlerine çağrıda bulunacaklar. Önemli bir tarih tesbit etmek icap ederse 16. asırda Endülüs'ün tamamen elden çıkması ve coğrafi keşiflerin başlamasıyla, eğer daha yakın bir tarih tespit etmek istersek yirminci asrın başları ile, İslam dünyası Rasulullah aleyhissalatu vesselam bahsettiği haçlılık ve yahudilik tarafından talan edilmektedir. Onları ihraç ettiği ideolojiler, tüketim tarzları, hayat tarzları, dünya bakışları bize adeta uyuşturucu zerk edilircesine kanımıza hücrelerimize içirilmiştir. Ümmetin nefes alabileceği tek bir yer dahi bırakılmak istenmiyor. Onun için üzerinde yaşamakta olduğumuz coğrafyada cereyan eden hesaplarda şekil olarak birebir aynı olmasa bile mahiyet itibari ile Suriye, Tunus, Mısır, Bangladeş, Pakistan için düşünülen hesapların aynısıdır.

Bir zamanlar, Müslüman profesörlerden bir zat; “Eskiden on İslam devleti bağımsızdı şimdi elliden fazla devlet bağımsızdır” demişti. Ben bu ifadeleri de bir parça üzülmüştüm. Allah-u Teâlâ bizden, tek bir ümmet tek bir devlet tek bir halife etrafında birleşmemizi isterken elli küsur devletimiz var diye övünüyoruz. Bu devletlerin ne kadar devletimiz olduğu veyahut da nizamı ne kadar İslamidir o ayrı bir konudur. Şu anda emperyalistler elli küsur Müslüman devletten veyahut halkı Müslüman devlete razı değiller. Her birisinden bir kaç tane devlet çıkarmak istiyorlar. Suriye'de, Irak’ta, Mısır’da yapılmak istenen budur. Sudan daha geçen gün güneyden ikiye bölündü daha sonra ne kadar bölünecek bilemiyoruz. Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: çok uzun soluklu etraflı ve hedefi ümmeti yeniden eski şanına, şerefine birliğine, tekbir ilaha ibadet eden tek bir ümmete götürecek planlar programlar gerekmektedir. En azından bu hususta aklı erenlerimizin, ilim fikri kültür sahiplerimizin kafa yorması, bunun için gerekli plan ve projeleri ortaya koymaları gerekmektedir. Bunun sağlanması, istediğimiz ufukların doğması için oturalım bekleyelim değil hiçbir şey olmasa bile her bir Müslüman bulunduğu yeri bir Müslüman olarak en yetkin, en doğru, en sağlıklı, İslam’a yakışır şekilde doldurmak durumundadır. Ondan sonra Allah'ın izniyle el ele verip kenetlenmek zamanı da gelecektir. El ele vereceğiz ve dünya tekrar Allah’ın izniyle yeniden İslam’ın şahitliği altında, vasat ümmetin kontrol ve kumandası altında, 14 asır önce gelen İslam’ın saadetini yeniden bu modern çağda yaşamak imkânını elde edecektir.

Gayem veya maksadım size çizdiğim tablo ile içinizi karartmak değildir. Bu tabloyu hepiniz zaten biliyorsunuz. Sadece bir hatırlatma kabilinden bazı noktalar üzerinde durmak istedim.

Kısacası şunu söylemek istiyorum değerli kardeşlerim: Her birimizin ancak ölümle sonuçlanacak büyük sorumlulukları vardır. Vaziyetimiz, durumumuz, şartlarımız, imkanlarımız ne olursa olsun bu sorumluluklarınızı o şart ve imkanlarımız dahilinde mutlaka yerine getirmek durumundayız. Gerekirse kanımızı da feda ederek canımızı da feda ederek Allah'ın dini uğrunda hiçbir şeyi esirgemeyerek elimizden geleni en iyi şekliyle ortaya koymak ve bu ümmet için bir şeyler yapmakla yükümlüyüz. Cenab-ı Allah’tan vazifelerimizi ifa etmekte hepimize yardımcı olmasını, rahmetini üzerimizden esirgememesini her hususta dosdoğru yolundan bizleri ayırmamasını bütün kalbimle niyaz ediyorum. Cenab-ı Allah'ın rahmeti, bereketi, feyzi, lütfu hepinizin üzerinize olsun. Rabbim ümmetin içerisinde bulunduğu sıkıntılardan ümmeti bir an önce muhafaza buyursun. Allah'ın selamı rahmet ve bereketi hepinizin üzerine olsun.

28.06.2015

M. Beşir Eryarsoy

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız