• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

GÜLEN İLE ERDOĞAN ARASINDA SIKIŞMAK!

 

Mesele AKP meselesi değil, sistem meselesidir. Bir Müslüman hiçbir zaman İslam’ı esas almayan, İslam’a göre idare edilmeyen bir sistemden yana olamaz. İktidarda Erdoğan değil, en yakınımız bile olsa, takınılması gereken tavır aynı olmalıdır.

 (...)

Gülen ekibi bu kavgada, ABD’deki neo-con’lar ve Siyonist lobilerle İsrail tarafından desteklenmektedir. Bu güçler, Erdoğan hükümetinin –Today’s Zaman’da da belirtildiği gibi- İsrail ile ilişkilerinin eskisi gibi olmamasından ve bölgedeki diğer ilişkilerinden rahatsızdırlar. Hele Çin’in Füze alımı konusunda öne geçmiş olması dolayısıyla, Erdoğan hükümetinin kırmızıçizgileri aştığını düşünmektedirler. Buna ise, bu güçlerin hiç tahammülü yoktur. Ancak Obama hükümeti hala Erdoğan hükümetini gözden çıkarmış değildir. Çünkü ABD, Ortadoğu’da –ve İslam coğrafyasında- gelişmekte olan ‘radikal’ İslam’ı ancak ılımlı İslam politikası ile durdurabileceğine inanmaktadır. Bunu da ancak -en azından şimdilik- AKP iktidarı ile yapabileceğine inanıyor.

Kamuoyunun en azından bir kısmı, Gülen ile Erdoğan arasında sıkışmış vaziyettedir. Her iki taraf da kendisinin haklı olduğunu ve dolayısıyla diğer tarafa cephe alınması gerektiğini yoğun propaganda ile kamuoyunu yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu iki kesim de iç ve dış kamuoyu nezdinde düne kadar İslami –ne kadar İslami oldukları ayrı- yönleriyle bilinmekte idi. Özellikle de laikler, cuntacılar ve bilumum İslam düşmanları, her iki kesimin de İslami yanlarından dolayı bunları yok edilmesi gereken öncelikli tehdit olarak görmekteydi. Kendilerinin yapamadığını, şimdilerde Erdoğan ve Gülen ekibinin birbirlerine karşı yaptıklarını ellerini ovuşturarak seyretmektedirler. Görünürde bu iki kesim birbirlerine zarar veriyor görünseler de, aslında bunun zararı gelecekte –bu iki kesimle de ilgilisi olmayan- bütün Müslümanlara olacaktır.

Gülen Ekibinin, kendi deyimleriyle 1990’lı yıllardan itibaren küresel güçlerle –ABD ve İsrail ile- ilişkiye geçtikleri, ittifak kurdukları bilinmektedir. Kimi Müslümanlar, bu ve benzeri başka nedenlerden dolayı Gülen’e ve ekibine karşı daima mesafeli hatta uzak durmuşlardır. 17 Aralık’tan sonra, Gülen ekibinin Siyonist İsrail ile ve neo-con’larla içli dışlı olduğunun ortaya çıkmasıyla bu duruşun ne kadar haklı ve yerinde olduğu daha iyi görülmüştür.

Ancak AKP de süttün çıkmış ak kaşık değildir. Erdoğan’ın 17 Aralık itibariyle can hıraş bir çığlıkla Gülen ekibine karşı halkı yönlendirmeye çalışması kendisinin çok da masum olduğunu göstermez. Dolayısıyla bu çatışmada, takım tutar gibi bir tarafı tutmak, bir taraftan yana olmak elbette ki doğru olmaz. Çünkü adil ve doğru olmak Müslümanların şiarıdır. ‘Bir kavme olan kininiz sizi adaletten ayırmasın’ (Maide, 5/8) ayeti de bizlere adil olmayı emretmektedir. Rum Suresinde olduğu gibi ehl-i kitab olan Rumların yenmesini isteriz, ama bu, Rum ordusuna gidip asker olmamızı gerektirmez. Dolayısıyla birilerinin AKP’nin yeniden iktidara gelmesini istemesi, onun ille de gidip AKP’yi desteklemesi anlamına gelmez. Çünkü mesele AKP meselesi değil, sistem meselesidir. Bir Müslüman hiçbir zaman İslam’ı esas almayan, İslam’a göre idare edilmeyen bir sistemden yana olamaz. İktidarda Erdoğan değil, en yakınımız bile olsa, takınılması gereken tavır aynı olmalıdır.

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin mart-2014 sayısında yayımlanmıştır.

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız