• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

EVLENECEK ERKEKLERE NASİHATLER

evli erkeklere nasihatler

Bu yazımda sizlere erkeklerden bahsetmek istiyorum kıymetli beyefendiler. Evet, beyefendiler, size sizi anlatmak istiyorum. Evlenecekseniz de hâlihazırda evliyseniz de karşılaştığınız, karşılaşabileceğiniz bazı sorunlar ve çözüm yolları hakkında birkaç kelam etmek istiyorum.

Günümüzde aile kurmak da kurulmuş aileyi sağlıklı bir şekilde devam ettirmek de artık parmakla gösterilen bir meziyet sayılıyor. Bu iş neden böyle zorlaştı dersiniz? Ters giden bir şeyler mi var? Artık devir değişti ve medeni hâllerimiz bundan böyle bu şekilde mi devam edecek? Sorun bizde mi, ebeveynlerimizde mi? Bu soru ve sorunların hepsine basit başlıklar altında kısa cevaplar bulmaya çalışacağız ve bu işi 9 aşamada inceleyeceğiz.

 

1. Aşama: Gideceğin Yeri Hissetmek

Evlenmek isteyen genç kardeşlerimize yardımcı olmaya çalışıyoruz. Onları tanıştırıyoruz, sonra da gözlerinin içine bakıyoruz “Acaba bu iş oldu mu?” diye. Kendimizden eminiz, kızımızdan ve oğlumuzdan da eminiz. Ama bu iş olmuyor. Kızımıza ve oğlumuza soruyoruz “Nedir sebep?” diye. Her ikisi de birbiri hakkında methiyeler düzüyor ama ters giden bir şeyler var. Kızımız da oğlumuz da kıvranıyor fakat net bir cevap veremiyor. Efendim, ters giden bir şey yok, sadece nasibi olanlar bir araya gelmemiş o kadar. Basit bir örnekle izah edeyim; hasbelkader hepimiz farklı şehirleri gezmeye gitmişizdir. Bazıları vardır ki orada tanıdığımız, akrabamız olmadığı hâlde sıcak ve çekici gelir bize. Tekrar tekrar oraya gitmek isteriz. Adeta o şehirde bizim ruhumuzdan bir parça vardır. Deriz ki bu şehrin ruhu var. Doğrudur, çünkü o şehrin ruhunda bizim ruhumuzdan da bir parça vardır. Teşbih yerindeyse insanın eşi, o şehir gibidir. Çok güzel olan başka şehirler de görmüşsündür ama bir tanesine tekrar gitmek istersin. Ben de kararsız olan kardeşlerime hep aynı soruyu sorarım: “Mantığınla değil, kalbinle cevap ver; onu tekrar görmek istiyor musun?”. Hepsi bu. Herkes tekrar görmek istediği şehri bilir. Rahat olun. Gönül ehli olun, gönülde dinginlik, dinginlikte suhulet vardır.

 

2. Aşama: Anlamaktan Vazgeçmek

İnanç sahibi olmanın çok belirgin bir özelliği vardır; gerekçesiz inandığın zaman gerçekten iman etmiş olursun. İnancını bilimle, sanatla, edebiyatla destekleyebilirsin, ama derinlere indiğinde bulacağın şey açıklamalar değil, mutluluk ve huzurdur. Bir kadınla bir erkeğin bir araya geldiğinde arayacakları şey de mutluluk ve huzur olmalıdır. Birbirini anlamaya çalışmak, bunu denkleme dökmek sizi biraz yorabilir. İlkokul matematiğinde meşhur bir örnek verilir; elmayla armut toplanmaz. Kadınla erkeğin durumu da aynen öyledir. İnsan üst başlığını çıkarsanız iki farklı canlı vardır karşınızda. Düşüncesiyle, yaşantısıyla, beğenisiyle, öncelikleriyle birbirinden farklı, kimi zaman aynı dili konuşmayan iki canlı. Ama bir makinenin dişlileri gibi, biri olmayınca sistem işlemiyor. Bir vücuttaki iki el gibi, birisi olmayınca da hayat devam ediyor ama eksik. İki göz gibi, biri olmayınca derinliği göremiyorsun. O sebeple güzel kardeşim, vaktini bildiğin doğruların ne kadar doğru olduğunu eşine anlatmaya çalışarak tüketme. Eşinin nelerle mutlu olduğunu keşfetmeye ayır vaktini. O mutlu olunca kendinin de mutlu olduğunu görecek, onun da seni mutlu etmek için çırpındığını fark edeceksin. Huzur dediğimiz şey de bu mutluluk kırıntılarının buhar olup göğsümüzün içinde dolanıp durması değil midir?

 

3. Aşama: Bütçeni Bilmek

Elbette parayla saadet olmaz, ancak parasız da saadet olmaz. Evimizin, çoluğumuzun çocuğumuzun geçimini sağlamak için paraya ihtiyacımız var. Buradaki ayrım çok sade bir şekilde yapılabilir. Parayı varılacak bir hedef olarak değil de günlük hayatta kullandığımız bir eşya olarak görürsek dengeyi kurabiliriz. Parayı varılacak bir hedef gibi görürsek işimiz zor, malum bizim varacağımız hedef iki metrelik bir kabir, orada da para geçmiyor. Ama parayı eşya gibi görürsek var ömrümüzde ihtiyacımız kadarını kullanır, sonra da kalanları bizden sonrakilere bırakır gideriz. Aile hayatınıza adım atarken de önce eşinize, sonra eşinizin ailesine hacminizi, maddi gücünüzü net bir şekilde anlatmakta fayda var. Bunu maddi gücünüz çoksa dünya âleme gösterin anlamında söylemiyorum. Derdim, çoğumuz gibi orta hâlli olan kardeşlerimizin yapabileceklerinin sınırını güzel bir şekilde izah etmesidir. Efendim, bir düğün mü yapılacak, yeni çiftimizin evine mobilya mı alınacak, gelinliği, damatlığı, perdesi, takısı, fotoğraf stüdyosu vesairesi ile yeni bir yuva mı kurulacak? Tabii ki her şeyin en güzeli, en kalitelisi olsun. Ama düğünden sonra gençlerin beli bükülecek, beş on sene borç ödeyeceklerse eğer, her şeyin en güzeli derken en pahalısı olmasın, olmayıversin. Karı koca hayatlarına pırıl pırıl başlasınlar, ümitleri, şevkleri kırılmasın. Dikkatinizi çekerim, güzel, şık, albenili olmasın demiyorum; bütçenizi sarsmasın diyorum. “Başkaları çok beğensinler.” ile “Biz kaliteli yaşayalım.” arasında bir tercih yapmak gerekiyorsa ikincisini tercih etmek daha sağlıklı görünüyor sanki.

 

4. Aşama: Ceddini Bilmek

Anadolu'da güzel bir söz var “Dört ata birdir.” diye. Anneni, babanı, kayınvalideni ve kayınpederini bir tutmak, hepsinin sizler üzerindeki hakkını bilmek, onlara saygıda kusur etmemek hem insan olmanın gereği hem de huzura giden altın anahtarın ta kendisidir. Burada iki tür sorunla karşılaşma ihtimali var; birincisi ana, oğlunu; baba, kızını ele vermek istemez. Öyleyse nasıl ki dört ata bir, sen de dört ataya hepsinin evladı olduğunu belli etmen lazım. Kendi anne babana uyguladığın hürmeti, saygıyı, ziyaretleşmeleri, hediyeleşmeleri eşinin anne babasına da göstermen gerekir. Diğer sorun ise bu dört atadan birisinin herhangi bir sebeple sizinle kalmak istiyor olması yahut sizinle kalmak zorunda olmasıdır. Bu bir istekse kendi aranızda değerlendirerek bir sonuca ulaşabilirsiniz. Bunun birçok sebebi olabilir. Hayırlı, güzel bir sebepse bu fırsatı kaçırmayın. Eğer maddi gerekçelerle veya hastalık sebebi ile yani bakıma muhtaç olduğu için sizinle kalmak zorunda olan bir aile büyüğünüz varsa hem bu fırsatı kaçırmayın hem de varsa diğer kardeşlerden bir adım öne çıkarak bu bereket kapısını açık tutun derim. Eşiniz, bu bakıma muhtaç aile büyüğünü eve almak istemiyorsa “Senin aile büyüğün de bu duruma geldiğinde aynı şekilde eve almayacak mıyız?” diye soralım. Aldığımız cevap “evet” ise güzel kardeşim, Allah yardımcın olsun diyorum. Çünkü onun anne babasından sonra sünnetullah gereği sıra sizlere gelecek. Evlatlarınıza öğrettiğiniz şeyi, bir gün onlar da size uygulayacaktır muhtemelen. En azından kendinizi düşünerek evlatlarınıza güzel örnek olmak dünyanızı da ahiretinizi de kurtarır.

 

5. Aşama: Neslini Bilmek

İnsanlık tarihinin en kadim meselelerinden birisi kuşak çatışmasıdır. Geçmişin çılgın, ele avuca sığmaz, uçarı gençleri, yetişkinliğe erişip anne baba olunca gençleri beğenmeyip onları hadsiz, edepsiz ve amaçsız buluyor. Oysa hepimiz kendi çocukluğumuzda geleceğimizi adım adım planlayan, büyüklerimizin her dediğini kulağımıza küpe yapan kimselerdik değil mi? Öyle değil miydik yoksa? Biraz çocukluğumuza, ergenlik yıllarımıza dönünce başka başka şeyler mi çıkıyor karşımıza? Panik yapmayın, ters giden hiçbir şey yok. Siz küçükken iyi çocuklardınız, sizin çocuklarınız da bugün iyi çocuklar. Tek fark; kuşak çatışması eskiden dede nine ile torunları arasında yaşanırken sonraları anne baba ile evlatları arasında yaşanmaya başladı, günümüzde ise abi abla ile kardeşler arasında yaşanıyor. Sebep mi? Sebep aynı; devir değişiyor. Ama günümüzde çok hızlı değişiyor. Sorunun çözümü için burada iki döngüyü çok güzel anlamak icap ediyor.

Birincisi “büyüme döngüsü”; bütün çocuklar 7 8 yaşlarına gelene kadar hep ebeveynlerinin yanında olmak ister. Bundan sonra 12 13 yaşlarına kadar akran grupları içinde doyasıya oynamak, eğlenmek ister ama yine ebeveynleri ile sosyalleşmeyi, onlarla vakit geçirmeyi tercih eder ve severler. 13 14 yaşından sonra ise ergenlik dediğimiz dönemin içine girerler ki bu yaşlar anne ve babadan uzaklaşma yaşıdır. Çünkü çocuklar artık kendilerini tanımaya çalışmaktadır, bunu da daha çok arkadaşları ile konuşarak yaparlar. Anne babalarının ya kendilerini anlamayacağını düşünürler ya da onlarla konuşmaya utanırlar. Bu dönemde ebeveynlerde bir sitem, bir hüzün, bir kızgınlık belirgin bir şekilde görülür. Bir yandan çocuğunun kendisinden uzaklaşmasını kopuş zannederek sitem eder, üzülür, yıllarca verilen emeğe ihanet, nankörlük gibi görür. Diğer yandan ise çocuğunun birey olma girişimlerini hadsizlik ve isyan olarak değerlendirip ona kızar. Çocuğa göre değişmekle birlikte 17 18 yaşlarından itibaren birey olma süreci güçlenir ama anne babaya saygısızlık olarak algılanan davranışlarda ciddi oranda azalma görülür. Çünkü artık yetişkinliğe doğru giden bir genç olan çocuğumuz neyin ne olduğunu anlamaya başlamıştır.

Bir kitap olabilecek bir konuyu iki paragrafa sığdırmaya çalıştığımın farkındayım ama durumu bu özetle görmenin gerektiğini düşünüyorum. Burada asıl dikkati çekmek istediğim husus şu; bizler çocuklarımızla çatıştığımızı, kavga ettiğimizi zannediyoruz ama sorun onlarda değil, onlar yaşının gereğini yapıyor, sorun bizim bakış açımızda. Herhâlde kendi çocukluğunuzdan biliyorsunuzdur, baskı ile zorlama ile sorunu sadece o baskının ve zorlamanın olduğu ortamlarda çözebilirsiniz. Çocuklar o baskı ortamından kurtulduğunda yine bildiklerini okuyacak, sizin de gözünüz arkada kalacaktır. Öyleyse çocuklarınızın vicdanına dokunmaya çalışın. Çocuklar küçük yaştan itibaren doğru ile yanlışı algılamaya çalışırlar. Sorsanız, iyi çocuk nasıl olur, iyi öğrenci nasıl olur, iyi ebeveyn nasıl olur belki de sizden daha iyi anlatırlar. Görgü kurallarını, saygıyı, sevgiyi öğretirken elbette anne baba olarak sizler etkin olun, ancak disiplinle, öğrencilikle, öz bakımla ilgili konularda çocuğunuzun etkin olması gerekir. Öyleyse bir karar almak istiyorsanız bu kararı çocuklarınıza aldırmanın bir yolunu bulmalısınız. Bu yolun ne olduğunu ikinci döngüyü anlattıktan sonra söyleyeceğim.

İkincisi “teknoloji döngüsü”; eskiden teknolojinin mihenk taşları diyebileceğimiz icatların yapıldığı tarihler arasında yüzyıllar varken günümüzde bu iki seneyi bulmuyor, hatta aynı sene içerisinde hayatımızı değiştirecek farklı gelişmelerle karşılaşabiliyoruz. Matbaanın icadından sonra ilk kitap 1450 yılında basılmış, elektrik 1800, telefon 1876, ampul 1879, radyo 1898, televizyon 1923, bilgisayar 1945, internet 1969, cep telefonu 1983, üç boyutlu yazıcı 1984 yılında icat edilmiş. Bu son dört icattan sonra insanlar bilgiye kolay ulaşmaya başladığı gibi asıl fark her insanın bilgi ve haber kaynağı olarak medyanın bir organı hâline gelmesi olarak karşımıza çıkıyor. Devran bu hızla deveran ederken çocukları her fırsatta haşlayıp bizim devrimizde böyle değildi diye çıkışmanın çok da bir anlamı yok. Eskiden televizyon büyük düşmandı, şimdi çocuklar televizyon izlemiyorlar bile. Cep telefonundan sosyal medyada vakit geçirmek, video sitelerinden kısa videolar izlemek, çevrimiçi oyunlar oynamak onları daha fazla mutlu ediyor. Ne oldu eskinin büyük düşmanı televizyona? Demek ki devir değişiyor. Çocuklarımızı sosyal hayata dâhil ederken kılı kırk yarıyoruz, onunla görüşmesin, buraya gitmesin, en güzel yere, şuradaki insanlara gitsin, onlarla vakit geçirsin diye çırpınıyoruz ama sosyal medya ile bütün dünya 24 saat evimizin içinde. O zaman ilk söylediğimiz konuya geri geliyoruz. Çocuklarımızın vicdanını, muhasebe yeteneğini güçlendirmeliyiz. Bizim olmadığımız ortamlarda da doğru yoldan sapmayacakları bir inancı, vicdanı, adalet duygusunu kalplerine yerleştirmeli ve onlara güvenmeliyiz.

Şimdi herkesin “Madem o kadar iyi biliyorsun, çocuğun elinden tableti, telefonu al bakalım. Hadi, o kadar anlıyorsan bu işlerden çocuğu şu oyun konsolunun başından kaldır da görelim.” dediğinizi duyar gibiyim. Bunu bana çocukken hava kararana kadar top oynayıp akşam ezanıyla kulağından tutarak babasının eve getirdiği çocuklar mı soruyor? Bunu bana arkadaşıma çay içmeye ya da ders çalışmaya gidiyorum diyerek altı saat, sekiz saat aralıksız konuşup da konuşmaya doyamayan kardeşlerim mi soruyor? Eee, büyüdük ve unuttuk o günleri. Merak etmeyin, çocuğunuzun elinden telefonu da tableti de oyun konsolunu da almayacaksınız.
Bir çözüm yolumuz var demiştik; gelelim çözüm yolumuza: Aile toplantısı yapmak. Anne ve babalar bir sorunu çözerken acelecidir. Emretmek anlatmaktan daha kolay olduğu için yılların tecrübesi ile elde edilmiş doğru ve yanlışları sıralamak ve yapılması gerekeni söylemek sorunu çözebileceğiniz illüzyonunu oluşturur. Sigara içenlere sigaranın zararını ne kadar anlatırsanız anlatın sigarayı bırakmıyorlar. Ne zaman bırakıyorlar? Sigarayı bırakacaklarına inandıklarında, kendi iç seslerini dinlediklerinde. Bir aile toplantısı yaparak sorunu ortaya koyduğunuzda çözüm yolunu kendi çocuğunuza söyletin. Günde beş saat bilgisayar oyunu oynayan bir çocuğunuz mu var? Toplantı yapın, nasıl olması gerektiğini sorun. Büyük ihtimalle sizden daha mantıklı bir cevap verecektir. Şartları zorluyorsa saatler konusunda pazarlık yapın, buna kendisi de inansın, günlük ve haftalık programına dâhil etsin. Hafta içi ve hafta sonu için ayrı bir uygulama geliştirin. Bunu yazın, tüm aile imzalayın ve buzdolabının kapısına asın. Hayırlı olsun, 8, 10, 12, 15 yaşındaki çocuğunuz belki de hayatındaki ilk toplantı tutanağını aile büyüklerinin huzurunda imzalamış ve aile içinde bir birey olarak meşruiyetini kazanmış oluyor. Ee, artık kendi verdiği sözü tutmasını bekleyeceğiz, kaçamaklar olduğunda da uyaracağız. Aynı aile toplantısı, eşler arasında anlaşmazlığa yol açan bazı hususlarda da yapılarak toplantı tutanağı imzalanabilir. Tutanak buzdolabına asılmasa da uygun bir yerde saklanabilir. Özellikle erkeklere bu usulü tavsiye ederim, bayanların hafızası erkeklerden daha güçlü olduğu için erkeklerin geçmişte söylediklerini ve kendisine söylenenleri hatırlaması ihtimali daha düşüktür. Ehemmiyete binaen önemli konuların kaleme alınması tavsiye olunur.

 

6. Aşama: Tarihleri Bilmek

Yanlış okumadınız efendim, tarihi bilmek yazmıyor, tarihleri bilmek yazıyor. Bilinçli bir birey olarak kapitalizmin oyununa gelmediniz ve nişan yıldönümü, evlilik yıldönümü, eşinizin ve çocuklarınız doğum günleri, anneler günü, babalar günü ve benzeri günleri kutlamıyorsunuz. Çünkü koca bir ömre sığacak olan bir sevgiyi, saygıyı, özveriyi bir güne sığdırmak bize yakışmaz diyorsunuz. Peki, madem bir güne sığdırmak doğru değil, anlaşılıyor ki siz bu günlerin daha fazla olmasını istiyor, eşinize, çocuklarınıza bu anları daha çok, daha dolu yaşatmak istiyorsunuz. Bir yılda kaç güne sığdırıyorsunuz bu özel anları. Kaç güzel sürpriz yapıyorsunuz? Bu sessizlik nedir, hiç mi? Olmadı güzel kardeşim, bu sessizlik güzel olmadı. Unuttuğun eşin, çocukların değil, onlara verdiğin değer. Sen elbette içinden seviyorsun, elbette senin sevgin bir buket çiçekle, bir oyuncakla ölçülecek bir şey değil. Ama belli etmediğin zaman kimse bilemez ki değer verdiğini. Hediyenin kıymeti, eşine ve çocuklarına verdiğin kıymeti göstermez ama hediyenin ya da o anın hatırlandığını gösteren bir işaretin olması onlara değer verdiğini gösterir.

Bir gün berberde sıra bekliyordum. Berber tıraş ettiği arkadaşına dedi ki “Bugün senin evlilik yıldönümün, eşine bir sürpriz yaptın mı?”. Tıraş olan dedi ki “Evlilik yıldönümüm galiba önümüzdeki ay. Tam hatırlamıyorum ama önümüzdeki ay olması lazım.” Araya girerek tıraş olan arkadaşa sordum “Kaç senedir evlisin?” Kendisini tıraş eden berbere bakarak “O haklıysa birinci sene dolmuş abi.” dedi. Sonra berberin söylediği tarihin doğru olduğu ortaya çıktı. Berber neden tarihi doğru söylemişti biliyor musunuz dostlar? Çünkü tıraş olanın sağdıcı berbermiş o gün. Yakın arkadaşı evlenirken onu sağdıç seçmiş, o da kendisini değerli hissettiği bu özel günü hiç unutmamış. Peki, sen güzel kardeşim, hayatını birleştirmek için seçtiğin kişinin seninle dünya evine girdiği günü neden unutasın? Birçok insanın çocuk sahibi olmak için vaktini, servetini su gibi harcadığı günümüzde Allah'ın sana bahşettiği bu hediyelerin verildiği günü neden hatırlamayasın?

 

7. Aşama: Dinlemeyi Bilmek

Eve geldiniz, günün tüm yorgunluğu üzerinizde. İş yerinde türlü zorluklar, sıkıntılar, yorucu görevler canınızdan can almış. Evde soluklanacak, nefes alacaksın. Yemek, koltuk, kumanda ve cep telefonu ile mayışacaksın. Kafanı dinleyeceksin yani. Ama o da ne? Eşin, çocukların buna fırsat vermiyor. Çocuğun okulda oynadığı oyunu ve nasıl kazandıklarını anlatmak istiyor, eşin ise bugün işinin nasıl geçtiğini, yemekte ne yediğini merak ediyor. Geçiştiriyorsun, dinliyormuş gibi yapıyorsun. Eşin ve çocukların da senin bu tavırlarını artık öğrendikleri için konuşmaları bitmiş gibi yapıp yanından nispeten uzaklaşıyorlar. Aferin, bugün de yalnız kalmayı başarabildin. Hatta eve iş getirdiysen akşamın ilerleyen saatlerinde onu da bahane ederek tamamen kopabilirsin. Eşin ve çocukların da en azından senin göz önünde, oralarda bir yerde olmandan dolayı mutlu olabilir. Oldu mu? Olmadı güzel kardeşim. Eşin çalışmıyorsa eğer tüm gün konuşmak, dertleşmek için seni evde beklemiş olabilir. Çalışıyorsa eğer iş ortamı iş konuşmalarının geçtiği yerdir. Evde ailenle konuşmak gibi olur mu? Eve gelince seninle dertleşmek, hasbihâl etmek isteyecektir. Bak, ben seni anlayabilirim; erkekler genelde sessiz kalarak dinlenmeyi tercih eder. Ama bayanların dinlenmekten anladığı şey gerçekten “dinlenmek” yani birisinin, özellikle eşinin kendisini dinlemesidir. Bunu anlamak zorunda değilsin. Eşin almayacağı elbise ve mobilyalara saatlerce bakarak vakit geçiriyor ve hatta senin fikrini soruyor olabilir. Ama sen de hiç almayacağın arabalara saatlerce bakıp arkadaşlarınla bunun muhabbetini yapmıyor musun? Dedim ya, erkekler ve bayanlar farklı yapıda insanlar, aynı olmak zorunda değiller. Ama birbirlerini dinleyerek birbirlerine değer verdiklerini gösterebilirler. Günün yorgunluğunu birlikte birbirlerinin gözlerinin içine bakarak ve sohbet ederek atabilirler.

 

8. Aşama: Söylemeyi Bilmek

Erkekler gözleriyle, kadınlar kulaklarıyla sever derler. Ne demektir bu? Erkeklerin gözleri anlatırken dili ikna etmeye çalışır. Kadınların gözleri dinlerken kulakları ikna olmaya çalışır demektir. Karıştı mı işler biraz? Açalım; yukarıda anlattıklarımın hepsine ikna oldunuz ve kıymetli eşinize doğum gününde bir hediye aldınız. Hediyeyi verirken iki senaryo ortaya koyalım; birincisinde hediyeyi verdiniz, hediyenin üstünde zaten “Doğum günün kutlu olsun aşkım!” yazıyor, o sebeple bir şey demediniz. Eşiniz çok mutlu ve size teşekkür ediyor. İkincisinde yine aynı hediyeyi veriyorsunuz ve “İyi ki doğdun aşkım. Doğum günün kutlu olsun. Sen bu dünyaya gelmeseydin bu güzel aile olmayacaktı. Hayat seninle daha güzel!” diyerek hediyenin verilme anını süslediniz ve bunu sözlü olarak ifade ettiniz. Güzel kardeşim bir erkek olarak bunun eşinde oluşturacağı etkiyi anlaman mümkün değil. Çünkü sen kalbine giden yolu kulaklarından geçen birisine güzel şeyler söyledin ve hedefi 12'den vurdun. Tam birebir karşılığı olmayabilir ama senin anlayacağın şekilde şöyle söyleyebilirim; senin doğum gününde eşin senin için süslenmiş, en güzel kıyafetlerini giymiş ve sana en sevdiğin yemeklerin olduğu mükellef bir sofra hazırlamış, seni karşılıyor ve hoş geldin diyor ve doğum gününü tebrik ediyor. Şimdi biraz anladığını tahmin ediyorum.

Erkek adam sevgisini, hüznünü, mutluluğunu ve sair duygularını başkalarından saklayabilir ancak eşinden ve çocuklarından saklamaz. Bunu onlarla paylaşır, her zaman ve her yerde onlara aile olduklarını hissettirir. Çocuklarınız sizin onları sevdiğinizi bilirler, bununla birlikte sizin onlara söylediğiniz güzel sözleri ezberlerler. Aynı şeyleri sizin için tekrar ettiklerini şaşkınlıkla izlersiniz. Başlarını okşamayı, onlara sarılmayı ihmal etmeyeceğiniz gibi, güzel sözler söylemeyi de ihmal etmemelisiniz.

 

9. Aşama: Sabretmeyi Bilmek

Yukarıda söylediklerim boş laf mı geldi? Kuru edebiyat mı yapmışım? Beylik sözler mi savurmuşum? Senin haklılık payının çok basit bir sağlaması var güzel kardeşim; haydi, hep beraber eşinin cenaze namazını kılalım. Bak, işte orada, musalla taşında duruyor. Yıllarca anlattın ne kadar haklı olduğunu, eşin hiçbir şey anlamadan göçüp gidiyor. Oysa sen ne kadar güçlü, ne kadar sağlam durmuştun, bütün doğruları elinden geldiğince göstermiştin. Anlamamış belli ki ama yanında da kalamamış, gidiyor işte... Son bakışın. Bütün o tartışmalarını, hatta o tartışmalardan kazandığını düşündüğün “gelirlerini” kefenin bir tarafına sıkıştır istersen. Başın sağ olsun kardeşim, Allah rahmet eylesin. Salih, saliha eş dünya hayatında cennettir. Sizin fırsat kaçtı şimdilik, Rabbim sizi cennetinde kavuştursun. Allah sabırlar versin.

Ben yazımı burada sonlandırıyorum. Elbette her aile özel ve güzeldir, kendine özgüdür. Genellemeler, birçok aileye uyan formüller o ailelere uymayabilir. Ancak konuşarak, dertleşerek, hâlleşerek bu ailelerde kendi mutluluklarının, huzurlarının anahtarını bulabilirler. Siz mutlu olduktan sonra varsın bizim yazdıklarımızın size bir faydası olmayıversin. Sizden kıymetli değil ya.

Bu arada, saygıdeğer bayan kardeşim, ben yazıyı erkeklere yazdım ama senin de çaktırmadan buraya kadar okuduğunun farkındayım. Hatta 9. Aşamada musalla taşına yattın, yattığın yerden kocana laf yetiştiriyorsun hâlâ, onu da duyuyorum. Artık musalla taşına yatmışsın, adamı bir rahat bırak da bu hayatın hesabını nasıl vereceksin, onu düşün. Bir sonraki yazım senin hakkında olacak unutma.
Haydi, kalın sağlıcakla.

Ahmet Güney

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız