• ...VE BU ÜMMET DOĞDU

      Bataklıkta Doğan ve Bataklığı Kurutan Ümmet Merhum Mehmet Akif: “On dört asır önce, yine bir böyle geceydi,Kumdan ayın on dördü bir öksüz çıkıverdi” mısralarıyla başlayan “Bir Gece” adlı şiirinde Allah tarafından son ümmeti, son ilahî vahiyle...

DUYURULAR

DÜNYEVİLEŞME BUHRANI VE ÇÖZÜM YOLLARI

dunyevilesme problemi

Dünya cazip, insanoğlu bu güzelliklere hayli meyyal. Bu nedenle belki de en büyük imtihanımız dünyevileşme. Ve hatta uhrevî hayatımız önünde de en büyük engel… Dünyevileşme, dini inanç, değer ve davranışların insanın hayatından uzaklaştırılması anlamına gelip Yüce Yaratıcı'yı hatırdan çıkarıp tamamen dünyaya yönelme,

ölümü unutup dünyaya bağlanma, dünyaya kilitlenip ahireti hiç düşünmeme hâlidir. Kişinin Allah'a karşı olan sorumluluklarını unutup ahirete yönelik hazırlık yapmaması dünyevileştiğinin göstergelerindendir.

Dünyevileşme, ahiret inancını direkt etkileyen önemli bir hastalık olarak tanımlanabilir. Dünyevileşmenin tek ve en büyük sebebi ahirete inancın zayıflamasıdır. Hesap verme inancının zayıflaması dünyevileşmenin en büyük tetikleyicisidir.

Dünyevileşme dendiğinde sosyal, siyasi, ekonomik, manevi ve ahlâkî, kısaca bütün alanlarda emeğin, gücün ve imkânların dünyevî unsurlara yoğunlaştırılması, İslâmî değerlerin göz ardı edilmesi, yani her şeyde önceliğin dünyaya verilmesidir. İnsanın kendisini dünyanın çekiciliğine kaptırması, onun esiri konumuna düşmesi ve İslâm'a kayıtsız kalmasıdır.

Dünyevileşme Müslümanlar için bir musibettir. Hz. Peygamber (s.a.v.), zaman zaman geleceğe dönük mesajlar vermiş, ümmetinin başlarına gelecek bazı musibetlerden söz etmiştir. Aşağıda sunacağımız hadis farklı zamanlarda Müslümanların hâlini tasvir etmek açısından büyük önem arz etmektedir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır.

“Yemek yiyenlerin sofralarına birbirlerini çağırdıkları gibi, çeşitli ümmetlerin sizin aleyhinize birleşmeleri yaklaşmaktadır. Ashaptan biri “Ey Allah'ın Resulü! O gün (sayıca) az olacağımızdan mı (aleyhimizde birleşecekler), diye sordu. Resulullah (s.a.v.) “Hayır, bilakis o gün (sayıca) çok olacaksınız. Fakat selin üzerindeki köpük ve çerçöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanınızın kalbinden size karşı duyduğu “mehabeti” (korkuyu) çekip alacak ve kalbinize “Vehn” atacak (bu sebeple düşmanınız sizden çekinmeyecek ve korkmayacak) tır” buyurdu. Ashaptan biri “Ey Allah'ın Resulü! ‘Vehn’ nedir?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber “Dünya sevgisi ve ölüm korkusu.” diye cevap verdi.” (Ebû Dâvud, Melâhim 5; Ahmed bin Hanbel, V/278)

Efendimiz'in (s.a.v.) hadisinde bahsedilen “vehn” büyük bir dünyevileşme krizidir. “Vehn” ahirete karşılık dayanılmaz bir şehvetle dünyayı tercih etme krizidir. “Vehn” dünyalık kazanımlarını kaybetmeme adına büyük bir cesaretle ahiret kazanımlarını gözden çıkarabilme girişimidir.

Dünya Müslümanları olarak sayımızın çokluğuna, coğrafyalarımızın her türlü stratejik imkânlarına, petrolümüze, su kaynaklarımıza, maden yataklarımıza, genç nesillerimize rağmen hâlen ezilmemiz, sömürülmemiz, katledilmemiz ümmetimizin içine düştüğü bu büyük “vehn” krizinden dolayıdır.

Maalesef günümüz Müslümanı olarak “Kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden aşırı sevgiyle bağlanılan şeyler çok süslü gösterilmiştir. Hâlbuki bunlar dünya hayatının geçici faydalarını sağlayan şeylerdir. Oysa varılacak yerin (ebedî hayatın) bütün güzellikleri Allah katındadır.” (Ali İmran, 14) ayetinde bahsedilen dünya hayatının geçici süslerine takılıp dünya ve ahiret dengesini kaybettik.

Dünyevileşme, kendini dünyanın çekiciliğine kaptırma, onun esiri hâline gelme anlamına gelir. Dünyevileşme, hayatın merkezine dini koyarak yaşamanın ve düşünmenin tam tersidir.

Dünyevileşme; kişinin önceliğini dünya değerlerine vermesi, kendisini dünyanın çekiciliğine kaptırması ve onun esiri konumuna gelmesidir.

Dünyevileşme, dini meselelerin gündelik hayattan uzaklaştırılıp öneminin azaltılması, kişinin kendisini dünyanın cazibesine kaptırıp onun esiri olması manasını taşır.

Dünyevileşme, insanın hayat tarzından düşünme biçimine, varlıkları algılama şeklinden olay ve olgulara bakışına kadar çok çeşitli konularda dini inanç, değer ve sembollerin hayatın dışına itilmesi veya kişinin hayatında dünyevî hedeflerine öncelik göstermesidir.

Dünyevileşme; toplumun dinden uzaklaşması, inanç ve eylemlerin ilâhî hedefler yerine dünyevi hedeflere yönelmesi olarak da tarif edilmektedir.

Dünyevileşme, sekülerleşme ve laikleşmenin başlangıç evresidir. Tedbir alınmadığı takdirde, daha ileri aşaması olan sekülerleşmeye ve daha da ileri aşaması olan laikleşmeye doğru yol alacaktır. Müslümanın zihin dünyasında bir anlık dalgınlık ve gaflet hâli olarak ortaya çıkan, Allah'ı ve ahret gününü unutma ile mala mülke, makam ve mevkîye olan sevgisinin tutkuya doğru yönelmesi hâlidir.

Dünyevileşmek, insana, hayata dair her şeye maddi açıdan bakma, ben merkezli algı ve bunu yaşam tarzı hâline getirmedir.

“Onların peşinden namazı zayi eden, şehvetlerine tâbi olan bir nesil gelir ki, onlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir” (Meryem, 19/59)

Bu ayet Dünyevileşmenin ilk iki basamağına işaret ediyor. Birincisi başta namaz olmak üzere ibadetleri terk etmek, ikincisi ise süfli arzulara tabi olmaktır.

Allah Resulü (s.a.v.) ümmeti için bu mevzudaki endişesini şu hadisleriyle dile getirmektedir: “Korktuğum şeylerden birisi de benden sonra size dünya nimet ve zinetlerinin açılması (sizin de onlara gönlünüzü kaptırmanızdır.)” (Buhârî, Zekât, 47; Müslim, Zekât 121-122)

Makam ve mevkî tutkusu ile mal mülk ve servet tutkusu da dünyevileşme sebeplerinin en önemlilerindendir. Ensar ve Muhacirlerden oluşmuş Uhud Savaşı'ndaki 40 okçunun, geçidin karşı tarafındaki 200 kişilik düşman süvari birliğini görmeyip beri taraftaki ganimetleri görmesi ve asli görevini unutup bölgeyi terk etmesi mal fitnesinin dünyevileşmeye olan etkisini daha bir gözler önüne sermektedir.

Yine Peygamberimiz (s.a.v.)'in “Dünyalık ve şöhret düşkünü kişinin, dinine verdiği zarar, bir sürüye musallat olan iki aç kurttan daha fazladır.” Hadisi de bu hususta önemli ikazlardan biridir.

Mal ve makam sevgisinin tutkuya, şehvete yönelmesi dünyevileşmeye götüren yoldur. Bu nedenle Hz. Peygamber (s.a.v.), ümmetinin fitnesinin mal olduğunu, mal tutkusunun ümmeti birbirine düşman hâle getirecek, helâk edecek bir hastalık hâli olduğunu ifade etmektedir:

“Resulullah aleyhissalâtu vesselâm: “Her ümmet için bir fitne vardır, benim ümmetimin fitnesi de maldır.” (Kütübü Sitte, Hadis no: 395)

Peygamber Efendimiz, “Âdemoğlu büyürken beraberinde şu iki şey de büyür: Mal sevgisi ve uzun ömür (dileği).” buyurarak hayatın her safhasında dünyaya yönelik birtakım arzu ve istekler (şehvet) bulunduğunu ifade eder. İnsan küçüklüğünden itibaren çeşitli şeylere karşı ilgi duyar. Karşı cins, mal, mülk, şan, şöhret, mevki, makam gibi dünyevî menfaatler hayatın çeşitli dönemlerinde insanın karşısına çıkarak onu cezbeder. Allah Resulü'nün tespitlerine göre insanın, bedeninin yaşlanmasına rağmen dünyaya karşı olan bu sevgi ve arzuları ihtiyarlamaz, bilakis yaşama ve mal sevgisi ömrünün sonuna dek hep diri kalır. Peygamber Efendimiz bunu şöyle ifade eder: “İhtiyarın kalbi iki şeyi sevme hususunda gençtir; yaşama sevgisi ile mal sevgisi.” (Müslim, Zekât, 113)

Dünyevileşme, Müslümanların ruh ve duygu dünyalarında yoğun bir kırılmaya yol açmaktadır. Bu hastalığı yakalanan kimseler makam, mevki, mülk peşinde koşar ve bunun için harama bulaşmaktan kaçınmazlar. Karşı cinsle ilişkilerinde Allah'ın koyduğu sınırları ihlal eder ve bunu sıradanlaştırırlar.

Dünyevileşme hastalığı, kişide bir tür karakter bozukluğuna yol açar. Yani bu kişi artık, aklını ve iradesini kullanamaz hâle gelir. Onun için hayat artık sadece paradan ibarettir.

Dünyayı birinci hedef hâline getiren toplumların sonu çöküştür. İbn Haldun, toplumların çöküşünü, insanların para, mevki ve konformizme merakı ile rehavete kapılmalarına bağlar. İsraf, gösteriş, para ve mevkiye düşkünlük insanların değil toplumların da sonunu getirmektedir.

Dünyevileşme tehlikesine uzun asırlar önce Yahya bin Muaz, bakın nasıl can alıcı cümleler ile ifade ediyor:

“Ey insanlar! Görüyorum ki evleriniz Rum Kayseri'nin evlerine, lükse hayranlığınız Kisra'nın tutumuna, servet peşinde koşmanız Karun'un anlayışına, saltanatınız Firavun saltanatına, nefisleriniz Ebu Cehil nefsine, gururunuz Ebrehe'nin gururuna, yaşayışınız sefihlerin yaşayışına benziyor. Allah için söyleyin bana, ümmet-i Muhammed'den olanlar nerede?”

Müslüman, inandığı gibi yaşamaya çalışmayıp yaşadığı gibi inanmaya devam ederse dünyevileşme süreci başlamış demektir.

İnsanı gaflete düşüren, sınav bilincini unutturan her türlü günahın arkasında bu dünyevileşme vardır.

Dünyevileşmek ne kadar aşırılık ise uhrevileşmek de o kadar aksi yönde aşırılıktır; biri ifrat, öteki tefrit. İslâm itidal/denge dinidir. Rabbimiz bizi aşırılıklardan uzak, mutedil bir millet kılmıştır.

Bize düşen, hayatın her safhasında vahiyden ve sünnetten beslenerek her seviyeye hitab eden yeni bir yüz ve söylemle tekebbür ve istiğnaya karşı tevazu ve haddini bilme, sömürü ve zulme karşı, adalet ve dayanışma, sınırsız büyüme ve sınırsız tüketime (israf) karşı, tutumlu olma ve paylaşım (infak) cinsel aşırılığa ve sapkınlığa karşı, aile ve sadakat, her türlü çözülmeye karşı ahlâkın ikamesi vs. Evrensel dinin (İslâm'ın) ölümsüz değerlerini insanlığa sunmamız gerekmektedir. Kur’ân dünya ile ahiret arasında bir tercih olursa elbette ahiretin tercih edilmesini emrediyor. Çünkü ahiret hayatı daha hayırlı ve daha kalıcıdır. (93/Duhâ, 4)

Kur’ân'da “arz”, coğrafî; “dünya” ise dinî ve ahlâkî bir terim olarak yer almış; dünya kötülenir veya hafife alınırken kozmik varlığı değil; burada sürdürülen ve ahiret kaygısını geri plânda bırakan hayat tarzı kastedilmiştir. Dünya, sahih hadislerde de bu anlamda kullanılır. Kur’ân'da kötülenen dünyadan maksat, madde ve şahsî çıkardır. Mal, mevki, şehvet, lüks ve israf gibi tutku ve eğilimler kınanırken manevi değerlere ve uhrevi hayata bağlılık gösterilmesi istenmiştir.

Peygamberimiz, dünya-ahiret dengesini bozma eğilimi gösteren eşlerini uyararak ya dünya hayatının süsünü ya da Allah'ı, Resulünü ve ahret yurdunu tercih etmelerini istemiştir. (33/Ahzâb, 28-29) Ahirete öncelik veren bu dengenin dünya lehinde bozulması yönündeki davranışlar tasvip edilmemiştir. Sahabenin dünya malına fazlaca önem veren bazı hareketleri karşısında Hz. Peygamber, Allah katında dünyanın cılız bir ölü oğlak kadar bile değeri olmadığını (Müslim, Zühd 2) ifade etme ihtiyacını duymuş, dünyaya düşkün ve maddeye tutkun olmamaları için çevresindekileri uyarmıştır.

Hz. Peygamber, yaşadığı hayat itibarıyla dünya karşısında takınılması gereken tavrın nasıl olması gerektiğini göstermiştir. Nitekim “Uhud Dağı kadar altınım olsa üç günden fazla saklamazdım.” (Buhârî, Zekât 4; Müslim, Zekât 10) demiş, hayatı boyunca dünyalığa önem vermemiş, vefatından sonra birkaç şahsî eşyasından ve çok az miktarda maldan başka bir şey bırakmamıştır.

İlk iki halifesi de bu yolda onu takip etmiştir. Bununla beraber Hz. Peygamber, “Dünya malı tatlıdır, çekicidir.” (Buhârî, Cihad 37; Tirmizî, Fiten 26) sözüyle herkesin dünyaya ve maddeye karşı kendisi gibi davranamayacağını da ifade etmiştir. Nitekim Müslümanların servet edinmelerini tasvip etmiş, dinin servetle ilgili olarak getirdiği yükümlülüklerin ifa edilmesi şartıyla zenginliğin kötü bir şey olmadığını söylemiştir. Onun dünya karşısındaki tavrı ve sözleri bir tavsiye ve uyarı niteliğindedir. İnsanda maddeye ve şahsî çıkara karşı doğuştan bir eğilim, hatta hırs bulunduğundan İslâm, kişileri dünya nimetlerine teşvik etme yerine onların dünya ile ilgili davranışlarını düzene koymaya özen göstermelerini istemiştir.

Dünyevilik tuğyana saplanmaktır. Allah'ın yap dediğini yapmamak, yapma dediğini de yapmaktır. Hangi iş ve amel rıza-i Bari'ye uygunsa o olumludur, hayırlıdır yapılması elzemdir; hangi iş ve amel de ilahi rızaya uymuyorsa o iş ve amel yanlıştır, isyana kapı aralıyordur ve dünyevileşmedir. Allah'ın cevaz verdiği her iş ve amel dünyevileşme gibi görünse de o öyle değildir. Dünyevileşme fetva olmadan, cevaz verilmeden yapılıp edilenlerdir.

Yeryüzünü mamur eylemekle mükellef insanoğlu, yerden, yeryüzünden kaçarak mağaraya sığınırsa asıl o zaman dünyevileşir çünkü vazifesini ifa etmemiş olur. Merkeze konulması gereken şey mesuliyetten kaçmak değil üzerine düşeni icra etmek ve icra eylerken de dosdoğru yürümektir.

Fasık ve bozgunculara zemin hazırlamak, zalimin önünü açmak dünyevileşmeye asker olmak demektir. Öyle ise bu tür zararlı iş ve oluşumların önünü kesmek, ortamlarını engellemek Müslümanın işi olmalıdır.

Dünya ahiretin tarlasıdır. Bu hüküm (hadis olup olmaması şüpheli); bu dünya ahirete hazırlık yeridir. Buna işaret eden, çokça ayet ve hadis-i şerifler mevcuttur. Yani bu dünya sathında ahirete azık hazırlanır. Tarlayı biz süreriz, havalandırırız, ayrık otu gibi zararlı otlardan temizleriz. İçinde taşlar varsa onları da ayıklarız, gübre verir, sularız… Tohumu düzgün yere eker, dağa taşa ekmeyiz; sonra biçer mahsulünü alırız.

Dünyevileşme kavramı, anlayışı, eğer tarlayı ekip biçmeye mani ise o yanlış kullanımdır. Eğer tarlayı düzgün sürme, tohumu yerli yerince ekme ve tarlaya iyi bakma anlamında kullanılıyorsa doğru kullanımdır.

Çözüm Yolları

Dünya ve içindekilerin gelip geçici olduğunu, bir sınama ve imtihan aracı olduğunu bilen ve böyle inanan İslâm insanı peki dünyevileşme buhranına ve tehlikesine karşı neler yapmalıdır? Belki de en mühim nokta burasıdır. Zira teşhisi koymak yetmemektedir.Bununla birlikte tedavi konusunda müşahhas çözüm yolları ortaya konulmalıdır.

Her gün ve her gece, namaz sonlarında, işimizin arasında özellikle ölümü, dirilişi, kıyameti, mahşeri, cenneti, cehennemi, günahlarımızı, Allah'ın nimetlerine teşekkürdeki kusurlarımızı derin derin düşünelim. Bunu kendimize görev edinelim. Bu dünyadaki rahatımızdan fedakârlık yapalım. Hem burada tam bir rahat etme hem de orada rahat etme gibi imkânsız ve gülünç olan sevdadan vazgeçelim. Kabirlere, hele gece karanlığında gidip oralarda ölümle kol kola yaşayacağımız günleri düşünelim. Ölüm ve şehadet râbıtası yapalım. Allah'ın dinini yaşayamıyor, Müslümanca hayat süremiyorsak Müslümanca ölmenin de zor olduğunun bilincine varalım.

Mezarlarda ve hayalinde düşünerek canlandırdığın kabir hayatında düşün ki bir iki metrelik çukur, içinde birkaç kemik parçası ve mezar taşında da senin adın, evet senin adın, benim adım yazılı. Artık Rabbinle karşı karşıyasın. Büyük kıyametin kopmasını bekliyordun veya beklemiyordun. Ama öldün, yani senin kıyametin koptu. İşte bu kıyamete hazırlandın mı? Yaptın mı yapacaklarını? Sakındın mı yapmaman gerekenlerden? Hazır mısın ölüme? Borçların, harçların, ümitlerin, beklentilerin, yatırımların... Neresi için? Ölüm... Ne zaman? Evet, ey insan! Tohumun toprağın üstüne yeni bir hayatla çıktığı gibi bir gün kabrinden çıkartılacağını, Rabbinin huzuruna gidip yaptıklarının ve yapmadıklarının hesabını vereceğini düşün ve hayatını ona göre düzenle. Çünkü ölüm bir yok oluş değil; diriliştir. Ölüm uzakta değil çok yakınımızdadır.

Bir tek Allah'a kul olmayı hayatımızın merkezine oturtur ve onu insanlara anlatırsak sadece Allah'a kul olmanın gerektirdiklerini uygular ve öğretirsek dünyevileşme serüveni de başlamamış olacaktır.

İslâm dünyasında ve Müslümanların hayatında İslâmî düşüncenin ve İslâmî şuurun zayıflığı/ yanlışlığı dünyevileşmenin etkin sebeplerinden biridir. İlmi, dini ve dini olamayan diye ayırım yapmak İslâmî anlayışı zayıflatır/geriletir.

Müslümanlar dünyevileşme tehlikesinin önüne geçmek için ilimle haşır neşir olmaları gerekir. Bu da farzdır. İlmi para ve makam kaynağı olarak değil Allah rızası için öğrenmek ve öğretmek temel amaç olmalıdır.

Dünyevileşme hastalığının aşısı, cemaatten ayrılmamak, kardeşlik ve ümmet bilincini hiçbir zaman kaybetmemektir.

Dünyevileşme hastalığına karşı panzehir görevi görecek olan ahiret bilincini kaybetmememiz gerekmektedir. Dünya hayatının oyun ve eğlence, birbirimizin arasında öğünme nedeni olduğunu ardından ahiret yurdunun daha hayırlı ve devamlı olduğunu hatırlatır bize Kur’ân-ı Kerim.

Ayrıca Kur’ân-ı Kerim'de “…dünyadan nasibini de unutma” denmesi dengeli olunması gerektiğini de hatırlatır.

Dünyevileşmek istemeyen mü’minlerin aklını kullanarak ahiret için çalışması gerekir. Nefsiyle gereken mücadeleyi yapıp ahiret yurdunu yani ebediliği seçmelidir.

Müslümanların dünyevileşmeden sakınmaları için hayatın her safhasında vahiyden ve sünnetten ayrılmadan hayatını dosdoğru sürdürmelidirler. Günümüzde İslâm'ın kaybolma tehlikesi geçiren değerlerine sımsıkı sarılmalı, bu sapmalara/kaymalara karşı İslâm'la bağlarını yeniden ve tekrar sağlamlaştırmalıdır. Bunlardan birkaç tanesine değinmek istiyorum:

Dünyevileşme ile birlikte sekülerleşmeye karşı da sağlam durulmalı. Çünkü dünyanın sekülerleşmeye doğru gittiğinin farkındayız. Biliyoruz ki sekülerleşme ferdi dinden, din olgusundan uzaklaştırıp kendi heva ve hevesine göre, kendi kararlarına göre yaşamını sürdürmesi ve insanı dini değerlerinden uzaklaştırmasıdır.

“Bütün kötülüklerin başı dünya sevgisidir.” hadisini unutmamamız lazımdır. Ahiret bilincimizi iyice yerleştirmeliyiz ve ağız tadını bozan ölümü çokça hatırlamalıyız.

Kur’ân ve Sünnet merkezli yaşayıp bunu sürekli gündemde tutmalıyız. Aldığımız ilimleri ve öğrendiğimiz her şeyi Kur’ân ve Sünnet süzgecinden geçirmeliyiz.

Sünnetten ayrılmamalıyız. Peygamber Efendimizin hayatını ve Sünnet ve hadisleri sahih kaynaklarından öğrenmeliyiz. Öğrendiklerimizi de hayatımızın her anına örnekliğini oturtmalıyız. “O bir peygamberdi, biz onun gibi olamayız.” gibi şeytani yaklaşıma/tuzağa düşmemeliyiz.

İbadetlerimize gereken önemi mutlaka vermeliyiz. Cibril Hadisi'ndeki “ihsan”ı ibadetlerimize yerleştirmeliyiz. Namazlarımızda “huşu”yu yakalamalıyız. Müslümanları eleştirme hastalığından kurtulmalıyız. Önce iğneyi kendimize batırmalıyız. Kendi eksiklerimizi ve kendi hatalarımızı düşünmeliyiz. Kendi muhasebemizi yaparsak başkalarının hatalarını bulma uğraşısına vaktimiz kalmayacaktır.

Takva yolunu seçmeliyiz. Lüksten, israftan, gösterişten uzak olmalıyız.

Cemaat içerisinde bulunmalıyız. İslâm'ın yaşanılması, anlatılması, yaygınlaştırılması (iyiliği emredip kötülükten sakındırma) için çokça çalışmalıyız. Cemaat içerisinde görev almaktan çekinmemeliyiz.

İki yol var: Biri dünyevileşme, dünyayı ahrete tercih; ikincisi ise dünyayı ebedî hayatın kapısı yapmak. Bugün yol ayrımındayız. Ya nefsimizin hevası ya Rabbimiz. Ya geçici menfaat ya dava. Ya fâni olan ya bâki olan. Tercih bize kalmış. Tercihini Allah'tan yana yapanlara selâm olsun!

“Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan sensin sen.” (Al-i İmran, 3/8)

İdris Kerimoğlu

Kaynaklar
1. DİB, Hadislerle İslâm, Dünyevileşme ve Tamahkârlık, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 3.Cilt, s. 621.
2. Ahmed KALKAN, Dünya Hayatı ve Dünyevileşme, Kuran Kavramları, http://www.ahmedkalkan.com.tr
3. Fehime YENİ, Dünyevileşmeden Korunmak Nasıl Olmalı, Genç Birikim Dergisi, Ankara, Şubat 2015.
4. İdris KERİMOĞLU, Dünyevileşme, Genç Birikim Dergisi, Ankara, Nisan 2014.
5. İhsan ŞENOCAK, Tefekkürde Tesettürde İslâm Diyen Kızlar, Hüküm Yayınları, İstanbul, Haziran 2017.
6. Ramazan KAYAN, Dünya ve Duruş, http://www.kuraniterbiye.com, 18.11.2015.
7. Dünyevileşme, www.kazimsaglam.com, 11 Nisan 2014.

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar