I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Ankara Altındağ’da aralarında çıkan tartışma sonrasında Suriye uyruklu Yahya A. tarafından öldürülen Emirhan Yalçın kardeşimize Yüce Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı diler, sabr-ı cemil niyaz ederiz. Bu elim hadise bir süredir işlenen “mülteci düşmanlığı”nın fitilini ateşlemiş, suçun şahsiliği ilkesi unutularak Ankara Altındağ’da Suriyeli mültecilerin ev ve iş yerlerine yönelik saldırılar gerçekleşmiştir.
Suriyeli mültecilerle başlayan, Afgan mültecilerle devam eden mülteci düşmanlığı her gün sistematik bir biçimde sosyal medyada işlenmekte, bazen sanal bazen gerçek nitelikteki haberlerle vatandaşlarımız manipüle edilmek istenmektedir. Ülkede yaşanan sıkıntılar medyada mültecilere karşı kullanılan ayrıştırıcı, hedef gösteren provakatif dil ile buluşunca maalesef Ankara’da yaşanan üzücü hadise vuku bulmuştur.
Medyada hukukun en temel ilkesi olan “suçun ve cezanın şahsiliği” ilkesi göz ardı edilerek mülteci meselesi tartışılmakta, mülteci kardeşlerimizin ülkeye sunduğu iyilikler, yaptığı hayırlı işler hiçbir şekilde gündem edilmemekte, Türkiye’nin tüm sorunlarının mültecilerden kaynaklandığı gibi izlenim verilmektedir. Ülkemizin tüm sorunları mültecilerin varlığından kaynaklanmadığı gibi onların yok sayılmasıyla, sindirilmesiyle yada ülke dışına çıkarılmasıyla sorunlar çözülecek de değildir. Aynı şekilde mülteci meselesini görmezden gelmek, sürüncemede bırakmak, bu konuda hiçbir sorun yokmuş gibi davranmak da çözüm üretmeyecektir.
Mülteci meselesi ayrıştırıcı, ırkçı, hedef gösteren dil terk edilerek partiler üstü bir konumda siyasi hesaplaşmaların malzemesi yapılmadan akl-ı selim ile tartışılmalı ve çözümler ortaya konulmalıdır.
Düzensiz göçlerin uluslar arası politikada bir ülkeyi zor durumda bırakmak amacıyla yapılması muhtemeldir, bu nedenle başta İran olmak üzere mülteci meselesinin uluslar arası ayağı ayrıca araştırılmalıdır.
Bombalı saldırıda bir kolu ve bacağını kaybetmesine rağmen Antalya’daki yangını söndürmek için mücadele eden Suriyeli Yusuf gibi, Elazığ depreminde enkazı eli ile kazıyarak bina altındakileri kurtaran Suriyeli Mahmud gibi örnekler gündem edilmeli; nefret diline karşı kardeşlik dili her daim muhafaza edilmelidir.
Altındağ’da yaşanan hadiseler ülkemize yaşatılmak istenen daha büyük kaosların ikazı niteliğindedir. Bu nedenle iktidarı sorumluluk almaya, muhalefeti ayrımcı dil ve söylemleri terk etmeye, vatandaşlarımızı provokasyonlara karşı dikkatli olmaya davet ediyoruz.
Medeniyet Vakfı
