• TOPLUMSAL VE KÜRESEL KARGAŞA VE ÇÖZÜM YOLLARI

      I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

DUYURULAR

DİRENEN SURİYE İÇİN BASIN AÇIKLAMASI

Ankara Müslümanlarla Dayanışma Platformu 4.Yılına giren Suriye’de Esad rejimi tarafından katledilen Mazlum Müslümanların yanında olduğunu göstermek ve şehid olan Müslümanların gıyabi cenaze namazını kılmak için öğlen namazının ardından Ankara Hacı Bayram Camii’sinde bir araya geldi.


Büyük bir katılımın gözlendiği basın açıklaması öncesindeki gıyabi cenaze namazını İLKAV yönetiminden Emrullah Ayan kıldırdı.Ayan namaz öncesi yaptığı kısa konuşmada şu hususlara değindi. “On yıllardır emperyalist işgal ve sömürü ile İslam coğrafyaları ve halkları Amerika, Rusya ve İsrail ile işbirlikçileri tarafından tarumar edilmekte, masum insanların kanına girmektedirler. Bazen de direk işgal yerine yerli işbirlikçileri ve darbecileri ile Müslüman halkları katletmeyi sürdürmektedirler. Bizler ümmetin her coğrafyasındaki Müslümanlar için duyarlılığımızı sürdüreceğiz ve zalimlere karşı hakkı haykırmaya devam edeceğimizi ifade ediyoruz. Doğulu ve batılı emperyalist devletlere ve onların zulmune ortak olan işbirlikçilerine döktükleri masum çoluk, çocuk, kadın Müslüman kanlarında boğulacaklarını Allah’ın Vaidinin Hak olduğunu bildiriyoruz. Ardından basın açıklamasına geçildi.

Platform adına kısa bir açıklama yapan Genç Birikim Derneği Genel Başkanı Ali Kaçar’ın yaptığı konuşmanın tam metni aşağıdadır.

“ 17 Aralık 2010’da Tunus’ta başlayan ve bütün Ortadoğu’yu etkisi altına alan halk ayaklanmalarının en kanlı durağı, ne yazık ki, Suriye olmuştur. Bu, Suriye Nusayri diktatörlüğünün çok güçlü oluşundan kaynaklanmamaktadır. Bunca süredir devam eden katliamın asıl nedeni, Suriye’deki Nusayri diktatörlüğünü küresel emperyal ve Siyonist güçlerle, işbirlikçi kimi bölge ülke yönetimlerinin desteklemesi ve yardım etmesidir. Bugün, Suriye’deki halk ayaklanması dördüncü yılına girmesine rağmen bu insanlık dışı katliam, ne yazık ki, hala bütün vahşetiyle devam etmektedir. Bu nedenledir ki, Suriye’de, 15 Mart 2011’den bu yana yüz binlerce masum insan, kimyasal silahlarla, varil bombalarıyla katledilmiş, maddi ve tarihi zenginlikleri yerle bir edilerek talan edilmiştir. Bir balina için bütün dünyayı ayağa kaldıran ikiyüzlü/yüzsüz emperyal ve Siyonist güçlerin güdümündeki uluslar arası kuruluşlar, bunca insanlık dışı katliam ve tecavüzü, utanmadan sadece sözde kınamakla yetinmişlerdir. Bizler, bu kuruluşlardan ve güya dünya barışını korumak amacıyla kurulduğu iddia edilen BM’den ciddi bir adım atmasını beklemiyoruz. Ama ya Müslümanlardan? Onlar niçin, bunca bebeğin, çocuğun, kadının ve yaşlı insanın varil bombalarıyla, kimyasal gazlarla yüz binlercesi katledilirken bırakın dünyayı, kendi halklarını bile mazlumdan yana harekete geçirememektedirler? Suriye konusundaki bu umursamazlık, bu bölünmüşlük niye? Bu durum, kimin, hangi emperyal gücün işine yaramaktadır? Hani bizler kardeştik, hani aynı ümmetin parçalarıydık? Ne oldu ki Müslümanlara, kimileri Nusayri Esad’ı ve onun eli kanlı diktatörü Beşşar’ı destekler hale gelmiştir? Onlar bilmezler mi ki, Beşşar’ı desteklemek, Siyonist İsrail’i desteklemek, ABD’yi, İngiltere’yi ve bilumum küresel küfür cephesini desteklemek anlamına gelecektir.

Küfür cephesi karşısında bir ve bütün olması gereken Müslümanlar, neden parçalanmış ve ayrılıklara düşmüşlerdir?

Bizler Müslüman’ız! Allah-u Teâlâ, aynı ırktan, aynı soydan, aynı toprak parçasında yaşayanları değil ‘ancak mü’minlerin kardeş’ olduğunu belirtiyor. ‘Kâfirleri dost edinmeyin yoksa siz de onlardan olursunuz’ buyuruyor. ‘Resulullah (s.a.v.) de: “Sen Müslümanları arasındaki merhamet, sevgi ve dert ortaklığı yönünden tıpkı bir vücut gibi görürsün. Nasıl ki, vücudun bir azasında hissedilen acı bütün vücudu uykusuz bırakır ve ateşlenmesine sebep olursa Müslümanlar da böyledir” buyuruyor. Bu emirlere rağmen neden İslam topraklarındaki işgale, istilaya ve zulme uğrayan Müslümanların acılarını paylaşmıyoruz? Bizler ancak bu emirlere uyduğumuz zaman Allah’ın rızasını kazanmış oluruz, aksi halde bu asla mümkün değildir.

Bugün Suriye’de, yerlerini, yurtlarını terk etmiş 10 milyondan fazla mazlum insan bulunmaktadır. Bunların çok azı komşu ülkelere, diğer çoğunluğu ise Suriye içerisinde barınacak yer, yiyecek kedi ve köpek eti bile bulamıyorlar. Kedi köpek eti bile bulamayan bu milyonlarca mazlum insan, bir taraftan diktatör Esad ve onun destekçileriyle, bir taraftan da soğuk kış şartlarıyla ve açlıkla mücadele etmektedirler. Bunlar, bizden olan insanlardır. Bunlar, düne kadar aynı sınırlar içerisinde aynı heyecanı duyduğumuz, aynı akideyi paylaştığımız, birlikte küfre karşı çeşitli cephelerde savaştığımız, şehit verdiğimiz kardeşlerimizdir. Bizi ayıran bugünkü sınırlar yapay ve bize ait olmayan sınırlardır. Bizleri de bağlamaz.

Bilmeliyiz ki, Suriyeli Müslümanlara sırt dönmek, aslında İslam’a sırt dönmektir. Onlara yardım eli uzatmamak, Allah’ın da yardımından mahrum olmaktır.

Bugün Suriye’de onurlu bir mücadele verilmektedir. Bu mücadelenin eksik, hatta katılmadığımız yanları da olabilir. Ama bilmeliyiz ki, mücadeleleri fisebilillah içindir. Bunca yıldır, yılmadan, usanmadan ölümüne, Allah’ın adını/kelimetullah’ı yüceltmek için mücadele ediyorlar. Sıcak odalarında oturup ahkâm kesenler, kokuşmuş Esad diktatörlüğüne medhiyeler düzenler, bilmeliler ki, bu tavırlarıyla, Allah’ı değil, ancak şeytanı ve şeytanlaşmış insanları yani Siyonist İsrail’i, ABD’yi, İngiltere’yi ve Rusya’yı memnun etmektedirler.

Kim ne derse desin, bugün Suriye’de verilen mücadele hak ile batılın, küfür ile İslam’ın mücadelesidir. Hz. Adem (as)’dan bu yana devam eden bu mücadele, kıyamete kadar da devam edecektir. Bu mücadelenin bir tarafında mazlum geleneksel de olsa Müslüman bir halk, diğer tarafında ise emperyal kâfirler ve onların uşak ruhlu yerli işbirlikçileri bulunmaktadır. Bu mücadelede, Müslüman olarak bizim tarafımız bellidir. Biz biliyoruz ki, Esad diktatörlüğü İslam’a ve Müslümanlara savaş açmış eli kanlı bir diktatörlüktür. Beşşar, Müslümanların değil, Siyonistlerin ve Batılı emperyal güçlerin dostudur. Bir Müslüman, İslam’a ve Müslümanlara savaş açanları asla dost edinemez. Kim onları dost edinirse, o da onlardandır.

Bugün Suriye’nin Müslüman halkı kan ağlıyor, bombalanmadık bir karış kara parçası bile kalmamıştır. Açlar, susuzlar, barınacakları yerleri yoktur. Müslüman olmazsa bile mazluma yardımcı olmak Müslümanların şiarıdır. Oysa Suriye halkı kahir ekseriyetle Müslüman’dır. Esad rejimi ve destekçisi bilumum güçlerle mücadele eden bu halka el uzatmak, yardım etmek Müslüman olarak bizim görevimizdir. Suriye’de kardeş kavgası yok hak ile batıl kavgası vardır. Kim bu iddiada bulunuyorsa, bilmeli ki hakla batılı birbirine karıştırmaktadır. Bizim tarafımız bütün imkânlarımızla mazlum Suriye halkının yanı olmalıdır. Onların umudu bizleriz. Bunu asla unutmamalıyız.

Bilmeliyiz ki, Çeçenistan’da tecavüze uğrayan kadının, Afganistan’da insansız hava araçları ile katledilen henüz yeni doğmuş bebeğin, Irak’ta atılan bombaların altında katledilen bir ninenin, Suriye’de yiyecek bulamadığı için kedi, köpek, eşek eti yemek zorunda bırakılan kardeşlerimizin, Mısır’da sorgusuz sualsiz bir darbe neticesinde içeri atılan Muhammed Mursi’nin, Siyonist İsrail’e gelinliğiyle direnen kız kardeşimizin, Budist baskıyla din değiştirmeye zorlanan Arakanlı bir Müslüman’ın umuduyuz. Bu umutları boşa çıkarmaya hiç birimizin hakkı yoktur.”

 

 

tefsir dersi 2020

whatsapp takip edin

Yazanlarımız