AİLEDE SÜKÛNET, MEVEDDET VE MERHAMET

ailede skunet

Medeniyet Vakfı’nın 2019 senesini “Aile Yılı” ilan etmesinden dolayı bu kararı alan vakıf yetkilisi değerleri hocalarımıza teşekkür ederek yazıma başlamak istiyorum. Bu vesile ile aileye dair birçok hususu araştırmamıza, geliştirmemize, bilgiye ve bilince dönüştürmemize vesile olmuştur.

Aile kurmak devlet kurmak gibidir.

Dünyanın en değerli kurumu ailedir.

Toplumun temel hücresi olan aile hastalanırsa toplumda hastalanır.

Bir toplumdaki sükûnetin, meveddet ve merhametin var olması ancak aile ile mümkündür. Huzursuzluk, kin, nefret, acımasızlık, cinayetler aile kurumunun yok olmasından kaynaklanmaktadır.

Allah (c.c.) Rum suresi 21. ayette “…Düşünen topluluklar için bunda büyük ibretler vardır.” ifadesiyle bu hakikati tekrar tekrar düşünmemizi istemiştir.

Toplumda meydana gelen bir cinayetin, bir hırsızlığın arka planını araştırdığınızda aile karşınıza çıkacaktır. Aileyi araştırdığınızda kadın faktörü karşınıza çıkacaktır.

Bir toplum da sükûnetin, sevginin ve merhametin yerini huzursuzluk, hırçınlık, kin, nefret, öfke, tahammülsüzlük ve terör almışsa o toplumun ailelerine ve dahi kadınlarına bakmak sonuca ulaştırır. Yani erdemli şahsiyetler, erdemli anne ve babalar eliyle yetiştirilirler. Bildiğiniz üzere toplumun yarısını kadınlar oluşturmakta, diğer yarısını da anneler eğitmektedir.

Toplumsal felaketin en kolay yolu aileyi yok etmektir. Aileyi yok etmenin yolu ise kadın ve erkeği birbirine düşman etmekten geçmektedir.

Kadın ve erkeğin fıtrat gereği üstünlüklerini bir tarafa bırakarak evin içerisinde “kavvamlık” mücadelesi vermeleri aileyi parçalamaktadır. Bu gün en fazla oyunlar kadınlar üzerinde oynandı oynanıyor. Kadınların beklentileri yükseltildi, kadınlar erkekleştirilmeye çalışıldı, erkekle yarış haline sokuldu. Ve geldiğimiz nokta; ailenin kurtuluşu kadının fıtratına, evine dönmesidir. Kadın dışarıda çok şey kaybediyor. Kadının cenneti; fıtratı ve evidir. Etrafımız huzursuz, sevgisiz, şefkatsiz erkek ve kadınlarla doldu. Tüm saldırılara rağmen, evinin ve toplumun reisi olan erkekler ailesini kurtarmak zorundadır.

Her şeye rağmen evin ve toplumun sevgi ve şefkati olan kadınlar, ailede mutluluğu yakalamak için ellerinden geleni yapmak zorundalar.

Hiçbir sistem beşeriyetin huzuru olamaz. Aile konusu dahi İslam’ın tek kurtuluş çaresini olduğu gerçeğini yansıtmaktadır.

Bakın ülkemizde evlenme oranları her yıl gittikçe düşerken, boşanma ve huzursuzluk oranları gittikçe yükselmektedir. Her gün yeni bir boşanma haberi duymak sıradanlaştı. Büyük bir sevgi ve saygı ile evlenip üç beş ay sonra ayrılmalar çok sıradanlaştı. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre evlenenlerin yaklaşık 4'de biri boşanıyor.

Bunun yanı sıra aile baskısından çekindiği için boşanmamış, ele güne karşı boşanmamış, çoluk çocuk var diyerek huzursuzluk içerisinde evliliği sürdürenler/sürdürmek zorunda olan aileler var.

Huzursuzluk oranları boşanma oranlarının kat kat fazlası olmuştur. Demokrasi zaferi dedikleri haklar(!) bugün ailelere ateş olarak dönmektedir… Asırladır huzur üzere kurulan evlilikler, ne oldu da bugün bu toplumda, boşanmalarla huzursuzluklarla küskünlüklerle devam eder oldu… Ne oldu da ahlaksız çocuklar meydana geldi. Kendisini aşağılık ifadelerle tanımlayan, ruhsuz et parçaları peydah oldu. Bu çocuklar dışarıdan ithal olmadı, bu toplumun içerisinden çıktı bu ahlaksızlar… Ruhlarını öldürmüş ,et parçasına dönmüş bu çocuklar hangi ailenin çocukları, hangi sistemin kazancı bu ahlaksızlar… Kimin çocukları bunlar kimin… Yuvalara ateş düşürdüğünüz ateş… Özgürlükmüş… haklarmış… Güçlü kadınmış… Anne, baba, kardeş, amca, dayı, hala, dede tanımaz bir nesil meydana geldi. Akraba ziyaretinden, düğünden-dernekten, büyüklerinden, bayram ziyaretlerinden, komşuluktan sıkılan bir nesil meydana geldi…

Ehli dünyayı bir tarafa bırakacak olursak, İslami camiaların içerisinde bulunan gençlerimizde de boşanma ve huzursuzluk halleri gittikçe artmaktadır. Aynı camiaya mensup olmasına rağmen üç beş ayda çatırdayan evlilikler görüyoruz. Allah adıyla kurulan evlilikler; İslam ahlakını yansıtmayan, boşanma ahlakını yansıtmayan sözlerle davranışlarla sonlanıyor…

Allah’ın adını anarak evlenenler, neden şeytanın adını anarak boşanıyorlar?

Dağılan yuvalar, evlilik mi bir daha asla diyen anne ve babalar, yetim, öksüz, gariban, boynu bükük kalan çocuklar, bir tarafa savrulan hanımlar, hayal kırıklığına uğrayan erkekler adeta yüreklerimizi parçalamaktadır.

Dünyadaki cennet olan aileler, yangın yerine dönüşmüş.

Oysaki Allah(c.c.) evli çiftlerin yüreklerine sevgi ve rahmeti yerleştirmiştir.

Nasıl oldu da bu sevgi ve rahmet yıkılır oldu?

Böyle bir derdin dermanını yine İslam da arayacağız.

Rabbim muvaffak kılsın.

1.Evlenmemiş olanlar için evliliğin teşviki ve inşası için çalışacağız.

2.Evli olanlar için, evliliğin diriltilmesi ve ihyası için gayret göstereceğiz.

Öncelikle ailenin tanımını yaparak başlamak istiyorum.
Aile kavramı Arapça bir kavramdır. Araplarda aile kavramı dededen itibaren başlar. Biz aile kavramı ile baba, anne ve çocukları kastederiz. Araplarda ise küçük aile usre ile ifade edilir.

Aile(usre); Dışarıdan gelen saldırılara karşı giyilen zırhdır.

Aile; Birbirlerini tartan, dengeleyen terazinin iki kefesidir.

Aile; Biri olmazsa, diğeri ayakta duramayan, biri diğerine destek olan bir yapıdır.

Aile, bir “üçgen”in çatısı (∆) olarak tanımlanmaktadır.

-Aile kurmak; Allah’ın emri, peygamberin sünnetidir.

Ailenin temeli ve devamı takva üzere olmalıdır. Eşler birbirlerinin elbiselerdir.

Aile kurmak uzun soluklu, ömrün sonuna kadar devam eden bir ibadet bir imtihandır. Her ibadetin kendine has bir mükafatı ve bir imtihanı vardır.

Unutma ki evliliğin her anı ibadet ve imtihandır.

Aile dünyadaki cennettir. Bir başka ifadesiyle;

Evlilik; kalbine mukabil kalbin bulunmasıdır.

Evlilik; aynı kalbi paylaşmaktır.

Evlilik; eşine bakıp tebessüm edebilmektir.

Evlilik; saatlerce konuşmadan dertleşmektir.

Evlilik kalbin kalple konuşmasıdır.

Evlilik; samimiyettir, sadakattir, sabırdır.

EVLİLİK: yaratılışın gayesi olan sükûnet, meveddet, merhamettir.

“Sükûna ermeniz için size kendinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması onun ayetlerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen toplumlar için ibretler vardır.” (Rum, 30/21)

Bu ayetle mutlu bir evlilik için en önemli iki şeyi öğrenmiş oluyoruz; o da “sevgi ve rahmet”tir.

Allah (c.c) evliliğin amacının sükûna ermek olduğunu bildiriyor.

Sükûnet nedir?

Sükûnet nedir? Sükûnet Arapça bir kelimedir. Sükûn’dan gelir. Sükûn ise “hareketsizlik, durgunluk” demektir. Sükûnet ise, “huzura kavuşmak, rahatlamak, dinlenmek, durulmak, kaynaşmak ” demektir.

Rabbimiz, kadın ve erkeğin birbirlerinde huzura kavuşmaları, birbirlerinde rahatlamaları, dinlenmeleri, durulmaları için eşler olarak yarattığım diyor.

Bu muhteşem ayetle; Eş seçerken nelere dikkat edelim sorusuna en güzel cevabı buluyoruz. Bu cevap; Evleneceğim kişi benim sükûna ereceğim kişi olmalıdır. Gönlümün, gözümün ve bedenimin huzuru olmalıdır.

Malı, mülkü, makamı, maaşı, tahsili, soyu-sopu, güzelliği bir yere kadar. Asıl olan, öncelikli ve kalıcı olan; bu kişi benim sükûna ereceğim kişi midir sorusunun cevabını bulmaktır.

Yüce Rabbimiz ayetin devamında “Sükûn için aranıza sevgi ve merhameti yerleştirdik ” buyuruyor. Ayetin bu ifadesi ile mutlu bir evlilik için en önemli iki şeyi de öğrenmiş oluyoruz; “sevgi ve rahmet”. El-Vedüd; seven ve sevilmeyi seven Allah Samed’dir. Evlenen çiftlere Allah’ın hediyesi; “sevgi ve rahmet” oluyor. Nikahta keramet vardır, kelamı kibarı da bu hakikatin bir başka ifadesidir.

Evlenen çiftlere Allah’ın hediyesi olan “sevgi ve rahmet”i bizler parçalıyoruz. Evlilikteki iktidar savaşları bunun en büyük sebebidir.

“Sevgi”, El Vedud olan Allah’ın kullarına en büyük sevgisidir. Sevmek ibadettir. Sevgi ve saygı evliliğin temelidir. Sevgiyi öğrenmek ve öğretmek lazım.

Sevgi evliliğin enerji kaynağıdır, bazen artar bazen azalır. Ayet-i kerime hemen ardından “rahmetten” bahseder. Rahmet olmadan sevgi ayakta duramıyor. Ya da sevginin bittiği yerde evliliği rahmet devam ettiriyor.

Seven sevdiğine dua da bulunmalıdır. Ya Rabbi beni onun sevgisiyle, onun benim sevgimle rızıklandır diyebilmelidir.

İnsanoğlu içinde sevgi olan bir yakınlıktan başka ne ister ki! İnsanın havası suyu sevgidir. Sevgiyi ifade etmeyi öğrenmeliyiz. Sevgi dilini kullanmalıyız… Bir diğer ifade Rahmet: Affetmek, merhamet, şefkat, ikram ve ihsan da bulunmaktır.

Birbirlerini sevmek için evlenen eşler yeri geldiğinden birbirlerinin örtüsü olmalıdırlar. Rahman olan Allahın sıfatlarından olan affetmeyi bilmelidirler. Özellikle yeryüzünde Rahman’ın temsilcisi olan kadınlar affetmesini öğrenmelidir. Yüreklerini yaksa da zorlarına gitse de nefislerine ağır gelse de inadı, kibri bir tarafa bırakarak affetmeyi bilmelidirler. İnat, kibir ve intikam duygusunun olduğu kalpte sevgi ölür. On senelik, kırk senelik mevzuları eşinin yüzüne vurup da huzurlarını bozmamalıdır.

Sevgi ve merhamet insanı güzelleştirir, kini, nefreti ortadan kaldırır. Allah kibirlenenleri sevmez ki, seni de bir başkasına sevdirsin. Sevgi saflaşma ister, pazarlıksız yaklaşmak ister. Sevmek ve sevilmek insana enerji verir. Kulluk kalitesini yüceltir.

Yüce Rabbim bekar kardeşlerimize sükûneti, meveddet ve merhamet yaşayabileceği eşler nasip eylesin. Evli olanlara ise dünyadaki cennet olan aile olmayı nasip eylesin.

Abdullah Yusuf Şarklı