YENİ BİR HAYAT TARZI OLUŞTURMA ÜZERİNE

islami eğitimm

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.), insanlığın kurtuluşu olan “Lailahe illallah”ı yüksek sesle dile getirmeye başladığı an, onunla ilk ciddi savaşa girişenler önce silahların en ilkelinden faydalandılar. Bu ilkel silahlar, istihza etmek/alaya almak idi.

Hz. Peygamberin ‘Tevhid davası’ üzerine kurulu olan bu mücadeleyi yok etmek, İslâm'ın gelişmesini engellemek için, Müslümanların büyümesine paralel olarak daha tesirli silahlarla, Müslümanları ortadan kaldırmak için seferber oldular.

Allah tarafından gönderilen peygamberlerin hepsi ‘Tevhid akidesi’ni tüm maksatlarını ifade eden bir formül olarak söz konusu ettiler ve bu akideyi pratik hayata uyguladılar.

Bugün, Müslüman olduklarını söyleyen kitlelerin çoğunun hayatlarından tevhid akidesine uygun yaşantıyı uzaklaştırdıklarını görmekteyiz.

Yeni bir yaşam tarzı oluşturmak ya da İslâmi eğitim içine alarak Müslümanları tevhid akidesine uygun yaşantıya yönlendirmek için bilgilenmeleri/bilgilerini davranışlarına yansıtmaları gerekir.

Müslümanların sorumluluğu, İslâm ümmetini yeniden tevhid akidesine uygun toplumsal yaşantı ortamına ulaştırmaktır.

İslâm bilgiye ve edindiği bilgi ile yaşamaya çok önem verir. İslâm'a göre bilgi sadece emanet değil, aynı zamanda ibadettir. Bu yüzden Kur’ân'ın ilk nazil olan ayetlerinin konusu tartışmasız bilgidir. Bu bilginin başlangıç kısmında vurgulanan ise yaratanın adıdır. Sadece Kur’ân'da değil hadislerde de bilgiye vurgu yapılmaktadır. İlmin yüce değerinin öğretildiği yüzlerce hadis vardır.

Peygamber (s.a.v.) yalnızca ilmin gereği ve değerini öğretmekle kalmadı, aynı zamanda ilmi kavrayış, araştırma ve inceleme ruhunun kazanılması için insanları teşvik etti.

Hz. Peygamber'in öğretisini kavrayıp, anlayıp, yaşantıya geçirebilmek için Kur’ân ve hadis öğrenimi gereklidir. Kur’ân ve hadis öğrenimi, İslâmi terbiyenin kazanılması ve geliştirilmesi için gerekli olan gücü ve dürtüyü meydana getirmiştir.

Kur’ân-ı Kerim, okuma ve yazma yoluyla bilgiyi elde ederek mükemmelliğe erişmeyi insanlığa tavsiye eden ilk kitaptır. Kur’ân'ın ilk emri oku olduğu gibi, Peygamber Efendimizden gelen hadise göre ilim öğrenmek her erkek-kadın Müslüman'ın üzerine farzdır.

İlim tanımanın ve tanınmanın yollarını Müslüman'a açar. Allah kendisini tanımamızın sırrını ilimde vermektedir.

İlim yaratanı tanımamıza yardımcı olduğu gibi varlığımızın gayesini de bulmamıza yardım etmektedir.

İlim olmadan bazı şeylerin sırrı açıklanmış olunsaydı İslâm'ın ilk emri oku olmazdı.

Oku ve rabbinin adıyla oku,

Onu tanımak için oku,

Ona ibadet etmek için oku,

Sadece ona kul olmak için oku,

Kâinatı oku,

Nefsini oku

Rabbi Tanımanın ve Doğru İbadet Etmenin Yolu İlimden Geçer

İlim öğrenmek dinimizde isteğe bağlı bir şey değil, Müslümanlığın alametlerindendir.

Hz. Peygamber bilen ile bilmeyeni aynı kefeye koymadığı gibi, ilim öğrenen Müslüman ile öğrenmeyen Müslüman'ı da aynı kefeye koymaz.

Her çağda Müslümanlar dünyaya yön yeren âlimler yetiştirmiştir. Araştıran, sistemler geliştiren, teknik bilgiyi kullanmanın imkânlarını sunan, İslâmi bilgiyi çağa yorumlayan âlimler her dönem Müslümanların arasında bulunmuşlardır.

Özellikle Müslümanların dışında yeni toplum düzenleri oluşturmaya çalışan insanların vurguladıklarına, âlimler İslâmi süzgeçten geçirecek cevap vermişlerdir.

Fakat günümüzde artık ilim öğrenmek Müslümanlar için yeterli gelmiyor. İlim öğrenme yöntemleri ve öğrenilecek bilginin mahiyeti de önem taşımaktadır.

Sadece bilgi eksikliği değil, bilgi artışı da bizim için artık risk oluşturmaktadır. Bilgi artık tarafsız değildir. Bize sunulan bilgi bizler için en büyük tehlikeye dönüşmüştür. Çünkü Batı medeniyetinin önümüze koyduğu seküler/laik sistem ve önümüzü kapatan günümüzün sorunlarına çözüm üretemeyen klasik seküler/laik eğitim sistemi bulunmaktadır.

Bilginin bu kadar fazla olduğu ve bilginin bu kadar verimsiz olduğu bir çağ yaşanmamıştır. Tüm bilgiler elimizde olmasına rağmen toplum sürekli bir yıkıma doğru gitmektedir. Bilgi fazlalığına rağmen toplumların yıkımları durdurulamıyor, tam tersi yıkımları hızlanıyor.

Günümüzde önce düşünmek yerine bir işi yaptığımızı ve sonra düşündüğümüzü ifade edebiliriz. Yani iş işten geçtikten sonra düşünme melekelerimiz devreye girmektedir.

Tefekkür/düşünce ve tevekkül/teslim olma sorunumuz bulunmaktadır. Bir amaç için hedef tayin ettiğimizde bu hedefin bize neler getireceğini, nelerden mahrum edeceğini planlamıyoruz.

Müslümanlar olarak eğitim sistemimizden tutun diğer tüm alanlarda ciddi bir plan dâhilinde hareket etmiyoruz.

Özellikle sekülerleşmemizi hızlandıran bilginin akışından ziyade bilginin kaynağının bizde olmamasıdır. Öğreniyoruz, yorumluyoruz, değerlendiriyoruz

fakat üzerinde oynadığımız bilgi bizim kaynaklardan üretilen bilgi değildir.

Bilgilerimizin kaynağı bize dayanmadığı için ne Batılı olabiliyoruz nede Doğulu. Ne inancımıza göre hayatımızı, ticaretimizi, eğitimimizi, ahlâkımızı düzenleyebiliyoruz ne de inkâr edebiliyoruz.

Müslüman toplumlar o kadar çökmüşler ki bugün zulümden başka bir şey getirmeyen Batı toplumunu hâlâ kurtarıcı olarak görebiliyorlar. Bunun sebebi izzeti ve şerefi yıllarca İslâm'da ya da ahlâki değerde bulan toplumumuz bugün maddi ve bilimsel gelişmişlik kriterlerine göre hareket etmesidir.

İslâm ülkelerinde meydana gelen işgaller, bizlerin 28 Şubat'ta yaşadığımız süreç, elimizde bulunan Müslüman tipinin zorluklara göğüs geremediğini gösterdi. Sadece Müslüman olarak direndiğimiz şu dünyada bilinçli bir Müslüman olarak direnmenin zamanı gelmiştir.

Tarih bize göstermiştir ki dünyayı yönetenler bilgiye daha fazla sahip olanlardır. Bugün zalimin elinde bilgi vardır ve bundan dolayı her tarafta adaletsizlik vardır. Bilgiyi işleme dökmeyi çok iyi beceriyor. Bilgi ile yönetmeyi bildiği gibi bilgi ile teknik üstünlüğü sağlamayı da biliyor. Nelerde uzmanlaşması gerektiğini, kime ne vermesi gerektiğini çok iyi biliyor. Boş zamanlarını değerlendirmek için savaş askerlerine alın size kitap okuyun demiyor, alın size bilginin eseri olan, savaş teknikleriyle donatılmış, teknik üstünlüğü çok olan gerçeğine yakın savaş stratejileri ile hazırlanmış savaş oyunlarını oynayın diyor.

Sosyal oluşumlar bir piramit gibidir. En altta üyeler, onların üzerinde ihtisaslaşmış üyeler, onların üstünde ise öğretim üyesi seviyesindeki bireyler, en üstte ise lider bulunmaktadır. Eğer bu piramidin başucu aşağıda ise yani lider merkezli ise liderin kaybı bu piramidi tamamen dağıtacaktır.

Lider merkezli eğitim sistemi bir lider meydana getirirken, taban merkezli eğitim ise toplumda herkese lider olma vasfını kazandırmaya çalışır. Bu gün bizlerin ihtiyaç duyduğumuz İslâmi eğitim taban merkezli olmalıdır. Lider ölse bile eğitimin yetiştirdiği insanın toplumsal ayağı sağlam olmalıdır. Yeni oluşturulan yaşam tarzı ise uzun yıllar sonra bile varlığını korumalıdır.

Günümüzde İslâmi cemaatlerde/kitlelerde gelişme ve olgunlaşmanın olmamasının nedeni lider merkezli bilgilenme ve teşkilatlanmanın olmasıdır.
İslâmi eğitim taban merkezli olursa yeni oluşturulan hayat tarzı uzun yıllar devam eder. Lidere bağlı olmaz. Bunun en belirgin örneği 1990 yıllarda Cezayir'deki Müslümanlarda görüldü. Neredeyse her gün bir lider tutuklanıyordu. Buna rağmen, o lider işlevini/görevini yerine getiremeyeceği kanaatine varılınca cemaat kendine otomatik bir lider belirliyor ve çok önemli zamanda cemaat lidersiz kalmıyor.

Bunun için tabandan gelmiş uzmanlaşmış kişilerin yetiştirilmesi gerekmektedir.

Uzmanlaşmadaki en büyük tehlike ayrıntılara fazla takılmaktır. Biz bilgiyi kısımlara ayırdığımız için o konuda en ince noktayı öğrenmeye çalışacağız. Bu da bizim ayrıntılara fazla zaman ayırmamıza sebebiyet verecektir. Asli görevimizi ihmal etmemize sebep olacaktır.

Tek yönlü gelişme/uzmanlaşma bizi dinin diğer alanları ile bir kopuşa itebilecektir. Bu tip insanlarda uzmanlaşma arttıkça/araştırmalar ilerleyince sadece kişinin anlayabileceği bir dil oluşacaktır.

Kişi kendi alanı ile bilgiyi tüketince bu alana dair yeni hipotezler ortaya koymaya çalışacaktır. Birey artık sadece araştırma amaçlı İslâm dinine bakmaya başlayacaktır.

Kişi kendini halktan tamamen kopartacaktır. Bilim adamı olacaktır. Sadece kendi konusuyla ilgilenmeye başlayacaktır. Diğer alanlara karşı bir körlük meydana gelecektir. Bu amacın tamamen unutulmasına neden olacaktır.

Amacını unutmuş uzmanın elinde statü ve para kalacaktır. İnsanoğlunun hayatında devrim yapmış insanlar sadece kendi alanının uzmanı değildir. Genelde tüm alanlarda bilgi sahibidir. Zaten zamanımızın en büyük eksiği uzman eksikliği değildir. Hikmet ve irfanla dünyaya bakabilmektir.

Uzmanlar hayatı hep bu dar alanda gördüğü için bizi de kendi dar dünyalarına davet etmektedirler. Bundan dolayı hayatın liderliği uzmanlardan daha çok genel kültür bilgisi olan bireylere geçmiştir. Bunun sebebi uzmanın kendini sadece kendi alanına hapsetmesidir.

Günümüz bilgisi artık bir insanın kaldırabileceği bilgiyi aşmıştır. Uzmanlaşmak şart olmuştur ama diğer taraftan her ilacın yan etkisi olduğu gibi uzmanlaşmanın da yan etkisi oluşmuştur. Bundan dolayı kendini bir alana veren Müslüman kardeşlerimiz Kur’ân'la irtibatını kesmemelidir. Her gün mealiyle beraber Kur’ân okuyarak İslâm ile bağını güçlü tutmalıdır.

Aynı zaman da İslâm'da temel konular olan akaid ve ahlâk ile ilgili olarak yılda en az bir kitap okuyarak, araştırmalar yaparak kendini sürekli zinde tutmalıdır. Kendi konusuna hâkim olmak için kendi konusuna yakın bir alanda da araştırma yapmalıdır.

Müslümanları dar kalıplara mahkûm etmeden, onlara üniversitelerde meydana gelen uzman tiplerin dışında İslâm'a ve hikmete dayalı bir uzman profili çizmek gerekir. Bu şekilde ancak İslâm'ın ruhuna daha yakın bir ruh yakalayabiliriz.

Müslümanları İslâm'dan uzaklaştırmada Batı'nın ilk planı, ırk ve geleneksel kültürün vurgulandığı laik bir eğitim sistemi kurarak Kur’ân-ı Kerim ve yerel dil arasındaki bağlantıyı koparmak oldu. Böylece toplum ile İslâm'ı anlamanın arasına bir perde çektiler.

Batı tarzı aldığımız eğitim sayesinde yıllarca kendi kültürümüzden uzak kaldığımız gibi babalarımızın yaşam tarzından da nefret ettik. Medeniyeti dış görünüşlerde aradık. Eğitim ve öğretimimiz yıllarca Batı medeniyetinin yaptığı işgalden sonra bize miras bıraktığı eğitim oldu. İlk etkisi de bizlerde onlara karşı aşağılık duygusu, kendi geçmişimize karşı ise kin duygusudur.

Batı medeniyetinin amacı -aidiyet olarak Kürt olsun Türk olsun fark etmez- düşüncesi ve zevki Batılı olan bireyler yetiştirmek istemektedir. Burada medya, internet, okullar, basın devreye giriyor. Her gün farkında olmadan imanımızdan bir parça gidiyor.

İslâm'da eğitimin amacı iyi bir insan meydana getirmektir. İslâm'da iyi insan kavramı edep dairesinde bireyin yetiştirilmesidir.

Müslümanlarda dış sebeplerden bir yozlaşma olduğu doğrudur. Lakin bu bizim eğitim sorununun tam ifadesi değildir. İç sebepler bizi dış sebeplere maruz kalmaya mecbur etmiştir.

Bilginin tanımlarından birisi de bir şeyin varlığının sebebini bilmektir. Zira sebebin bilinmesi sorunun önemli bir bölümünün çözümüdür.

İçinde bulunduğumuz durumun iç sebeplerinin bazıları:

a. Temel problem edebin kaybolmasıdır.

Burada disiplin kaybından bahsediyoruz. Beden, zihin, ruhun disiplini, insanın kendi nefsi toplum ve cemaatle ilişkisine göre doğru konumunun tanınması ve anlaşılmasını sağlayan disiplin. Fiziksel, entelektüel ve ruhi kapasite ve gücüne göre birisinin gerçek konumunun tanınması ve anlaşılması.

Edep hayattaki her şeyi yerli yerine koymaktır. Edep hataların değil yeteneklerin idrakini içerir. Edebin kaybı bizde her şeyi yerine koymak yerine, farklı yerlere koyarak kargaşaya sebebiyet verdi. Edep kaybı bilgide meydana gelince bilgide karmaşıklığa neden oldu. Edep kaybı cemaatte meydana gelince kişilerin lidere olan güven kaybına ve toplumda bir güvensizliğe neden oldu. İnsanlar haddini aşmaya başladılar. Bu da bir yapının ayakta durmasını sağlayan adaletin yok olmasına neden oldu. Bilgide edep kaybolunca dinî bilgileri öğrenen bireyler İslâm'a fayda yerine zarar vermeye başladılar. Bilgiyi sadece öğrenmek için okuyan bireyler çıktı. İslâmi amacı kavrayamamış liderlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Gününü önemsiz fıkhi tartışmalarla geçiren fıkıh âlimleri ortaya çıktı. Sonuçsuz tartışmalar diğer mezhep liderlerine iftiraya kadar varan durumlar ortaya çıktı. Hangi bilgiyi nereye koyacağını bilmek bilgeliktir (hikmet).

b. Belli bir standardı olan düşünce ve eğitim yapısına sahip değiliz.

Ortak bir düşüncenin olmaması, çok farklı kaynaklardan yararlanmamız, bizleri daha açık fikirli hâle getiriyor. Lakin bu hedefe doğru ilerleme noktasında zorluklara ve gecikmeye neden olmaktadır. Kendi çabalarımızla oluşmuş dokümanlarımızın olması gerekir. Doküman olmaması, eğitim alan kişinin güvenini azalttığı gibi, eğiticinin de hazır dokümanlardan dolayı kendini geliştirememesine neden oldu. Çok farklı kaynaklardan eğitim vermeye çalışmak hem eğiticide hem de eğitilen de zihin karışıklığına neden oldu.

c. İslâmi çalışmaların/eğitim şeklinin yapıya uymamasıdır.

Müslümanlar çalışmalarında farklı kitapları incelenip herkesin derslere aktif olarak katılmalarını beklediler. Bu sistem medreselerdeki eğitim sisteminin birebir olarak sohbet halkalarına aktarılmasıdır. Medresede öğretici, yıllarca eğitim görmüş, icazetini almış, Arapça bilen, İslâmi konulara hâkim müderrislerdir. Öğrenci sayısı belli bir sınırda tutulur. Eğer öğrenci sayısı arttırılırsa kaliteden ödün vermek zorunda kalırlar.

Lakin Müslümanların çalışma halkalarında ise eğitici, herhangi bir alanda uzman olmayan, Arapça bilmeyen, İslâmi alanda yeterli olmayan öğreticiler oldu. Öğrenci sayısı ise olabildiğince çok tutulmaya çalışıldı. Bunun neticesinde sistem olarak medrese yapısının sohbetleştirilmiş hâliyle öğrenci yetiştirilmeye çalışıldığı için öğrencilerde medrese kibri meydana geldi. Kendisinin en fazla bilen olduğu kanısı oluştu.

Yediden yetmişe uygulanan sistem tüm bireyleri tek tipleşmeye itti. Karşı olduğumuz eğitim sisteminin yetiştirdiği tek tipleşmeyi bu seferde kendimiz yaptık. Herkesi aynı halkanın içinde bilinçlendirmeye ve aynı kaynaktan beslemeye çalışmak Müslümanlara zarardan başka bir şey vermedi. Özellikle öğrenci yetiştirenlerin işin ehli olmaması, eğiticinin kendindeki eksik yönü eğittiklerine de yansıtması nedeniyle kaliteli kaynaklarında boşa sarf edilmesine neden oldu. Hepimiz biliyoruz ki peygamberimiz kişinin ihtiyaçlarına göre nasihat verirdi. Yalan söyleyen birine yalanın kötü olduğunu söyler, annesine karşı gelene de ona itaati önceleyen nasihatler verirdi. Herkesi âlim olmaya yönlendirmek başlı başına hatadır. Âlim olmaya yönelene de maddi imkânlar sağlamamak, yol göstermemek de daha büyük bir hatadır. Tüccarı ilme zorlamak iflas ettirmektir. Kendini taşıyamayanı âlimliğe yönlendirmek ukala yetiştirmektir. Teknik becerileri fazla olanı âlimliğe yönlendirmek teknik beceriyi öldürmektir. İslâm'da farz olan ilimlerden biri de ahlâk ve tevhid ilminin yanında kişinin bulunduğu hâl üzere olan ilmi öğrenmesidir. Bunlara riayet etmeyince tüccarın ölmesine, ukalanın liderleşmesine, teknik elamanın azalmasına sebep olduk.

İslâmi Eğitim Kurumları Oluşturmalıyız

Bugün toplumumuz hantal, hantallaştıkça da çevresine leş gibi kokular yayan bir eğitim sistemi ile eğitilmektedir. Medreselerin kapatılmasından sonra toplumun başına musallat edilmiş Batılı eğitim kurumları tamamen Millî Eğitim'i ele geçirmiştir.

Batı'dan getirilen eğitim programcıları Batı'nın zihniyetini, kültürünü, kapitalist sistemini yerli işbirlikçileri sayesinde bu millete yamadılar. Öğretmenler okuttukları dersin müfredatını, öğrenciler uğruna ömürlerini çürüttükleri dersleri bir gün olsun ciddi manada sorgulamadılar. Çünkü biz millet olarak okullara hep ekmek kapısı olarak baktık. Oğlum, kızım oku da bir ekmek kazanasın, dedik.

Fakat şu bir gerçek ki bu sistem bize bir parça ekmek yedirmek için kurulmadı. Eğitim sistemini düzenleyenler, müfredatları hazırlayanlar hiçbir gün müreffeh bir milletin oluşması için eğitim programları planlamadılar. Çünkü Batı bizi sömürmeyi, yozlaştırmayı, yoksullaştırmayı, kendine bağımlı kalmamızı istiyordu. Batı, bir milleti sömürmenin yolunun eğitim sistemini ele geçirme ile mümkün olduğunu çok iyi biliyordu. Ne yazık ki eğitim sistemimizi, medreseleri kapatıp tüm eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığına bağlayarak ele geçirdiler.

Müslümanlar olarak bu durum karşısında ne yaptık? Bireysel çabalar hariç hiçbir şekilde ciddi bir İslâmi eğitimin verilmesi için çaba harcamadık. Böyle bir talebimiz de olmadı. Hem niye olsundu ki? Biz bir defa ekmeğin derdine düşmüştük. Yıllarca ekonomik krizlerin pençesinde kıvranan bir millet nasıl düşünebilirdi ki? Varını yoğunu çocuğunu okutmak için harcayan velinin tek bir düşüncesi vardı: Çocuğum benim gibi yokluk çekmesin. Müreffeh bir hayat yaşasın. Ama ne yazık ki bu eğitim sistemi anasına babasına yük olmaktan başka hiçbir şeye yaramayan bireyler üretmekten başka bir şey yapmadı.

Artık bunun farkına varmanın zamanı değil mi? Gerçi küçükten büyüğe herkes bunun farkında, yeter ki bu dertten bahseden birileri olsun! Bu derdin dermanı biz Müslümanlardadır. Özellikle İslâmi camialar hep beraber hantallaşmış hantallaştıkça çevresine kötü kokular yayan Millî Eğitim sistemine alternatif oluşturmalılar. Yani artık Müslümanların da eğitim kurumları olmalıdır. Fakat Batı'nın vahşi çarkının dönmesine hizmet eden Millî Eğitim'e destek veren kurumlar olmamalıyız.

Her şeyi ile İslâm'a hizmet eden eğitim kurumları kurmalıyız. Yani 21. yüzyılın Ashab-ı Suffa'sı misali, İslâm'a adam yetiştirecek kurumlar kurmalıyız. Bu sistem buna müsaade etmez demeyin, lütfen. Çünkü biz sistemin kulu değiliz; âlemlerin Rabbi olan Allah'ın kuluyuz. Ona kul olacak, ekmeğini kazanacak bireyler yetiştirecek eğitim kurumları kurmalıyız. Yani hem Huda'nın rızasını kazanmayı öğretecek hem de parayı kazanmayı öğretecek eğitim kurumları oluşturmalıyız. Şu bir gerçektir: Dünün hayalleri bugünün gerçekleri oldu. Bugünün hayalleri de yarının gerçekleri olacaktır.

Ey Müslüman eğitimciler, öğretmenler, öğrenciler!.. İslâm'a ait bir eğitim sistemi oluşturmanın hayalini kurmaya, bunun gerçek olması için çalışmaya var mısınız?

İsa Arı

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız