AFRİKA'DA SEKİZ GÜN

afrikada sekiz gun

Mavi ile yeşilin sözlendiği, kömür tenli fakat gönülleri, yürekleri bir dolunay gibi bembeyaz nurlar saçan insanların bulunduğu güzel ülke Sierra Leone… Atlas Okyanus'u kıyısında “kanlı elmaslar ülkesi”…

Mayıs 2021'de, adına Davetçi dediğimiz ekip ile kadim şehrimiz Adana'dan Sierra Leone'ye uzanan bir davet yolculuğuna başlamak üzereyiz. Bizleri nelerin beklediğini hiç bilmiyoruz. Bilmek de istemiyoruz ama merak ve heyecanımıza da engel olamıyoruz. Gayemiz eğlence yahut kuru bir gezinti değil. Maddi bir beklentimiz, ticari bir kaygımız, makam mevki talebimiz de yok. Tek bir gaye var: Rıza-i Bari… Niyet hayır, akıbet hayır…

Peygamberlerin Mirası Olan Davet

Hz. Âdem (as) yeryüzüne indirildikten sonra şeytanla aralarında geçen mücadele bir hak mücadelesiydi. Arkadan gelen peygamberler de şeytan ve onun dostlarıyla mücadele ettiler, hak ve hakikatin davet çalışmasını yürüttüler.

İbrahim (as) hak ve hakikat uğruna Nemrut'la mücadele etti. Musa (as) Firavun'la, İsa Roma'yla…

Son olarak Hz. Muhammed (sav) Mekke toplumuna gönderildi. Müddessir Suresi'nde “Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar.” ayetiyle Peygamber (as) o andan itibaren insanları uyarmaya başladı.

Peygamber Efendimiz (sav) evleri, çadırları dolaşıp hakkı insanlara anlatmaya çalışmıştı. İnsanlığı davetine, tebliğine şahit tutarak ahirete irtihal eyledi ve mukaddes davetini bizlere miras bıraktı.

İslâm daveti Allah'ın Resul'ünün vefatıyla son bulmadı. Sahabeler onun aziz sünnetini ifa etmek için yeryüzüne yayıldılar ve Allah'ın yüce dinini bütün zorluklara rağmen insanlara ulaştırdılar. Bugün bizler o büyük davetçilerin olağanüstü fedakârlıklarıyla bu davetten haberdar olduk. İzzet bulduk, şeref bulduk… Ne var ki bu daveti insanlara ulaştırma vazifemizi unuttuk. Allah'ın dinini dar zamanlara ve mekânlara sıkıştırdık, yeryüzüne yaymak için yeterince gayret göstermedik. Hâl böyle olunca da ümmet olarak zillete düştük…

Can Yakıcı Bir Söz

Sierra Leone'de bir köye vardığımızda halk, davet sorumluluğunu unutan iki milyar Müslüman'ın gıyabında bizlere şu yakıcı sözleri söylediler: “200 yıldan beri İslâm'ı anlatmak için buralara hiç kimse gelmedi.”

Bu sözler karşısında yıkılmıştık. 200 yıldır iki kelime ile iman etmeye hazır insanlar küfür üzere bu diyardan göçüyordu. Bizler ise bize kalmayan dünyanın peşinden koşturuyorduk.

Davet, Hayatı İhya ve İnşa Etmektir

Peygamberlerin mirası olan bu davetin, askıya alınmadığını bilmekle beraber bunu nasıl hayata geçirebiliriz soruları bizlerde derin yaralar açmıştı. Bu vesileyle bazı dertli kardeşlerimizle bir araya gelerek istişare etmeye başladık. “Davetçi” adı altında birçok vakıf ve dernek ile el ele verip bu sünneti diriltmenin arzusuyla harekete geçtik. Bu hayırlı adım, davet eğitimleri ve sokak davetleri bizlerde yepyeni bir dirilişe vesile oldu. Gördük ki Allah'ın her emri, Resul'ün her sünneti başlı başına bir diriliş, bir hayat buluştur. Davet, kelimenin tam anlamıyla bütün mevcudatı ihya ve inşa etmektir. Bu davet, bizleri kendimize getirdi. Kendimizi, Rabbimizi ve hayatı hakkıyla idrak etmeye vesile oldu. Davetçi kimliğini bizlere bahşeden Allah'a ne kadar şükretsek azdır.

Çağdaş Davet Önderi: Hişam Sıdkı Muhammed Abdü'l-Selâm el-İbraşi

Bu süreçte dostlarımızla neler yapabiliriz diye düşünüp fikir alışverişinde bulunurken Afrika'daki davet çalışmalarından haberdar olduk.

Her şey bir kardeşimizin Afrika'da davet yapan mütevazı, ilim ehli, büyük davetçi Hişam Sıdkı Muhammed Abdü'l-Selâm el-İbraşi ile tanışmasıyla başladı. Bu tanışma vesilesiyle artık İslâm'ı tebliğ için yeni bir davet sahası bulmuş oluyorduk.

Kısa bir araştırmayla öğreniyoruz ki hoca, Mısır'ın başkenti Kahire'de bulunan Daru'l-Ulum Üniversitesini bitirmiş. Beş yıl İslâmi Bilimler Fakültesinde bulunmuş. Daha sonra Nahda Üniversitesinde yüksek lisans yapmış, akide ve mezhepler tarihi dersleri vermiş. Afrika'da 7 yılda 60 bin kadar insanın hidayetine vesile olmuş…

Hoca hâlâ Kuzey Batı Afrika'da davet çalışmalarına devam etmekteymiş. Afrika'da kendisinin kurduğu onlarca derneğin üyesi, 100'den fazla davetçiye dersler veriyormuş. Yüzlerce köy ve şehirleri dolaşıp insanları Allah'ın dinine davet ediyorlarmış. Uzaktan da olsa kendisini tanımamız muhabbetimizi artırdı. Tavırları bize salih amel sahibi ve davet önderleri olan sahabe-i kiramı hatırlatmıştı.

Afrika Yolculuğu Başlıyor

Tarih, 20 Mayıs 2021 Perşembe. Afrika'da yapılan bereketli daveti, Türkçe ve İngilizceye çevirerek Adana'da yaymaya çalıştık. Hamdolsun, kısa zamanda Müslümanların fıtratında olan ve unutulmaya yüz tutmuş bu davet/tebliğ sünnetini diriltmek için yaptığımız bilgilendirme çalışmaları başarılı oldu.

Yüreğimizde yanıp tutuşan bir kıvılcım vardı. Kalbimizde varlığı ile bizi aydınlatan bu iman nimeti kime nasip olacak, nasıl tepki alacağız, diye düşünsek de kendimizi Allah'a teslim ederek sahabeden Cafer misali Afrika'ya yol aldık.

Davetçi ekibi olarak Hişam Hoca'mızın desteğiyle Afrika'ya gidip bu çalışmaları yerinde görmemiz gerektiğini düşündük. Hemen hazırlıklara başladık. Orada yapılan çalışmaları duyurmak, terk edilmiş bir sünneti diriltmek gerek davetçilere gerek iman eden putperest halka moral vermek için yollara düştük.

Davet Ekibi Afrika'da

Davetçi ekibi olarak üç kişi (ben, Metin Hussa, M. Fatih Tepeli) ile yolculuğumuz başladı. Sierra Leone halkı, sömürüden dolayı İngilizceyi okullarda öğrenmek zorunda kalmış ve resmî dilleri İngilizce olmuştu. Bir de kendi yerel dillerini kullanıyorlardı. Bizler ise sadece Hişam Hoca'mız ve talebeleri ile Arapça konuşarak anlaşıyorduk. Arapça ve diğer dilleri bilmenin davette ve insan hayatında ne kadar elzem olduğunu bir kez daha gördük.

“Kanlı elmaslar ülkesi” olan Sierra Leone'deyiz. Sierra Leone denildiğinde akıllara 1896'dan beri İngiliz sömürgesi olan bir ülke geliyor. Bu sebeple yaşanan iç savaşlar, elmas ticareti ve ebola krizi diye devam ediyor.

Sözde medeni görünen İngiltere, yıllarca bu limanlarda köle ticareti yapmış. İngiliz misyonerler 300 kadar insanı ilk etapta Karayiplerdeki Santa Domingo'ya götürüp satmışlar. Bu sömürü, açtıkları kilise okullarda ve her yerde devam etmiş. Ahlâki olarak sömürünün izlerini şehirlerde gezince açıkça görebiliyorduk.

On saatlik uçak yolculuğumuz gece yarısı Sierra Leone'nin başkenti Freetown'da son buldu. Havaalanı oldukça izbe ve harabeydi. Fakirliğin, sefaletin, geri kalmışlığın en koyu hâli her tarafta görülebiliyordu.

Kimin vatandaş kimin memur olduğu anlaşılmıyordu. Her geçtiğimiz yerde işlerimizin ancak para ile olacağını aksi takdirde zorluk yaşayacağımızı söylüyorlardı. Bu şaşkınlıkla beklerken bizi karşılamaya gelen güler yüzlü Mahmut isminde bir davetçi kardeşimiz yorgunluğumuzu ve yaşadıklarımızı unutturmuştu. Bizi oradan alıp gece yarısı bir feribota bindirdi ve Sierra Leone'nin başkenti Freetown'da bir otele yerleştirdi.

Ertesi gün davetçi hocamız Hişam Sıdkı Muhammed Abdü'l-Selâm el-İbraşi ile yüz yüze tanışma şerefine nail olduk. Böyle bir davetçiyle tanışmanın mutluluğu içinde sorular sorarak kendisinden bol bol bilgiler aldık. O bölgenin örfü, dini ve sosyal yapısı hakkında çok enteresan bilgilere ulaştık.

Elim Bir Trafik Kazası

Bir gün sonra. Tarih 21 Mayıs 2021 Cuma. Başkentten davet yapacağımız en uzak köylere gitmek üzere yola koyulduk. İki araç kiraladık. Hediye etmek için yanımıza başörtüsü ve çeşitli hediyeler aldık. Gece yol boyu şiddetli yağmur yağdı. Her taraf zifiri karanlıktı. Göz gözü görmüyordu. Tahminen yolu yarılamıştık. Hişam Hoca'mız önde, biz de arkadan onu takip ediyorduk. Şiddetli bir çarpma sesiyle sarsıldık. Arkadan gelen kamyon bize çarpmış ve perişan olmuştuk. Sürekli tekbirler, dualar ve çaresizce bağrışlarla şoktan kurtulmaya çalıştık.

Acaba her şey buraya kadar mıydı? Ne kadar aciz olduğumuzu ve hayatın saniyeler içerisinde nasıl da değişeceğini anladık. Rabbimiz, aldığımız nefesin bitti demeden bitmeyeceğini bizlere göstermişti. Kendimize geldiğimizde kimsede bir şey yoktu ama araç pert olmuş, yerinden hareket edemeyecek duruma gelmişti. O araçtan nasıl kurtulduğumuzu düşündük. Belki yolda gözleri görmeyen mağdurlara verilen sadakalardı bizi koruyan. Belki dualar, belki davet aşkı, belki hidayetlerine vesile olacağımız insanların umut ve hasretle bekleyişleri… Yeni bir araç kiraladık. Acı, üzüntü, şaşkınlık ve şok hâllerinde yeni araca binip konaklayacağımız yere vardık. Sabaha yakın saatlerdi. Namazımız kılıp kendimizi yatağa zor attık.

Aklımıza böyle bir dünyada ve böyle zor şartlarda davet yapan davetçileri ve onların ilham aldığı, hiçbir vasıtanın olmadığı ama dünyanın dört bir tarafına yaya olarak giden o yiğitler geldi. Abdü'l-Fettah Ebu Gudde Hoca'mızın İlim Yolunda kitabını bir daha anlamıştık.

Nur Yüzlü Siyah Davetçiler

Sabah olunca daha önceden haber verilen üç köye doğru yola çıktık. Çok heyecanlıydık. Arazi motosikletleriyle siyah renkli ve nur yüzlü davetçiler, bizlere rehberlik ediyordu. Hepsi de birer sahabe gibi davet ve İslâm aşkıyla doluydu. Hepsiyle de hemen kaynaştık. Bizleri iman bağı birbirimize bağlamıştı. Ondan daha büyük bir bağ da olamazdı ve bizleri bağlayamazdı zaten. Sürekli hamdediyorduk.

Sihir, Bidat ve Hurafeler Diz Boyu

Hişam Hoca'mızla kafilenin yanına vardık. Buralarda yaşayan insanlar sihirlerle uğraşıyor. Nehirlere kurbanlar kesip kurbanların kanını suya akıtıyorlar ve çocuklarını boğmaması için ırmaklara yalvarıyorlardı. Ayrıca yılanlara, ağaçlara, taş ve tahtadan putlara tapıyorlardı. Her birinin sığındığı bir temimesi (nazar boncuğu veya nazarlık) ve tivelesi (kadının, kocasının sevgisini tekrar celp etmek için mutlak tesir edeceğine inanarak sihir yapması) vardı. Kendi özel günlerinde özel kıyafetlerini giyip sihir ile vücudunu kesiyorlar, kimi zaman da erkekler evde kalıp kadınlar çıplak olarak dışarıya çıkıp bu putlara kurbanlar kesiyor ve kanını akıtıyorlarmış. Halkın önde gelenlerinden doktorlar, devlet erkânı bile bu putlar önünde eğilebiliyordu.

Halkla İlk Buluşma

22 Mayıs 2021 Cumartesi. Kabile, putperest veya inançsız olmalarına rağmen bizleri çok iyi karşıladı. Uzak kıtalardan sırf kendileriyle ilgilenmek ve kendilerine İslâm'ı anlatmak için buralara kadar geldiğimizi öğrenince büyük bir merakla köyün ortasındaki çardağın altında toplandılar. Çocuklar önde, bayanlar ve erkekler arkadaydı. İlk defa başka bir renk ve bambaşka bir din ile karşılaşıyorlardı.

Yoksulluk ve eğitimsizliğin en çetin sınavını yaşayan bir halk ile karşı karşıyaydık. Misyonerlerin temsili işareti olan haç, bayanların kolyelerinde ve küpelerinde sergilenmesi bizleri ciddi manada rahatsız etti. Ayrıca üstlerinde elbisesi olmayan çocukların zeytin karası gözlerindeki ışıltıyla ayıbımızı yüzümüze vurur gibi bir hâlleri vardı. Çocukluklarını yaşayabilecekleri bir ortam olmadığından misyonerlerin açtığı okullarda zorunlu İncil eğitimi alarak yetişiyorlardı. Hatta birçoğu Müslüman çocukların eğitimsizlik ve fakirliklerinden istifade ederek yıllarca ellerindeki yeraltı ve yerüstü zenginliklerine el koyarak onları sömürdüler. Daha sonra yardım ediyoruz bahanesiyle okullar, kiliseler ve yetimhanelerle akıllarını ve inançlarını da gasp ettiler.

Hemen aklımıza Rabbimizin ayetleri geliyordu: “Bu kimselere yeryüzünde bozgunculuk yapmayın, denildiği zaman biz yalnızca düzelticileriz, derler. İyi bilinmelidir ki asıl bozguncular onlardır ama bunun bilincinde değiller.1

Hediyelerini verdik, başlarını okşadık. Kasvete maruz kalmış kalplerimiz az da olsa yumuşadı.

Hişam Hoca'nın Eşsiz Davet Üslubu

Hişam Hoca'nın davetteki tecrübesi bizleri kendisine hayran bırakıyordu. Davet edeceği topluluğa önce “Ey kerim olan kavim!” hitabıyla başlıyor ve “Nice kavimler peygamberleri kovmuşken sizler bizleri hoş karşıladınız.” diyerek onları hayırla yâd ediyordu. Bizlere bu imkânı sağlayan kabile liderlerini överek de onların kalplerini kazanıyordu. Kimi zaman da şakalaşarak davete başlıyordu.

Çok edebiyat yapmadan, tafsilata girmeden sade ve anlaşılır bir dil ile önce Allah'ın tek olduğunu, peygamberlerin gönderiliş amacını ve kavimlerin sonlarını anlatarak onların düşünmelerini sağlıyordu. Kimi zaman sorular sorarak kimi zaman cevaplar vererek örneklerle onları düşünmeye sevk ediyordu.

“Sizin malik olduğunuz evde yabancı bir erkek görseniz ve eşiniz de bu evin erkeği artık bu dese buna razı olur musunuz?” dediğinde hep bir ağızdan

“Tabii ki hayır, öldürürüz.” diyorlardı. İşte o anda anlamalarını sağlayabilecek tevhidi haykırıyordu. Ve diyordu ki: “Göklerin ve yerin tek maliki olan Allah'ın hiçbir ortağı olabilir mi ki onun yanında bu ilahlara tapıyorsunuz?” Bu etkileyici konuşmanın akabinde herkes topluca şehadet getiriyordu.

Halk İman Ediyor

23 Mayıs 2021 Pazar. Yaşadığımız hadiseler bizleri ister istemez tarihe götürüyor. Ar-ı Saadet yıllarına… Siyer tarihinden okuduğumuz ve bildiğimiz gibi müşrikler kendi elleriyle yaptıkları tahtadan, taştan putları yine kendi elleriyle yakabiliyorlardı. Şehadetten sonra bizlere ilk söyledikleri cümle şu oluyordu: “Biz sizden önce ağaca, taşa sığınıyor ve bunlardan yardım bekliyorduk. Şimdi ise bize tanıttığınız Rabbe inanıyoruz, bunun için de ibadet edeceğimiz, sığınacağımız bir mescit istiyoruz.” Bu istekler bizi tarifsiz bir şekilde duygulandırdı. Türkiye'nin her karış toprağında ve her köşesinde imar edilen cami ve medreselerin buralarda da inşa edilmesinin ehemmiyetini ah bir anlayabilseydik diye iç geçiriyorduk. Bu duygular içinde biz de onlara bir mescit sözü verdik.

Vahşi Sömürünün Kapkara İzleri

Mavi ile yeşilin yekpare olduğu muhteşem manzaralardan, mis kokulu ağaçların arasından geçip Allah'ın dinini diğer köylere ulaştırmak gayesi ile tekrar yollara düştük. Yol boyu tarıma elverişli toprakları, tropikal iklimin eşsiz güzelliğini doya doya seyrettik. Sierra Leone dünya elmas yataklarının yüzde 70'ine sahip olmasına rağmen insanlarının elimize nasıl baktıklarını ve bir parça ekmeğe nasıl muhtaç hâle getirildiklerini yüreğimiz kan ağlayarak müşahede ettik. Ülkenin zenginlik içerisinde yüzmesi gerekirken dünyada en fakir ülkeler arasında ilk sıralarda yer alması ne acı bir durum. Bu haksızlığı, bu vahşeti, çağdaş sömürünün bu iç karartıcı izlerini görünce insanlığımızdan utandık. Bir insan ve Müslüman olarak sorumluluklarımızın ne denli büyük olduğunu bir kez daha idrak ettik.

Sömürgecilerden geriye kalan sadece sefalet ve zilletti. Başka bir şeyin kalmasını beklemek de zaten safdillik olurdu. Emperyalist zihniyetler tarih boyunca gittikleri yerlere ölüm, açlık, savaş, kaos, sömürü ve vahşetten başka bir şey götürmemişlerdi. Tabii bütün bu zulümlerin yegâne kaynağı olan emperyalist Batı, hiçbir şey olmamış gibi hâlâ bu topraklara medeniyet getirdiğini iddia ediyor. Hâlâ insan ve kadın haklarından, özgürlük ve demokrasiden bahsediyor. Halkı fuhşa sürükleyenler, kız çocuklarını pis zevklerine kurban edenler sanki kendileri değilmiş gibi arsızca ve hayâsızca ortalıkta dolaşabiliyor. İkiyüzlülük başka ne olabilir ki? Görüyoruz ki halk açlık, sefalet ve fakirlik dolayısıyla perişan. İnsani erdemlerini kaybetmekle yüz yüzeler.

Rabbimiz bu durumu şöyle ifade ediyordu: “Şeytan sizi fakirlikle korkutur, size çirkinliği ve hayâsızlığı emreder. Allah ise size kendi katından mağfiret ve bol nimet vaat ediyor. Şüphesiz Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” 2

Burada Sohbet Etmek Türkiye'de Sohbet Etmeye Benzemiyor

Davetçi Hişam Hoca'mız, talebeleri, Metin Hussa, Fatih Tepeli ve ben yol alıyorduk. Talebeler öylesine cesur ve fedakâr idiler ki önden gidip bir tehlike anında vücutlarını siper etmeye hazır idiler.

Talebeler, gideceğimiz yere önceden vararak bizim gelmemizi bekliyorlardı. Hişam Hoca'mızın açılış konuşmasından sonra mikrofonu elimize verip bu halkı da siz İslâm'a davet edin diyorlardı.

Türkiye'de saatlerce sohbet yapmamıza, kitleler önünde uzun uzun konuşmamıza rağmen buralardaki sohbetlerde anlamını bilemediğimiz farklı heyecanlar yaşıyorduk. Çünkü Türkiye'de İslâm'ı anlattığımız zaman karşımızda hep Müslümanlar vardı. Şimdi ise karşımızda müşrik olan bir kavim vardı. Hamdolsun, Allah'ın yardım ve inayetiyle hakikati anlatmaya çalıştık. Yaklaşık 250 kişilik köy Müslüman oldu. Tekbirler, şehadetler getirip iman eden bayanlara yanımızda getirdiğimiz başörtülerini hediye ettik. Bu ne büyük bir nimet, ne büyük bir bereketti. Hidayeti elinde bulunduran Allah'ın bizi vesile kılmasının mutluluğunu derinden yaşadık.

İmana Sadakat ve Tesettüre Riayet

Dünyanın diğer ülkelerinde kendisini İslâm'a nispet edenlerin örtü ve ibadette itaatsizliklerine karşı yıllarca taptığı putu yakacak kadar inançlı ve hemen tesettüre girecek kadar da itaatkâr olan bir halkın varlığı bizi kendilerine hayran bırakıyordu. Gerçekten çok samimiydiler. İmanlarına bağlı, sözlerine sadık insanlardı hepsi de. Müthiş bir muhabbet ve hayranlık duygularımız vardı onlara karşı. Şükür nişanesi olarak durmadan şehadet getiriyor, tespihler çekiyorduk.

Gayemiz Onun Rızanı Kazanmak

Burada şahit olduklarımızı sosyal medya aracılığı ile Türkiye'de bizden haber bekleyen kardeşlerimize de yolluyorduk. Böylece hem davetin tekrar diriltilmesini hem de buradaki davetçilerin desteklenmesini amaçlıyorduk. Hamdolsun, muradımıza da erdiğimizi düşünüyoruz. En azından uzakları yakın edip sorumluluk bilincini insanların önüne serdik diyelim. Onlara, insanlara hizmet etmenin ne büyük bir mutluluk olduğunu hatırlatmaya gayret ettik. Her şey Rabbimiz içindi; aşkımız da sevdamız da derdimiz de davetimiz de… Başka ne olabilir ki? Rıza-i ilahiden gayrı bir muradımız mı var?

Durmak Yok, Yapacak Çok İşimiz Var

Davetçi ekibi ile sekiz günlük davet çalışmalarında yaklaşık 2.500 kişi Müslüman olmuştu. Bu sevinçle dönüş tarihimizi bekliyorduk. Bu çalışmaları desteklemek, iman eden köylere ders verecek davetçiler bırakıp maddi olarak da onların yanında olmak, başörtüsü eksiklerini tamamlamak ve çeşitli hediyeler göndermek üzere kalbimizi, ruhumuzu orada bırakıp ülkemize döndük. Oralara gitmek için çok geç kaldığımızı fakat her şeye rağmen yapacak çok işimiz olduğunu unutmamalıyız. Biz davetçi ekibi olarak Afrika ülkelerinde davet etmeye ve davetçileri desteklemeye devam edeceğiz.
Sözlerimi şu ayet ile tamamlamak isterim. Rabbimiz (cc) buyuruyor ki: “Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Puta tapanlar hoşlanmasa da dinini bütün dinlerden üstün kılmak üzere peygamberini doğru yol ve hak dinle gönderen Allah'tır.”3

Bir hadis-i şerifte ise: “Muhakkak ki bu iş(bu dinin hâkimiyeti) gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç ev ne de bir keçe çadır bırakmayacak; azizi aziz ederek, zelili zelil ederek, bu dini ona dâhil edecektir. Allah'ın bu işte aziz edeceği İslâm'dır. Allah'ın bu işte zelil edeceği küfürdür.”4 buyrulmaktadır.

Rabbim bizleri davet yolundan ayırmasın. Bizleri her biri bir muhteşem amelin kahramanı olan, ülkeler aşıp kendini İslâm nizamını yaymaya adayan sahabeler gibi İslâm neferleri eylesin. Âmin.

Serdar Gürbey


1 Bakara, 11-12
2 Bakara, 268
3 Tevbe, 9/32-33 4 Ahmed b. Hanbel, Müsned,
4/103; Taberani, el-Mucemü'l-Kebir, 20/254, h.no: 601

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız