• ÇOCUK EĞİTİMİNDE İSLAMİ AİLE MODELİ

      Modern(!) zamanlardayız. İnatla vahye ve ilâhî değerlere sırt çeviren modern zamanlar. Seküler ve laik değerlerin(!) fütursuzca körpecik dimağlara empoze edildiği, ahlâk ve insanlıktan uzak, çıkarcı, egoist ve postmodern zalimler üreten bir çağda...

DUYURULAR

İNSAN VE MUTLULUK

insan ve mutluluk 1

Yeryüzünün en donanımlı ve en güzel şekilde yaratılan varlığı olan insan, şu an içinde bulunduğu şehadet /fiziki âleminden gayb/metafizik âleme doğru zorunlu bir yolculuktadır. Dünya ile olduğu kadar ahret ile de alâkası vardır. Ayakları toprağa basarken kalbi ahirete bakmaktadır.

Toprak ve ruhun mecziyle yaratılan insan, fıtri olarak hem maddi hem de ruhi gereksinimleri olan bir varlıktır. Her iki yönün ihtiyaçları, biri diğerine tercih edilmeden insaflıca karşılanmalıdır. İnsan istek, duygu ve alâkaları olan bir varlıktır. İnsan bu özelliklerini yaşam için motive edici bir güç olarak kullanır. İnsanın fıtratında ihtiyaçlarını karşılayacak güdüler mevcuttur. İnsanoğlu bu istek ve ihtiyaçlarına cevap bulup karşıladığı nispette kendisini mutlu addeder.

Beden ve ruh bütünlüğü içinde insan yapısında vücuda canlılık, hareket ve hedef katan kuvve-i gadabiye/öfke gücü ve kuvve-i şeheviye/istek ve arzu gücü bulunur. Eğer insanda bu melekeler olmasaydı tepki veremez, üretemez dolayısıyla gelişemezdi. İnsan bu özelliklerini ifrat ve tefrite düşmeden hikmet üzere kullandığında adaletli düzgün bir duruş ortaya koyar. İnsan, öfke gücünü zulüm değil cesarette, şehvet gücünü haramda değil helal olanda iffetlice ifa ettiğinde erdemli bir fert olur. İnsanın kendisini gerçekleştirme aracı olan bu özellikleri fıtratı selim ve aklıselim prensiplerine göre düzenlemesi insanlığı mutluluğa ve huzura ulaştırır. Aksi durumda insan kaosun içine düşer ve büyük bir yok oluş yaşar.

Kâinatta mevcut olan her mahlûkta olduğu gibi insan da eksik, aciz, yoksul ve muhtaç yaratılmıştır. Yaşamını sürdürmek için eksik ve ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. İhtiyaçlarının hepsini Allah'ın sunduğu imkânlarla karşılamaktadır. Yiyip içiyor, dinlenip uyuyor. Gezip eğleniyor, çalışıp kazanıyor. İnsanoğlu maddi ihtiyaçlarından dolayı kınanmaz. Ama bu ihtiyaçlarını İslâm dininin koyduğu ölçülere uygun olarak gidermelidir. İslâm dinine göre göz, kulak, el, ayak tüm azaları ve duyguları insana verilmiş emanet olarak kabul edilir. Yanlışa kaymadan, günaha kaçmadan helal dairesinde ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Bedenin madde tarafını doyururken manevi ihtiyaçlarının da farkında olmalı ve asla ihmal etmemelidir. Kulluk şuuruyla nefes alıp veren her kul hem maddi ihtiyaçlarını hem de manevi sorumluluklarını, dünya ahiret dengesini gözeterek yerine getirmelidir ki mutluluk ve huzura kavuşabilsin. Dünya ne kadar ediyorsa ahirette neye ihtiyaç duyacaksa insan, bunu muhasebe ederek adım atmalıdır. Maddi açlık insana elbette zarar verir. Ama maddi rahatlık ve imkânlar mutluluğun garantisi mi? Manevi açlık ne yapar? Etrafa şöyle bir göz attığımızda buna örnek bulmakta zorlanmıyoruz ne yazık ki.

Ölçü yaşamın en önemli öğesidir. İfrat ve tefrit gelgitleri arasında seyreden yaşam çizgisi, insanı denge ve sınırın olmadığı, belirsiz ve tanımlanamaz çıkmaz sokaklara savurur, amaca ulaştırmaz. Bir kişinin icraatlarını ölçüp tarttığı prensipleri varsa insan olur. Prensipleri koruyup güçlendirdiğinde olgun/kâmil insan olur. Günümüzün postmodern insanı hayata yön verecek sahih ilkelerden mahrum olduğu için mutsuzdur, huzursuzdur. Allah'ın insana lütuf ve ikramı o kadar geniş ki, saymakla bitiremeyeceğimiz o kadar çok nimet üzerimize saçılmış olduğu hâlde insanoğlu umutsuz ve mutsuz. Çünkü değerlerini kaybetti. Kendisine huzuru ve sükûnu sunacak vahiy bilgisinden yoksun. Dünya nimetleri insanlığa fazlasıyla yeter, yetecek durumda. Ama her şeyi tüketmek üzere planlayan insanın hırslı, açgözlü ve adaletsiz tutumlarından dolayı dünya üzerinde doyumsuz ve mutsuz bir tablo hâkim. Vahşi kapitalizm her şeyi hazır olarak sunuyor ve her an yeni ihtiyaçlar icat ediyor. İlkesiz, bencil, çıkarcı ve konformist insan, hayatını ulaşılmaz olan gereksizliklerin ardından koşarak heba ediyor.

İnsanoğlunun mutsuzluğuna sebep olan en temel unsur, İslâm'ın “Oku” emrine gerektiği gibi riayet etmemesidir. Kendisini, kâinatı ve Kerim Kitab'ı hakkıyla okuyan insan lehinde ve aleyhinde olan durum ve şartları kavramakta zorluk çekmez. İlim, beşeriyetin mutluluğu için vardır. Allah (c.c.), Kitab'ı ve Peygamberi (s.a.v.) bu amaca binaen göndermiştir. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniye bu boşluğu doldurmak için vardır. İslâmî ilkeler, insanları hidayete ve saadete davet eder. Bu mesaja kulak verip gönlünü açanlar ilim, irfan ve hikmet üzere hakikatin izindedirler. Din, hayat için mutluluk için gelmiştir. Din, akıl sahibi insanları kendi tercihleriyle hayırlı olan şeylere götüren ilahi kanundur. Bu kanun, insanları iyiliğe yöneltmek ve kötülükten alıkoymak için bildirilen emir ve hükümleri ihtiva etmektedir. Böylece insanoğlunun dünya ve ahiret saadeti amaçlanmaktadır. Bu şuura vasıl olamayan çağdaş insan mutsuzluğa mahkûm olur ne yazık ki.

Din, insanlar maddi ve manevi ihtiyaçlarını en nezih şekilde karşılama yollarını bilsinler diye gönderilmiştir. Din, insanlığın mutluluk ve huzurunu temin edecek kaideleri öğretir. İnsanın saygınlığının devam etmesi için mutlak zorunlu olan beş şeyi koruma altına almıştır. Bunlar din, can, akıl, nesil ve mal emniyetidir. İnsanın izzetini korumak, bu zorunlulukları doğru ve sağlıklı bir şekilde işlevselleştirmeye bağlıdır. Eğer insanlık bu ehemmiyetli beş hususu hakkıyla anlayıp aktif ve fonksiyonel olarak yaşama katsa dünya daha nezih ve daha müreffeh bir yer olacaktır. İslâm hukukunun temel maksadı, insanın fıtrata sadık olarak yaşamasını sağlamaktır. Yaşamdaki güzellik ve hayırlar, adalet ilkesi gözetilerek sağlandığında insana mutluluk ve huzur kapılarını açar. Asıl mutluluk, Allah'ın (c.c.) yarattığı fıtratı korumakla mümkün olur. Allah (c.c.) bu kapsamda sınırlar koymuştur. Aklına ve gönlüne, eline, diline ve beline edeple sahip olanlar hem kendileri mutlu olur hem de çevrelerine huzur saçarlar. Bu ölçülere uymayan günümüz insanı hak ve hukuk sınırlarını aşarak zulme çanak tutmaktadır. Kapkara zulmün içine düşen bir yerde de mutluluğun izine rastlamak zordur.

Sorumsuzluk en ağır mutsuzluk sebebidir. Allah (c.c.) insana sorumluluklar yükleyerek onu yeryüzünde halife olarak görevlendirmiştir. Bu sorumluluğun farkında olarak yaşamını sürdüren insan, kendisine bu vazifeyi veren Rabbinin emir ve yasaklarına uygun bir yaşam sürdürür. Mükellefiyetlerini aksatarak, kendisine verilen yetkileri aşarak, emir ve yasaklara riayette sınırları ihlal edenler, hilâfet makamına ihanet ederler. Bu durumda toplumdaki ve kâinattaki düzen bozularak fesat kapıları sonuna kadar açılır. Hilâfet ilkelerini titizlikle ayakta tutarak şefkat ve adaletle sorumluluklarını icra eden kul, mutluluk ve huzurun anlamını doğru olarak, fıtrata uygun olarak kavrar. Gerçek mutluluğun Allah'ın emrine itaat etmekle tadılacağını hatırında tutar. Bugün insanlığın haksızlık, umutsuzluk ve ifsada mahkûm olmasının temelinde sorumlulukların ihmali vardır. Mutluluk gönlün arzuladığı, canın çektiği ve olmasını istediği beşeri ihtiyaç ve isteklerin karşılanmasıyla kavuşulan sevinç ve ferah durumudur.

Mutluluk yalnızca eğlenceyle olmaz. Haramdan haz alınıyorsa bu bir anlık mutluluktur. Günahın başında lezzet olsa da sonrasında zillet vardır, mutluluk getirmez. Mutluluk, gül toplamak gibidir, diken ve yaprakların arasından goncaları dermek gibi hem zor hem de en az bir o kadar sevinç yüklüdür. Mutluluğa vasıl olmak için her şeyi gül sayan, iyi ve hoş bulan, dikenine katlanmak hikmetini bilen maharetli bahçıvan olmak gerekir. Mutluluk görecelidir, kişiye ve düşünceye göre farklılık gösterir. Kime göre, neye göre ve nasıl bir mutluluk insana fayda sağlar, insanı sevinçli ve huzurlu kılar?

Allah'a kul olmak, mümin için asıl mutluluk sebebidir. Kulluk şuuruyla Allah'a yönelerek sorumluluklarını yerine getirmek, bu konuda çaba sarf etmek mutluluğun yollarına açar. Burada mutluluk kelimesinden daha çok huzur ve huzurlu olmak kelimesi uygun düşer. Müslüman, “Mutlu musun?” sorusunu nasıl cevaplandırır? Küresel kapitalizmin tüketim kültürünün etkisinde kalan zihinden çıkmış bir sorudur. Mümin mükellefiyetlerini hakkıyla eda ederek, Allah'ın hayata koyduğu ilkelere uygun yaşam sürdürerek tevekkül ve teslimiyetle neticeyi Rabbinden bekler. İnsan, icraatlarında bazen kazançlı bazen de başarısız olabilir, önemli olan Allah'ın rızasını kazanmaktır. Çünkü insanın şer/mutsuzluk olarak gördüğünde hayır veya hayır/mutluluk gördüğü şeyde şer olabilir. Dünya hayatının imtihan olduğunu bilmek “mutluluk” hakkında düşünmeye zorlar. Mutluluk, şartların ne olduğunu değerlendirmeden hep kazanmak ve başarmak mıdır? Yoksa mutluluk, kul hakkına girmekten korkarak kaybetmeyi göze almak mıdır? Mutlu olmak fikriyle yola çıkmak sadece dünyayla ilgili bir durumu kuvvetlendirir. Ama huzurun hem dünya hem de ahireti kapsayan bir anlamı vardır. Dünya ifsat çemberindeyken, Müslümanların içler acısı hali ortadayken mutluluktan nasıl bahsedilir?

Hz. Âdem'in (a.s.) çocukları olarak bizim için asıl vatan cennettir. Dünya sahnesinde cennet yolunun yolcuları olan müminlerin mutluluk tarifi hep cennete ayarlıdır. Cenneti hedef göstermeyen hiçbir duygu ve düşünce mümine mutluluk vermez. Müminin mutluluğu, ruh ve beden olarak varlığını Allah için ayakta tutmaktır. Mutluluk bedenin maddi rahatlığında değil, ruhun aydınlığındadır. Biten, tükenen, yalan olan, boş olan şeyler mutluluk bahşetmez. Biten, kifayetsiz olan kelimelerle mutluluk yazılmaz. Mutluluk ancak bitmez, tükenmez hikmet yüklü kelimelerle, izzet ve ikram sahibi Allah'ın (c.c.) güzel sözleriyle yazılır.

“Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir. Onlar ki, huşu içindedirler. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler. Onlar ki, zekâtı verirler. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (cariyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkiden dolayı) kınanmış değillerdir. Şu hâlde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler. İşte, asıl bunlar varis olacaklardır. (Evet) Firdevs'e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar.” (Müminun, 1-11)

“O gün, ne mal fayda verir ne de evlat. Ancak Allah'a kalb-i selim ile gelenler (o günde fayda bulur).” (Şuara, 88-89)

Hayriye Bican

tefsir dersleri

Yazanlarımız



muvafakat besir

ömer hoca ile röportajlar