I Toplumsal ve küresel kargaşa, kaos, savaş, sömürü, adaletsizlik, ekonomik ve sosyal dengesizlikler, baskılar, zulümler... Dünyamızı sarmış durumda. Bunların müsebbipleri ve mağdurları, bozguncu başı Trump ve onun yavrusu Netanyahu başta olmak...

Malcolm X’in hayatına baktığımızda İslâm’la tanışmadan önceki hayatında kapitalizmin insanı kendi ruhuna yabancılaştırmasının izleri görülebilir. Şu meşhur hikâyeyi bilirsiniz:
“Bir gün Smith ve John adında iki zenci New York sokaklarında dolaşırken bir tabela görürler: "Zenciler beyazlaştırılır. Fiyat 100 dolar." Smith'in 101 doları, John'un ise 99 doları vardır. John, Smith'e: "Sende fazla olan 1 doları bana ver de içeriye birlikte girelim." der. Smith ise: "Önce ben gireyim. Eğer beyazlaşırsam sen de girersin" der ve içeri girer. Az sonra içerden beyaz bir şekilde çıkar Smith. John: "Smith ne kadar beyazlaşmışsın. Şu 1 doları ver de ben de girip beyazlaşayım." der. Smith cevap verir: "Defol buradan pis zenci!"
Amerika’da siyahlar ikinci sınıf muamelesi gördüklerinden Malcolm X siyah olmaktan utanç duyardı. Ancak renginden utanç duyan Malcolm bir suçtan dolayı hapse girip İslâm’la tanışınca artık rengiyle kıvanç duyar. İslâm’ı ırkçılar üzerinden öğrendiği için ona göre siyahlar üstündür. Bu şiarla siyah insanların haklarını savunmaya başlar; ancak onun mücadelesinden rahatsız olanların aleyhinde propaganda yapmaları ve siyah Müslümanların lideri Elijah Muhammed’in ahlâk vaaz etmesine rağmen ahlâksız davranışlarda bulunması, Malcolm’un cemaatten uzaklaşmasına neden olur. Bu arada 13 Nisan-21 Mayıs 1954 tarihlerini kapsayan takriben otuz sekiz günlük bir seyahat onun ilk yurtdışı hicretidir. Bir Müslüman olarak hac farizasını yerine getirir. Mısır, Lübnan, Suudi Arabistan, Nijerya, Gana, Fas, Cezayir bu seyahatin duraklarıdır. Mekke’den yazdığı bir mektupta din hakkında bir soruya cevap verirken şöyle der: “Yolculuğa çıkarsanız dünyanız genişler. Bu değişirsiniz anlamına gelmez, dünyanız genişler. Hiçbir tanrı, hiçbir din, hiçbir şey, bana halkımın bu ülkedeki durumunu unutturamaz. Polislerin davranışlarını unutturamaz. Ta ki bu olumsuz durum bitip ortadan kalkıncaya kadar.” Malcolm’un hacca gitmesi onun siyahların haklarının savunucusu olmaktan vazgeçtiği anlamına gelmez.
Hac vazifesi onun İslâm’a bakışını değiştirir. Artık ırkçılıktan, siyahların üstün olduğu fikrinden vazgeçtiğini ilan eder. "(Hac) ibadetlerinizi bitirdiğinizde, artık (cahiliye döneminde) atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir anma ile Allah'ı anın. İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver." der. Onun ahirette nasibi yoktur." (Bakara, 200) Malcolm artık atalarının üstünlüklerini anlatmaz. Allah’ı anar ve Allah’ın ayetlerini (dili, rengi, cinsiyeti, ırkı…) hedef alanlarla canı pahasına mücadele eder. “Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır.” (Hucurat, 13) Allah’ın ayetlerini rehber edinenler, bir ırka ne düşmanlık edebilir, ne de o ırkı üstünlük sebebi kabul edebilirler. Üstünlük, Allah’ın ayeti olan bir ırkın gasp edilmiş haklarını almak için mücadele etmektir. Kimilerinin yaptığı gibi Malcolm hac dönüşünde dünyadan el etek çekmedi ya da hacca gitmeden önce sahip olduğu cahiliye fikri üzerine devam etmedi. Haccın bir arınma yeri olduğu şuuruyla bütün pisliklerden arındı. Malcolm haccın kendisine kazandırdıklarını şu şekilde ifade etmektedir: “Bütün dürüstlüğümle ve samimiyetimle ifade edeyim ki bütün insanlar için yalnızca özgürlük, adalet, eşitlik istiyorum. Öncelikle ait olduğum insanlar için Afro-Amerikanlılar için çalışacağım. Çünkü bizler herkesten fazla bu haklardan yoksun bırakıldık.” Hakları gasp edilmiş milletler, haklarını savunmak için mücadele ettiklerinde ilk aldıkları tepki milliyetçilik/ırkçılık yaptıkları propagandasıdır. Oysa onlar sadece haklarını savunuyorlar. Çünkü zalime başkaldırmak inançlarının gereğidir. Asıl milliyetçilik/ırkçılık yapanlar onların haklarını savunmayanlardır, savunanlara karşı gelenlerdir.

Şehid Malcolm, ırkçılık denilen cahiliye fikrinin çözümünü de bulmuştur: “Amerika, İslâm’ı anlamak zorunda. Çünkü toplumdan ırk problemini silen tek din İslâm’dır.” İslâm ırkçılığı reddettiği için Malcolm da ırkçılığı reddetmiştir. Ne var ki günümüzde temel haklarını savunan milletlerin yanında yer almaları gereken Müslümanlar, ulusal hakları için mücadele eden insanlara “Hepimiz din kardeşiyiz, bu sorun İslâm kardeşliğiyle çözülür.” demektedir. Amenna! Hepimiz din kardeşiyiz; ancak sistem mücadele eden kişiyi kardeş olarak gören bir sistem değil ki! Kardeşsek eğer verilen mücadelenin yanında yer almak ve bunu ispatlamak gerekmez mi? Denilebilir ki ideolojiler önemli. Hakları için mücadele eden kişiler farklı inanç ve ideolojilere sahip olabilirler. Bu durum bizim mücadeleden vazgeçmemizi, sorunu görmezlikten gelmemizi mi gerektirir?
Malcolm X mücadele vermeden önce de siyahların hakları için mücadele veren kişiler/gruplar vardı. Bunlardan biri de pasif direnişi ilke edinen Martin Luther King’in mücadelesiydi; ancak Malcolm bu metodun (pasif direnişin) bir çözüm getiremeyeceğini ifade ediyordu. Bu sefer siyahların hakları için kendi mücadele metodunu geliştirdi. Sessizce köşesine çekilip beklemedi.
Siyah insanların aşağılandığı sömürgeci bir devlet olan Amerika’da siyahlar için mücadele veren Malcolm, gazetecilerin hac dönüşünde beyazların çalışmalarında yer alıp almayacağı sorularına şu cevabı vermiştir: “Bağımsızlık mücadelesine katılan siyah-beyazın bir arada olduğu grupların göze çarpan özellikleri uysallıkları olagelmiştir. Siyahların yararlanacağı her harekete beyazlar şiddet karşıtı, uysal bir yaklaşım kazandırıyorlar. Siyah halkın tereddütte kalmasının sebebi budur. Hâlihazırda dövüşmeye hazır gruplar içine beyazların karışmadığı, entegre olmadığı gruplardır bunlar. Söyleyeceğimiz şey; yeteri kadar beklediğimizi sanıyoruz. Oturup, ağlayıp, dua edip dilenerek kayda değer bir sonuç alabileceğimize inanmıyoruz.” Ayrıca beyaz adamdan beklentilerini de şöyle ifade etmiştir: “Afrika ülkelerine yaptığım gezi bütün insanların -siyah ya da beyaz- birleşmelerinin ne kadar önemli olduğun gösterdi bana. Fakat böyle bir birliğe ulaşmanın yolu da önce siyahların bir birlik oluşturmasından geçiyor. O yardım etmek isteyen beyazlar da mücadeleye katılıp mücadeleyi yönetmekle yardım edemezler bize, geçmişte denedikleri gibi. Eğer beyaz adam siyah halkın özgür olmasına gerçekten ilgi duyuyorsa onun bize koltuk değneği vermesi gerekmez. Siyah adam nasıl özgür olabileceğini gördü. Beyaz adam samimi ise siyahların verdiği her kararı desteklesin yeter.”
Malcolm hakları gasp edilmiş milleti için mücadele ederken pasif bir yöntemi benimsemiyordu. Eğer sonuca ulaşmak isteniyorsa oturmak yerine eylem halinde olmak gerektiğini belirtiyordu. Amerika’da anayasal hakları için mücadele ederken Pan-Afrikanizm’in çatısı altında bütün Afrikalılarla kültür ve düşünce birliği kurmaya da gayret eden Malcolm’un kurduğu Afro-Amerikan Birliği’nin mücadelesini duyurmak ve atalarının gelmiş olduğu Afrika’daki ırkdaşlarına sorunun büyüklüğünü anlatmak için çeşitli yolculuklar yapmıştır. “Müslüman dünya, insan haklarımızın çiğnenmekte olduğunu görünce bizimle ilgilenmek mecburiyetinde hissediyor kendini. Burada (Afrika’da), 22 milyon Amerikalı siyah, Afrikalının kayıp kardeşleri olarak kabul ediliyor. Halkımız Amerika’daki kötü durumumuzla yakında ilgileniyor. Özgürlük mücadelemizi her açıdan inceliyor. Batı’nın propagandasının aksine Afrikalı kardeşlerimiz bizleri seviyorlar, uzun uykumuzdan uyanıp onları sevmeye başladığımızı öğrendikleri için seviniyor.”
Malcolm X, Afrika’ya ve Müslüman ülkelere yaptığı ziyaretlerde edindiği izlenimi şu cümlelerle ifade etmiştir: “Amerikalı Müslüman militan Malcolm X olduğumu duyar duymaz hemen muhabbet gösteriyorlar. Afrikalılar genelde, Müslümanlar ise kısmen militanlığı çok seviyorlar.”
Hem Afrikalı hem de Müslüman olan Malcolm’un militanlığı bu kadar sevmesinin herhalde başka izahı olamaz. Aslında bu sözlerini şu şekilde de yorumlamak mümkündür: Emperyalizme, sömürgeye en fazla maruz kalan coğrafya Afrika’dır ki kıtanın büyük bir kısmı Müslümanlardan oluşmaktadır. Bu sebeple sömürüye karşı en fazla mücadele eden Afrikalılar bunun için militan olmayı çok seviyorlar. Sömürgeleştirilen, işgal edilen diğer yerlerin büyük kısmı ise yine Müslümanların yaşadığı diğer coğrafyalardır.
Malcolm; aşırı ırkçılıkla suçlandıklarını ve bununla itham edildiklerini, bunu da sömürü sisteminin kendini haklı çıkarmak için yaptığını söylemektedir. Yine Malcolm şiddete başvurduğu konusunda eleştiriliyor. Hâlbuki Malcolm’un başvurduğu şiddet, kurucu şiddettir. Yani siyahlara uygulanan şiddete, misliyle karşılık vermek. Şiddetin ilki siyahlardan gelmedi. Beyazlar şiddet uyguladığı için Malcolm meşru müdafaa hakkı olarak şiddeti kullanmayı tercih etti. Bu konuda da şöyle demektedir: “Hayal kırıklığı ve umutsuzluk gençlerimizi dönüşü mümkün olmayan bir noktaya getirdi. Sabretmeye öteki yanağımızı dönmeye tahammülümüz kalmıyor artık. Hangi araçlarla olursa olsun kendimizi savunma hakkımızı beyan ediyor, ırkçı zalimlere karşı maksimum misilleme hakkımızı -kim ne derse desin- saklı tutuyoruz. Bundan böyle her ne şekilde öleceksek (bilinsin ki) dövüşerek öleceğiz ve yalnızca biz ölmeyeceğiz, ırkçı zalimlerin de ölümü tatmaları taraftarıyız.”
AHMET BAHRİ DERYA