Yeni Türkiye’de Cemaatlerin Yeri-1

Türkiye’nin içeride yapısal olarak, dışarıda da vizyon ve dış politika olarak değiştiği ve yeni veçheye büründüğü inkarı mümkün olmayan bir vakıadır. Bu yeni ahvalin neye işaret ettiği ve neye denk düştüğünü biraz kurcalamak niyetindeyim.

Türkiye’nin değişim ve dönüşümü yüzde yüz doğrudur veya yanlıştır demekten öte anlamak gerekecektir.

Türkiye, kendi başına ve tüm dünyaya rağmen öz gücüne güvenerek ve dayanarak bir değişim içinde değildir. Bu değişimi dünyadaki değişim ve dönüşüme uyarak, arkasına bu rüzgârı alarak, bundan yararlanarak yapmaktadır.

 

Değişmekte olan bu hal, sadece AKP iktidarının isteği ve düşüncesidir demek de doğru değildir. Bunu böyle kabul etmek Türkiye’nin yapısını bilememektir. Türkiye devleti, inkâr etse de kurum ve kuruluşlarıyla, devlet refleksiyle, dünya siyasetiyle Osmanlı’nın devamıdır. Cumhuriyetle başlayan inkıta geçici ve suratadır. Bu surata oluş, yeni ahvale yol veriyor, Türkiye devleti, eğer Osmanlı’yı zihnen ve tüm geçmiş devlet tecrübesini inkar etseydi, bugünkü değişim ve dönüşüme müsaade etmezdi. Bundan sonraki gelişmeler de bu minval üzere olacaktır. Türk geleneğinde asıl olan devlettir, devlet uygun görürse, din düşmanı olur, aynı devlet yine uygun görürse şeriatçı olur. Din düşmanlığı da şeriatçılığı da suratadır. Bundan sonraki değişim ve dönüşümler de surata olacaktır.

Türkiye, küreselleşen dünyada küresel/ümmetçi bir anlayışla dönüşümü sağlamak istiyor. Yeni durumdan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Eski dünyanın kafa yapısıyla hareket edenler yeni değişimi anlayamazlar. Anlayamadıkları için de ne ülkeye getireceği faydayı ne de ülkeyi sürükleyeceği badireleri kestirebilirler. Ya topyekun kabul ederler balıklamasına atlarlar veya topyekun karşı çıkarlar gözü kapalı şekilde.

Yeni durumalışta (durumalışı konjonktür anlamında Türkçe olarak kullanıyorum anlayamayan bazı zevat bundan sebep bana güzel Türkçemiz dururken niye bu kelimeyi kullanıyor diye tenkit etmişler, sağ olsunlar.) devletin kendini yeniden dizayn etmeye başladığı bu dönemde cemaatler de yeni bir konum almaları ve ona göre kendilerine cedid yol, yöntem çizerek hareket etmeleri mi daha hayırlı ve verimli olur, yoksa olduğu gibi kalarak ısrarla mevcut işleyiş biçimlerini sürdürmeleri mi daha hayırlı ve ümmet menfaatine uygundur.

İslâmî mücadele içinde yaşadığımız zaman ve zeminden bağımsız değildir. Zaman ve zemini şekillendirenler sadece Müslümanlar değil, elan dünya süper güçleri değişim ve dönüşümün baş aktörleridir. İslâmcılar da kendi ülkelerinde baş aktör değildirler, ülkenin esas siyasetini belirleyenler, dünya güç odakların doğrultusunda yürüyerek yeni ahvalde hüküm icra ediyorlar.

Böylesi değişken ve her gün bir yerlere sürüklenen dünya kamuoyu da hakim güçlerin etkisi ile hareket ediyor.

Cemaatler yeni yol ayırımındadırlar; kendileri kalarak mücadele etme istekleri, esas olandır, bu istek çağı anlama ve çağın dilini kullanmayı yok sayma noktasına gelirse devre dışı kalma riskleri var. Buna karşı küçülerek de olsa kendileri kalma ve kendilerini muhafaza etme imkanları olabilir. Böylesi durumlarda itidali muhafaza etme güçleşir, insanlar daha hırçınlaşır ve iç ihtilaflara daha çok yönelirler. Negatif bakmayı esas alırlar, bir tarafa yönelmeyen objektif değerlendirmelerin sonucunu beklemeden hemen tepki gösterirler, iç işleyişe ket vururlar. Tenkitleri içe yöneliktir, gündemleri Müslümanların iç problemleridir, dışa yönelmeyi erken bulurlar. Sofilerin nefis muhasebesi benzeri sonu gelmeyen cemaat içi muhasebelerle hayatlarını geçirirler. Hızını alamayanlar tarihe gider oradaki yanlışları bayraklaştırarak İslâmiliklerinin sahihliğini isbata yeltenirler.

Toplumdan kopmayı bir meziyet ve kendi duruşlarının gerçekliğine şahit olarak gösterirler. Suçu hep dışarıda ve başkalarında ararlar, yaptıkları en büyük iş başkalarının yanlışlarını tayin ve tesbit etmektir.

Cemaatler eğer kendi yaptıklarında ısrar eder ve çağı da anlayarak, çağın dilini kullanarak mücadele edebilirlerse hayatiyetlerini sürdürebilirler. Bu hal, ilk bakışta sapma veya uzlaşma intibaını verebilir, gevşeme ve alan kayması olarak anlaşılabilir, cemaatin yön değiştirmesi diye adlandırılabilir, aslında öyle bir sapma, kayma, uzlaşma yoktur. Buna inananlar, naslara bağlılıkta ve yeni dili kullanmakta, ısrarla ve samimiyetle üzerinde dururlarsa ve kendilerini izah edebilirlerse ümmet için faydalar sağlayabilir ve gelecek nesillere de bir kapı aralanır.

Eğer cemaatler yeni ahvali olduğu gibi kabul ederlerse, ilk bakışta göz kamaştırıcı başarı elde edebilirler, görece başarı elde edebilirler, cemaat mensupları çoğalabilir, makam mevkiler elde edebilirler, dünya Müslümanları tarafından da alkışlanabilirler. Mevzii faydalar da sağlayabilirler.

Bunu yapanlar, yerli ve yabancı güçlerin neler yapabileceğini hesaplamakta yanıldıklarını görecekler.

Türkiye Cumhuriyeti oturdukça, işleyiş düzeldikçe mevcut cemaat işleyiş biçimlerine ihtiyaç azalır. Oturduğu sanılan veya oturmakta olan devlet yapılanmasında yeni sıkıntılar ve açmazlar ortaya çıkar, çıkabilir değil çıkar. Çünkü dünyadaki rejimler insanlığın temel ihtiyaçlarını yerine getirmekten, hatta tesbit etmekten bile uzaktır. Fıtrata aykırı işleyen zihinler ve bu zihinlerin ürettiği çareler her zaman eksik kalmaya mahkumdurlar. Nisbî iyileşmeler daima geçicidir ve beraberinde yeni çare arayışlarını getirir. Bu arayışlar sistem içi arayışlar değil, sistemin alternatifi arayışlardır.

Cemaatler bunu fark eder, çalışma tarzlarında, modern dünyayı anlama, zayıf ve güçlü yanlarını keşfetme, insanlığı sürüklediği uçurumu fehmetme, natüvan olan insanın takatinin sınırlarını bilme hususlarında, objektif davranabilirlerse yenidünyayla hem iletişim kurabilirler hem de hesaplaşabilirler. İletişim kurmadan hesaplaşma sadece yıkıma vesile olur inşaya ve ihyaya vesile olmaz.

Cemaatler ihya ve inşayı mı esas alacaklar yoksa imha ve yıkmayı mı esas alacaklar? Tüm toplumsal yapılanmalar ıslah için çalıştığını iddia eder, kimileri bozgunculuklarına ıslah der, gerçek ıslahı bozgunculuk sayar. Bazı yapılanmalar da hakiki manada ıslah ve inşa işini yürütür. Bunun hayattaki karşılığı; dünyanın yeni siyasetini, toplumların yapısını, fertlerin psikolojisini/fıtratını iyi tahlil etmek ve bunları göz önünde bulundurarak nasıl düzelteceğine dair kanaat serdetmeye bağlıdır. Tayin ve tesbitteki isabet çare üretmekteki isabeti belirler. Yanlış tesbitten doğru çare çıkmaz.

Biz inanıyoruz ki; her şeyi yaratan Allah (c.c.), toplumları da yaratmış ve onların nasıl ıslah ve inşa edileceğini Kur’an’da beyan etmiş ve sünnet bunun pratiğini göstermiştir. Mesela; “Onlara: İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin, denildiği vakit "Biz hiç, sefihlerin (akılsız ve ahmak kişilerin) iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, sefihler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler (veya bilmezlikten gelirler).” (Bakara 12) ayetinde sefihliğin ve sapmanın kaynağının imandan uzaklaşmak olduğu net beyan edilir.


Sürecek…

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız