Bir önceki yazımda değindiğim dershaneler hakkındaki düşüncelerime devam edeceğim, ancak son operasyonlara da kısaca değinmek istiyorum.
Her türlü kirliliğe ve gayr-i meşru kazanca karşı olduğumu beyan etmek isterim. Rüşvetin, haksız kazancın, kayırmacılığın her türlüsü yanlıştır ve mücadele etmeyi gerektirir. Hiçbir gerekçe kirli işleri ve ilişkileri örtmeye engel olmamalıdır. Hatta kanuni olan bazı şüpheli işler bile hoş karşılanmamalıdır.
Temiz toplum, şeffaf idare, denetlenebilir bir yapı insanımızın özlediği ve bir türlü rayına oturamayan beklentilerdir.
Siyasi istikrar, ülkenin gelişmişlik düzeyi, uluslararası kurum ve kuruluşlarda ülke menfaatini savunmak gibi konular devletin vazifeleridir. Devlet ricali hem bunları sağlayacak hem de ahlâk, erdem ve tarihi bağları da hesaba katarak hareket etmek durumundadır.
Bunun birinci sorumlusu hükümettir, devlet aklı ile cemaat aklı ve sivil toplum aklı aynı olmamalıdır. Ne yazık ki şu an Türkiye’de bazı üniformalı sivil toplum kuruluşları devletin âli menfaatleri ve ülkenin gelecek korkusu adına hükümetin attığı erdemli bazı icraatlarından endişe ediyorlar. Ülke böyle giderse dünyada yalnızlaşacak, batıdan, ABD’den, AB’den, İsrail’den kopacak ve bu beynelmilel güçler bize cephe alırlarsa büyük sıkıntılar çekeceğiz.
Bu tür endişeleri taşıyanların başında Fethullah Gülen hareketi gelmektedir. Operasyonda ne kadar parmağı var bilinmez, ama ilişkisi olduğu inkar edilemez. Haklı bir gerekçeye dayanarak operasyon yapılıyor, insanımızın hassas olduğu ve anlaşılan bu hususta hükümetin hepsi de pirüpak değil, pis ve kirli kokular da var. Ama Gülen takımının savundukları bunlardan daha beter ve çirkin işlerdir.
Bugüne kadar izledikleri yol-yöntem ve hükümete, hükümet üzerinden İslâmcılara karşı kullandıkları taktik ve uyguladıkları tarz çok da dürüst, ahlâki ve hakkaniyete riayet edilerek yapıldığı söylenemez.
Gülen hareketini adına kalem oynatanlar, kelam edenler kendi tarihçe-yi hayatlarında bu denli hırçın, kızgın, saldırgan ve dengesiz davrandıkları görülmemiştir. Acaba bu kızgınlıkların sebebi nedir?
Türkiye’nin ABD’ye, AB’ye, İsrail’e karşı dik duruşuna mebni olduğu izlenimi, emareleri var. Hükümetle ilişkilerin bozulması dershaneler hakkında almak istenen karar değildir. O karar da bir vesile, bir bahane sığınabilecekleri bir dayanak olarak görünüyor.
İslâmcıları daha önce devlete karşı olduğu için eleştiriyorlardı bugün de devletle iş tutmakla eleştiriyorlar. Ne adına İslâmcıları eleştiriyor, İslâm adına mı, yoksa ABD-İsrail hattına verdikleri zarar adına mı?
İslâmcıların bir kısmı belki hükümetle iş tutuyor olabilirler tüm İslâmcıları böyle suçlamak da yanlıştır. Acaba bu ülkede sadece kendileri mi ülke için çalışacak, ülkenin geleceği için hazırlık yapma hakkına sahiptir. İslâmcıların ülke geleceği için, insanlık için, gelecekte kurulacak adil bir dünya için çalışma ve iş yapma hakları yok mudur?
Diyelim İslâmcılar hükümetle-devletle iş tuttu bunu da kötü bir iş olarak kabul edelim. Kendilerinin kimlerle iş tuttuklarını açıklama cüretleri ve o denli şeffaflıkları ve cesaretleri var mıdır? ABD ile AB ile gizli sırlı kurum-kuruluşlarla müphem şüpheli işler çevirmek daha doğru ve ülke menfaatine midir?
İsrail adına, ABD adına ülke insanını suçlamak acaba vicdanları sızlatmıyor mu?