Dershaneler-1

Dershane ve etüt merkezleri hakkında hükümetin aldığı “ortamı hazırlayarak tedrici bir şekilde kapatma kararı” etrafında fırtınalar estirmenin, kıyamet koparmanın esas nedenine inmeden sadece dershane ile sınırlı kalarak değerlendirmek sanırım eksik kalır.

Her devlet ve her hükümet istediği insan tipini yetiştirmek için milli eğitim veya eğitim programını günün şartlarına göre uyarlamak hakkına sahiptir. Devlet olmak, hiçbir şeye karışmamak anlamına özelleştirme anlaşılıyorsa bu külliyen sakattır.

Özelleştirme umumi planın bir parçası ise anlam kazanabilir. Maalesef AKP’nin özelleştirme umumi planının ne olduğu hususu çok sarihtir diyemeyiz.

Mevcut hükümetin cesur adımlarından yararlanarak Türkiye’yi aşan isteklerde bulunma, özelleştirme ve şahsi teşebbüsü, içeride yarı bağımsız bir derebeylik diye anlama aklını anlamak da hayli zor.

Gülen Hareketi, Türkiye içerisinde, yetkileri çok ama mesuliyeti yok bir konum istiyor. Dershane yaygarasına bu zaviyeden de bakılabilir.

Türkiye’de sadece “Gülen Hareketi”nin dershaneleri yok, daha başka kesimlerin- Nurcuların diğer kesimlerin de- dershaneleri ve etüt merkezleri var, ama ne hikmetse sanki sadece ve sadece adı geçen hareketin dershaneleri var ve onlara yönelik bir kast-ı mahsusa ile alınmış bir karar olarak takdim edilmek isteniyor. Türkiye, kadim ve müzmin problemleriyle uğraşırken bir de bu mesele çok mühim bir hadiseymiş gibi öne çıkarıldı ve onun üzerinden siyaset yapılarak diğer meseleler tali dereceye indirildi.


Dershanelerden önce “Fethullah Gülen Hareketi”nin, İslâm anlayışı, Türkçülük anlayışı, örgütlenme anlayışı, devlet anlayışı, insan ve insanlık anlayışı, dost- düşman anlayışı, kader anlayışı… hakkında sarih ve açık bir kanaat sahibi olmak gerekir. Bu yapılmadan, sağlanmadan yapılan değerlendirmeler - lehte veya aleyhte olması fark etmez- tam yerini bulamaz.

Bir iki konudaki anlayışına değineceğim. Birincisi Türklük/Türkçülük anlayışıdır.

O, kendini bir Türk milliyetçisi olarak görür, Türklük anlayışı kültürel değil etnik esasa dayanır. Kendi ifadesi ile; Said Nursi’yi kabullenmekte zorlanmıştır, sebebi Üstad Said Nursi’nin Kürt oluşudur. Ülkücüleri diğer İslâmî gruplara göre kendine daima daha yakın hissetmiştir. Kürt diye bir ırkın olmadığını savunurdu, ben buna şahidim, gerekirse açıklarım. Kürtçe’yi Türkçe’nin bir şivesi olarak kabul ederdi, di diyorum elan artık öyle değil. “Dünya TV” ile Kürtçe yayın yapmaktadır. İlerleme kaydetmiş maşallah.

İki örnekle bu konuyu kapatacağım; birincisi: kendisiyle yapılan bir söyleşide, Kuzey Irak’ta neden okul açtığı sorulmuştu verdiği cevapta: Bana verilen malumata göre, oradaki Türkmenleri Kürtler asimile ediyorlar ben buna seyirci kalamam olmuştu. İkinci örnek Azerbaycan Rusya’dan kopmaya başlayınca alfabe arayışına girmişti, Latince’yi mi, İslâm/Arap alfabesini kullanalım diye arayış içindeyken kendisine sorulmuş, fikri alınmak istenmiş o da; Latin alfabesini önermiş. Gerekçelendirirken bu düşüncesini; eğer İslâm/Arap alfabesi kabul edilirse, ya Suud selefiliği veya İran Şiiliği orada hâkim olur bu yanlıştır. Türk dünyasının birleşmesi lazım onun da sağlanması ancak Latin alfabesiyle olur.

Kendini modern anlamda Ahmet Yesevi kabul eder.

Diğer bir konu İslâm anlayışıdır. Fethullah Gülen’e göre İslâm son Türk devletinin manevi yönünü temsil eder, onu besler. Bunun için İslâm’ın ırkları dönüştürme, diğer kavimlerle uhuvvet peyda etme, dünya Müslümanlarını bir araya getirerek bir ümmet oluşturma gibi konular, Gülen’e göre çok muteber düşünceler değildir. Uluslararası bir İslâm dayanışması ancak Türklerin önderliğinde ve Türk-İslâm anlayışıyla mümkündür. Türk-İslâm anlayışında Osmanlı’nın cengaver ve cihad ruhu da yoktur. Ona göre bugünün cihadı Nurculuğun, sisteme kafa tutma ve cihanşümul anlayışından sıyrılmış uluslararası arenada dünya sistemiyle uyumlu ve ona bağlı bir Türk-İslâm sentezidir.

Dünya hakim güçlerini rahatsız edecek her hareket provokatör ve aceleci, zamanı gelmemiş, zamanın ruhunu kavramamış nevzuhur bir harekettir, diye inanır.

Sürecek….

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız