''NEREYE GİDİYORUZ'' KONFERANSI

Derneğimizin değerli hocalarından M. Beşir Eryarsoy tarafından “Nereye Gidiyoruz” başlıklı konferans 27 Ocak Pazar günü saat 13.00’de Ali Emiri Kültür Merkezi’nde yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.

Behram Çavuş imamı Rüştü İzgöer Hocaefendi’nin Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan program dernek başkanımız Kâzım Sağlam’ın yaptığı açılış konuşmasıyla devam etti. 

“Nereye Gidiyoruz” konusuna alt yapı olarak İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan bahsetmek gerektiğini değinen Kâzım Sağlam, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumla alakalı iki farklı bakış açısının olduğunu söyledi. Birinci bakış açısına göre İslam dünyası işgal altında. Filistin, Irak, Afganistan ve diğerleri. Bu işgalle birlikte bizi bağlı bulunduğumuz değerlerden koparıp kendilerine benzetmeye çalışıyorlar. Bu bakış açısı, ümmetin iyi gitmediğini öngören kötümser bir bakış açısıdır. İkinci bakış açısına göre ümmet toplanma sürecine girmiştir. Yüz yıl öncesine kıyasla ümmet daha diridir ve ölü toprağını üzerinden atmıştır. Yüz yıllık bir sürecin ülkeler tarihi içerisinde çok uzun bir süre olmadığını belirten Kâzım Sağlam kendisinin de birincisine göre daha iyimser olan bu bakış açısını tercih ettiğini ifade etti. İslam ümmeti bir toparlanma sürecindedir ve burada asıl olan mevcut durumdan rahatsız olan Müslümanların durumudur. Arap Baharı, bu toparlanma sürecinin dışa vurulmuş halidir ve bu sürecin altında farklı bir neden aranmamalıdır. Ümmetin kendine geliş sürecinde yerellik, ulusçuluk, demokrasi gibi birtakım yanlışlar yapması muhtemeldir ama gelecek adına İslam ümmeti adına her daim ümitvarız. Medeniyet Derneği olarak başta Suriye Direnişi olmak üzere Afganistan, Irak, Çeçenistan, Mali ve Filistin’deki emperyalizme ve işbirlikçi yerel düzenlere karşı yürütülen direnişin yanındayız.


Açılış konuşmasının ardından konferansa geçildi. Muhasebe içerikli bir sunumun yapıldığı konferansta “Nereye gidiyoruz” sorusunun öznesinin tüm insanlık olmasına rağmen her insan, fert fert bu soruyu kendisine sorması gerektiği ifade edildi. Ama Kur’an-ı Kerim, insanların ekseriyetinin düşünmeyen, akletmeyen, şirk koşan kişiler olduğunu haber veriyor. Bizler çoğunluğu hesaba katmadan bu soruyu gündemimize getirmek için vakit kaybetmeden işe sarılmalıyız. Her bir Müslüman bu soruyu sorup cevap vermek mecburiyetindedir.
Bu soruya cevap vermek üzere insanlık tarihinde üç kurum oluşmuştur:
1. Bilim
2. Felsefe
3. Din
Bilim ve felsefe bu sorulara yeteri kadar cevap veremediği için bu fıtri sorulara cevap verme kudretinde olan kurum sadece dindir.
"Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Mü’minun, 115)
Öyleyse, Allah'a doğru (yönelip, şirkten ve bozulmalardan) kaçın. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum. (Zariyat, 50)

Allah ile beraber başka bir ilah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten sizi, O'ndan yana açıkça uyarıyorum. (Zariyat, 51)

Düşünen insanlar, göklerle yerin yaratılışı üzerinde tefekkür eder, bunun sonucunda bunları yaratanın var olduğu neticesine varır ve bunları kalplerinde kesin bir iman olarak yerleştirirler. Rableriyle, evrenle ve diğer insanlarla her türlü ilişkilerini ancak O’nun istediği gibi düzenlemeye azami ölçüde gayret gösterirler.
Şüphesiz ölüm ve hayat, insanın karşı karşıya bulunduğu gerçeklerin en büyüklerinden ve en önemlilerindendir. Ölüm ve hayatın varlığının hikmeti ne olablir? Kur’an şöyle buyurmaktadır:
“Bütün mülk elinde bulunanın şanı ne yücedir ve O, her şeye gücü yetendir. O hanginizin daha güzel amelde bulunacağını denemek üzere ölümü ve hayatı yaratandır. O Aziz’dir, Gafûr’dur.” (Mülk, 1-2)
Hayat ve ölüm dahil, her şey, kudreti sonsuz Yüce Allah’ın elindedir. O, dünyada ölüm ile neticelenen fani hayatı ve ölüm ile başlayan ebedi hayatı yaratandır. Bunu yaratmadaki hikmeti de insanları amelleriyle sınamaktır. Bize yakıştırdığı amel ise güzel ameldir.
İnsanoğlunun başıboş yaratılmaması, hayatta izlemesi gereken bir yol bulunduğu ve bu dünya hayatından sonra yaptıklarının karşılığını görmek üzere tekrara yaratılacağı anlamına gelir. O halde insanoğlunun en önemli meselesi, “mümkün olduğu kadar güzel amel işleyerek hayat sınavını başarı ile bitirmektir.”
Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et. (Hicr, 97-98)
Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir; şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. Hiç O'nun adaşı olan birini biliyor musun? (Meryam, 65)

Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı davran. Biz senden rızık istemiyoruz, biz sana rızık veriyoruz. Sonuç da takvanındır. (Ta-ha, 132)
Bu hayat sınavını başarı ile bitirmenin anahtarı ise tevhidi esas alan İslam şeriatının bireysel, toplumsal, siyasal, ekonomik, hukuki ve ahlaki alanlardaki, Allah ile evren ile ilişkilerimizin tümündeki ve değerler alemindeki bütün gereklerini yerine getirmek için kesintisiz bir cehd ve cihad içerisinde bulunmaktır.
Konferansta dünyevileşmeye karşı Müslümanların dikkatli olması gerektiği vurgusu da yapıldı. Çünkü Rasulullah (as)’ın ümmeti için en korktuğu şeylerden birisi de dünyanın önlerine serilmesi ve Müslümanların bunları elde etmek için birbiriyle yarışacak olmasıdır.
El-Misver Ibnu Mhreme (ra)'ye Amr Ibnu Avf (ra) şunu anlatmıştır: "Rasulullah (as) Ebu Ubeyde (ra)'yi Bahreyn'e, oranın cizyesin getirmek üzere yolladı. Mallarla dönünce Ensar geldiğini işitti. Sabah namazını Hz. Peygamber (as)'le kıldılar. Namaz bitince, Rasulullah (as)'in etrafını sardılar. Rasulullah (as) tebessüm buyurdular ve:"Öyle zannediyorum, Ebu Ubeyde'nin bir şeyler getirdiğini işittiniz" dedi. Hep birlikte: "Evet!" dediler. Bunun üzerine şunları söyledi:
"Öyleyse sevinin ve sizi sevindiren şeyi ümit edin. Allah'a yemin olsun, sizler için fakirlikten korkmuyorum. Ben size dünyanın genişlemesinden korkuyorum. Sizden öncekilere dünya genişlemişti de hemen dünya için birbirleriyle boğuşmaya başladılar ve helak oldular. Genişleyen dünyanın onlar gibi sizi de helak etmesinde korkuyorum."
Buhari Rikak 7, Cizye 1, Megazi 11; Muslim, Zuhd 6, (2961); Tirmizi, Kiyamet 29, (2464).
O halde Müslümanlar olarak Allah Rasulu’nun bizden sakındırdığı, dikkat etmemizi söylediği dünyevileşmeye karşı dikkatli olmalıyız. Bu, diğer insanlara muhtaç olacak şekilde yaşayalım manasına da gelmemelidir. Dünyayı ahretimizin tarlası olarak görmeli, ahiretten kopuk bir dünya yaşantısına meyletmemeliyiz.
Güncele takılmadan ama günün gereklerine cevap veren, ayet ve hadislerle “Nereye Gidiyoruz?” sorusunun cevabının arandığı konferans iki saatlik sürenin ardından sona erdi.

tefsir dersi 2020

Yazanlarımız