
Derneğimizin değerli hocalarından eğitimci-yazar Ömer Küçükağa’nın sunumunu yaptığı “Müslüman’ın Öncelikleri” konulu konferansımız Samandıra Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başlayan,
Celal Görgün Hoca’nın açılış konuşmasıyla devam eden programda öne çıkan hususları şu şekliyle özetlememiz mümkün:
Kişinin sahip olduğu ve önem verdiği değerler, bu değerler çerçevesinde gerçekleştirmeyi istediği hedefler kişinin önceliklerini oluşturur. Değerlerin önemini yitirmesi ya da değerlerin değişmesi, önceliğinin değişmesine de neden olur. İşte bu noktada İslami ve insani değerlerin öneminin gerektiği gibi kavranamamasından dolayı tüm insanlık önceliklerini belirleme hususunda bir kargaşa içerisindedir.
Allah’a kulluk vazifesine ve Allah’ın dinini yeryüzünde hakim kılma sorumluluğuna sahip Müslüman birey önceliklerini vahiyden alarak belirlemek durumundadır.Çünkü Müslüman’ın önceliklerini, Allah’ın ve Onun Rasulünün önem verdiği ve bundan dolayı öncelediği meseleler oluşturur. Rasulullah’ın neyi öncelediğini Muaz bin Cebel (ra)’i Yemen’e vali gönderirken ona yapmasını emrettiği hadiste buluyoruz. Allah Rasulü (sav) şöyle diyordu Muaz’a “Ey Muaz, sen Ehl-i Kitap’tan bir kavimle karşılaşacaksın. Onların yanına vardığında, önce onları Allah’tan başka ilah olmadığını, Muhammed’in Allah’ın Resûl’ü ol¬duğunu tasdike davet et. Eğer bunu kabul ederlerse, onlara, Allah’ın beş vakit namazı farz kıldığını haber ver. Bunu da yaptıkları takdirde, Allah’ın, zenginler¬den alınarak fakirlere verilen zekâtı emrettiğini bildir. Bunu da benimserlerse, zekât alırken sakın malların en iyilerini seçme! Mazlumun âhını almaktan çe¬kin; çünkü onun âhı ile Allah arasında hiçbir engel yoktur!” Bu hadis müslümanın önceliğinden ziyade tüm insanların önem vermesi ve öncelemesi gerektiği bir meseleyi haber vermektedir bizlere. Bu tevhiddir, Allah’tan başka ilah olmadığına inanmak ve Hz. Muhammed (sav)’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmektir. Tevhid, dinin esasını oluşturması dolayısıyla en büyük öneme ve önceliğe sahiptir. Bu hadis aynı zamanda dinlerarası diyalogculara da bir reddiyedir. Çünkü Muaz (ra)’a emredilen, dinler arasında diyalog diyerek ehl-i kitapla bir akide pazarlığına girmek değil, kurtuluşun yalnızca hak ve dosdoğru din olan İslam’da olduğunu haber vererek, onları Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed(as)’in Allah’ın Rasulü olduğuna inanmaya çağırmaktır.
Vahyin nüzul sırası Müslüman’ın önceliklerini belirlemede kıstastır. Bundan dolayı ilk inen ayetler üzerinde durmak gerekir. Alak, Müzzemmil ve Müddesir surelerine ve tam olarak inen ilk sure olan Fatiha Suresine bakmamız gerekir. Bu ayetler, cahiliye üzerine gelen ve cahiliyeyi değiştiren ayetlerdir. Genel olarak baktığımızda inen ilk ayetlerde yapılan vurgunun hep tevhide olduğunu görürüz. Alak Suresinde “Yaratan Rabbin adıyla oku” ayeti bize tevhidin esası olan rububiyet tevhidini anlatır ve yaratan Allah, hüküm koyan da Allah’tır, der ve bizlere şaşmaz ve doğru bilginin tek kaynağının yüce Allah olduğunu bildirir. Alak Suresi’nde yapılan Rabbi’nin adıyla oku çağrısı, Müzzemmil suresinde “Ey örtüsüne bürünen, Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk (…) Kur'an'ı belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.” şekliyle yer alır. O halde Müslüman önceliklerini belirlerken Kur’an’dan ayrılmayacak, Kur’an’la beslenip onunla eşyayı, kainatı ve olayları okuyacaktır. O halde Müslümanın önceliğini Allah’a ve Rasulüne imandan sonra, sahih İslami kaynaklardan bilgilenmek oluşturur. Vahyin bilgisiyle kuşanan Müslüman kalkıp uyarma sorumluluğuna sahiptir, bu ise ağır bir yüktür. Bu ağır yüke Müslümanlar gece namazına kalkarak hazırlanmalıdır. Eskiler buna önem vererek gündüzü oruçlu, geceyi ise ibadetle geçirmek manasında “gece kaim, gündüz saim” şekliyle ifade etmişlerdir. Hasan el Benna “gece abid, gündüz mücahid” der ve iyi bir mücahid olmanın koşulunu geceleri ihya etmeye bağlar.
Allah’ın kendisini yeryüzünde İslam’ı hakim kılmakla sorumlu tuttuğu Müslüman birey, ibadetleriyle, zikriyle ayette geçtiği şekliyle doğunun ve batının rabbi olan Allah’a yönelerek ve sadece O’nu vekil edinerek bu ağır yüke hazırlanmalıdır.
Gelmekte olan Ramazan ayında Kur’an’la olan bağımızı daha da güçlendirmeli ve gündüzünde oruçla, gecesinde ibadetlerle, mümkünse son günlerde itikafa girerek Allah’a olan kulluk vazifemize ve yeryüzünde İslam’ı hakim kılma sorumluluğumuza kendimizi daha iyi bir şekilde hazırlamalıyız.