ATEŞİN KAVURDUĞU 301 OCAK VE AİLE SEMPOZYUMU
Medeniyet Yöneticisi · 27.05.2014 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet Vakfı'nın düzenlediği ''Aile Sempozyumu''nun tebliğcilerinden Yenişafak gazetesi yazarı Yasin Aktay bugünkü köşe yazısında Soma'daki elim kazada ocağına ateş düşen aileleri ele alıyor ve aile sempozyumuna dair notları bizlere aktarıyor: Ankara'da Medeniyet Vakfı'nın önceden planlanmış Aile Sempozyumu Soma'da 301 ailenin ocağına düşen ateşin kendini hissettirdiği milli matem havasında gerçekleşti.
Ailenin bugününü ve geleceğini düşünmek üzere bugünlerde düzenlenecek bir toplantının bugünlerde üzerinde durması gereken en anlamlı konu ailenin sosyolojik gelişimi veya dönüşümünden ziyade karşılaştığı daha somut güvenlik sorunu olsa gerek. Zira aynı günlerde ülkenin bir çok yerinde alınan trafik kazaları, başka iş kazaları haberleri, aile kurumumuzun ne kadar az önemsenen ama aslında toplamda ne kadar da yaygın bir sorunla karşılaşıyor olduğunu gösteriyor.
Boşanma oranları ciddi bir aile istatistiğidir ama iş kazaları veya trafik kazalarından etkilenmiş ailelerin aynı oranda önemsenmiyor olduğunu bugünlerde fark etmek niyeyse ayrı bir duygulanma nedeni oluyor.
Sempozyumda birbirinden değerli bir çok akademisyen ailenin, bilhassa Müslüman ailenin mevcut durumu ve geleceği üzerine çok verimli sunumlar yaptı. Benim de bir sunum yaptığım sempozyumdaki mülahazalarımın bir kısmını paylaşmak isterim:
1. Ailede yaşanmakta olan ve gittikçe daha fazla belirginleşecek bu gelişme eğiliminin gelecekte ne tür aile örüntüleri ortaya çıkaracağı konusunda yaygın bir karamsarlık sözkonusudur. Doğrusu bu olumsuz gelişmelerin önemli bir kısmına, bizzat modern toplumun cinsler arası eşitlik konusunda kat ettiği büyük mesafelerin yol açmış olması sözünü ettiğimiz paradoksun somut bir tezahürü.
2. Cinsler arası eşitliğin bazı biçimlerinin uzun vadede evliliğe, hatta kadına karşı işleyen tuhaf bir kazanım olduğu görülmüştür. Bunun en basit örneklerinden biri, mal paylaşımı rejimlerinde görülüyor. Genellikle kadın haklarını korumak üzere geliştirilmiş olduğu açık olan mal paylaşımı rejiminin başta hesaplanmayan sonuçlarından biri evliliğe yönelik ilgiyi ve pratiği ciddi bir biçimde azaltmış olması. Evlilikten önce kazanmış olduğu veya evlilikten sonra daha aktif bir çalışma temposunda kazandığı kendi malını paylaşmak zorunda kalma korkusuyla bir çok erkek kolay kolay nikah akdinin altına girmeye yanaşmıyor. Yasaların kadınlara karşı pozitif ayrımcılık konsepti altında çalıştığı bir ortamda erkekler bir refleks olarak ellerindeki inisiyatifi kendilerini korumaya ayarlayarak kullanmaya yöneliyorlar. Bunun toplumsal sonuçlarından birisi de evlenmeksizin bir arada yaşayan çiftlerin sayısındaki patlama derecesindeki artış ve bu gelişme giderek ailenin aleyhine, dolaylı olarak da kadının aleyhine işleyen bir süreç olarak işlemektedir. Tahmin edilebileceği gibi belli belli bir yaşa geldiğinde hiç evlenmemiş ama bir kaç birliktelik yaşayarak artık hayatını yalnız sürdürmek durumunda kalmış olan kadınların sayısında da büyük bir artış sözkonusu olmaktadır.
3. Avrupa ülkelerinin çoğunda ve Amerika'da nikahsız birlikte yaşama giderek hakim bir model olmaya yüz tutmaktadır. 1990 yılı itibariyle Amerika'daki her yüz çiftten onu evlilik dışı bir arada yaşama tarzını seçmiştir. Bu oran geçen süre içinde daha da artmıştır. Avrupa'da bu oranın daha da fazla olduğu kesindir. Zira Amerika'da aileyi koruma ve güçlendirme sadece yasalarla sağlanabilen bir şey değil. Aksine aile kiliseler ve kent cemaatleri eliyle yaşatılan bir kurum. Aslında sözkonusu olan bir hayat tarzının sürdürülmesi olduğunda yasalar tek başına bunu sağlamakta aciz kalır.






