GENEL DURUM VEYA YENİ AHVAL
Medeniyet Yöneticisi · 21.04.2026 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
"Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." - Said Nursi
Mütefekkirimiz bununla neyi kastetmiş olursa olsun elan dünyamızın ahvaline uygun bir tesbit.
Üzerinde idame-i hayat ettiğimiz yerküre, üzerimize tavan olan gök kubbe, gezegenler, galaksiler. Bizi ihata eden ne varsa hepsi bir değişim ve dönüşüm içinde.
Mevsimler değişiyor, peş peşe zelzeleler meydana geliyor. Yağışlar yer yer rahmet yerine felaketler getiriyor.
Kâinatın bu sıkışmışlığı zamanla nereye evrilecek, kıtalardaki iklim yer mi değiştirecek. Çöller ormanlık, ormanlıklar çöle mi dönüşecek... Bunu ancak her şeyin sahibi yüce Allah belirleyecek. Biz seyirciyiz. Bu konularda dahlimiz olmaz. Ancak ibret alıp kendimize çekidüzen verebiliriz/vermeliyiz.
Sosyal-Siyasal Çalkantılar
Benî âdem olarak bizler nerelerde dolaşıyoruz, nereden nereye savruluyoruz veya nereden nereye yol almaktayız. Bu hususta hem insanlık tarihi açısından hem günümüz açısından değerlendirip kendimize bir istikamet belirlemeliyiz.
İnsanlığı/insaniyeti merkeze koyarak yol almak bizim için evla olandır. Gerçek anlamıyla insanilik/fıtratı koruma ile İslamilik örtüşür.
Biz insanız ünsiyet peyda ederiz, yani uyum sağlarız. Sağlayacağımız uyum insanlık uyumudur. Kainatla barışık yol almaklıktır.
Teknolojik gelişmelerle uyum; insanlık dışına çıkarsa o artık bize zarar vermeye başlar.
Elan gelişen teknoloji insanlığa zarar verme arifesinde, eğer doğru bir istikamet verilmezse, teknolojik gelişmeye ilahî bir müdahale kaçınmaz olur. İnsanlık tarihini inceleyen ve izleyenler bunun ne anlama geldiğini anlar.
Kur'an, bize önceki kavimlerin/ toplulukların helak sebeplerini bildirir. İnsanlık tarihinde, bizden daha güçlü topluluklar olmuştu, yaptıkları yüzünden helak olmuşlardı.
Bu genel girizgahtan kastım, çevremizde gelişen son olaylarla bağlantılarını kurmak ve nasıl bir dünyada yaşadığımızı fark ederek yol almaklığımızı değerlendirmek.
Çevremizde ve Dünyada Olmakta Olanlar
Beynelmilel güçler kendi topraklarını ve insanını koruyarak İslam coğrafyasında hesaplaşmak istiyorlar, yani kozlarını/ cevizlerini bizim topraklarımızda ve bizim insanımızı kullanarak paylaşmaya çalışıyorlar.
Elde ettikleri teknolojik üstünlükleriyle bizi istedikleri yöne ve istedikleri savaş alanına çekiyorlar. Çektiler demek daha doğru olacak.
İslam coğrafyasını önce kendi istedikleri şekilde isimlendirdiler. O zamanki dünya hâkim gücü Britanya; kendini merkeze koyarak İslam coğrafyasını isimlendirdi ve zihnimize bu yeni isimlendirmeyi yerleştirdi. Sömürü de zaten böyle başlar, önce kavramlar oluşturulur, o kavramlara hâkim güçler, kendi gelecekleri için bir isimlendirme yapar, onu zihinlere nakşeder. Buna insanları alıştırır. Bunda ne var denilir hale gelir dünya.
İngiltere; kendini merkeze koyarak Müslümanların üzerinde yaşadığı ve kendilerince koydukları isimlendirmeleri zihinlere nakşetti. Mağrib'e Yakın Doğu dedi, diğer bölgelerimize Orta Doğu dedi. -Burası bizim ana yurdumuz, Kuds-i Şerif, Diyar-ı Şam, Mekke-i Mükerrem'e, Medine-i Münevver'e.., maşrıkımıza da Uzak Doğu dedi. Bu isimlendirmeyi elan biz Müslümanlar bile kullanıyoruz.-


