Yeni Türkiye’de Cemaatlerin Yeri-1
Kâzım Sağlam · 16.12.2013 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Türkiye’nin içeride yapısal olarak, dışarıda da vizyon ve dış politika olarak değiştiği ve yeni veçheye büründüğü inkarı mümkün olmayan bir vakıadır. Bu yeni ahvalin neye işaret ettiği ve neye denk düştüğünü biraz kurcalamak niyetindeyim.
Türkiye’nin değişim ve dönüşümü yüzde yüz doğrudur veya yanlıştır demekten öte anlamak gerekecektir.
Türkiye, kendi başına ve tüm dünyaya rağmen öz gücüne güvenerek ve dayanarak bir değişim içinde değildir. Bu değişimi dünyadaki değişim ve dönüşüme uyarak, arkasına bu rüzgârı alarak, bundan yararlanarak yapmaktadır.
Değişmekte olan bu hal, sadece AKP iktidarının isteği ve düşüncesidir demek de doğru değildir. Bunu böyle kabul etmek Türkiye’nin yapısını bilememektir. Türkiye devleti, inkâr etse de kurum ve kuruluşlarıyla, devlet refleksiyle, dünya siyasetiyle Osmanlı’nın devamıdır. Cumhuriyetle başlayan inkıta geçici ve suratadır. Bu surata oluş, yeni ahvale yol veriyor, Türkiye devleti, eğer Osmanlı’yı zihnen ve tüm geçmiş devlet tecrübesini inkar etseydi, bugünkü değişim ve dönüşüme müsaade etmezdi. Bundan sonraki gelişmeler de bu minval üzere olacaktır. Türk geleneğinde asıl olan devlettir, devlet uygun görürse, din düşmanı olur, aynı devlet yine uygun görürse şeriatçı olur. Din düşmanlığı da şeriatçılığı da suratadır. Bundan sonraki değişim ve dönüşümler de surata olacaktır.
Türkiye, küreselleşen dünyada küresel/ümmetçi bir anlayışla dönüşümü sağlamak istiyor. Yeni durumdan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Eski dünyanın kafa yapısıyla hareket edenler yeni değişimi anlayamazlar. Anlayamadıkları için de ne ülkeye getireceği faydayı ne de ülkeyi sürükleyeceği badireleri kestirebilirler. Ya topyekun kabul ederler balıklamasına atlarlar veya topyekun karşı çıkarlar gözü kapalı şekilde.
Yeni durumalışta (durumalışı konjonktür anlamında Türkçe olarak kullanıyorum anlayamayan bazı zevat bundan sebep bana güzel Türkçemiz dururken niye bu kelimeyi kullanıyor diye tenkit etmişler, sağ olsunlar.) devletin kendini yeniden dizayn etmeye başladığı bu dönemde cemaatler de yeni bir konum almaları ve ona göre kendilerine cedid yol, yöntem çizerek hareket etmeleri mi daha hayırlı ve verimli olur, yoksa olduğu gibi kalarak ısrarla mevcut işleyiş biçimlerini sürdürmeleri mi daha hayırlı ve ümmet menfaatine uygundur.
İslâmî mücadele içinde yaşadığımız zaman ve zeminden bağımsız değildir. Zaman ve zemini şekillendirenler sadece Müslümanlar değil, elan dünya süper güçleri değişim ve dönüşümün baş aktörleridir. İslâmcılar da kendi ülkelerinde baş aktör değildirler, ülkenin esas siyasetini belirleyenler, dünya güç odakların doğrultusunda yürüyerek yeni ahvalde hüküm icra ediyorlar.
Böylesi değişken ve her gün bir yerlere sürüklenen dünya kamuoyu da hakim güçlerin etkisi ile hareket ediyor.
Cemaatler yeni yol ayırımındadırlar; kendileri kalarak mücadele etme istekleri, esas olandır, bu istek çağı anlama ve çağın dilini kullanmayı yok sayma noktasına gelirse devre dışı kalma riskleri var. Buna karşı küçülerek de olsa kendileri kalma ve kendilerini muhafaza etme imkanları olabilir. Böylesi durumlarda itidali muhafaza etme güçleşir, insanlar daha hırçınlaşır ve iç ihtilaflara daha çok yönelirler. Negatif bakmayı esas alırlar, bir tarafa yönelmeyen objektif değerlendirmelerin sonucunu beklemeden hemen tepki gösterirler, iç işleyişe ket vururlar. Tenkitleri içe yöneliktir, gündemleri Müslümanların iç problemleridir, dışa yönelmeyi erken bulurlar. Sofilerin nefis muhasebesi benzeri sonu gelmeyen cemaat içi muhasebelerle hayatlarını geçirirler. Hızını alamayanlar tarihe gider oradaki yanlışları bayraklaştırarak İslâmiliklerinin sahihliğini isbata yeltenirler.



