SİYASETİ/ÜLKEYİ ANLAMA BİÇİMLERİ
Kâzım Sağlam · 19.07.2024 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Hayata, eşyaya, olaylara, kâinata bakış biçimleri ve anlayış biçimleri vardır. Aslına bakılırsa anlayış biçimleri bakış biçimlerini belirler. İnanç/düşünce, hayat tarzı, öncelikleri, neye nereden ve nasıl baktığını şekillendirir.
Usta kalemler; düşüncelerini alalamalı bir tarzda sunabilir, düşüncelerinin bakış açılarını etkilemediğini iddia edebilirler/ederler... fakat bunlar gerçekleri örtemez.
İnsanın yapısı gereği; her zaman doğrudan ve olduğu gibi kendini anlatmaz/anlatamaz. Bazen insanın kendi yapısı gereğidir bu hal. Bazen de ortamın getirdiği nazik durum/ahval bunu gerektirir.
Böyle bir kamuflaja ihtiyaç var mı? Veya neden düşüncelerine edebî bir sis/süs perdesi oluşturup insanlara sunulur. Bu fasıl biraz psikologların-sosyologların-toplum mühendislerinin işi (!)...
Siyasetin ahvalini irdelemek istediğinizde karşınıza dolaylı, alalamalı, çokça müteşabih durumlar çıkar.
Siyasi akımlar, siyasi partiler, siyasi dernek ve vakıflar... her birinin yapıları gereği yığınlarca kendini başka türlü gösterme hünerleri, becerileri vardır. Dışarıdan bakan anlamakta zorlanır...
Bu hal dünya siyaset sahnesinde de görülür.
Olmakta olanları anlamak ve anlamlandırmak için, söylenenlerin ötesine geçip biraz maverasını kurcalamak gerekecek galiba. Tahtında müstetir olanları fark etmek, keşfine çalışmak... Türkiye Siyaseti
Türkiye'nin iç ve dış siyasetini bu perspektifinde değerlendirmek biraz sıkıntılı. Sıkıntılı olsa da gerçeklere gözümüzü kapatarak değerlendirme yapamayız. Bu netameli alana girmek mecburiyetindeyiz.
Bu meyanda inancımız, üzerinde yaşadığımız toprak parçası olan vatan hesaba katılmadan değerlendirmeler sathi ve iğretidir. İnsanımıza giydirilen bu iğreti elbisenin devri kapanmıştır. Yeni bir durumla yüz yüzeyiz, bunu herkesin kabul etmesi icabeder. Kabul edilmese bile hayat dayatmış durumda.
Vatan/vatanî görev, devlet... denilince kimi insanımızın suratını buruşturduğunu kestirebiliyorum. Ama bir toprak parçası üzerinde yaşıyoruz, bu toprağa ve bu toprak üzerinde yaşayan insanlara karşı İslamî, insanî vecibelerimiz, ödevlerimiz var.
Coğrafyadan, tarihten kopuk bir anlayış, bir siyasi analiz, ileriye matuf bir düşünce oluşturma… ütopya bile değildir. İdeal; reele dayanmıyorsa, tarihi arka planı yoksa, coğrafya üzerinde icra edilme isteğinden yoksunsa, sosyal bir tabana hitap etmiyorsa... hiçbir şey ifade etmez...
İman; ahlaka dayanmıyorsa, Müslüman şahıslar üzerinde tesiri yoksa, yani eyleme dökülmüyorsa, o iman sınanmamış demektir.
Ahlak; hayata yön vermiyorsa, o ahlak yerini bulmuyor demektir. Amel ihlasa bürünmemişse, o amel riyadan arınmamış demektir.
Adalet vahyin gölgesinde gelişmiyorsa ona zulüm sirayet etmiş demektir.
Düşünce, siyaset de eğer bir toprak üzerinde ve belli bir zaman diliminde icra edilmiyorsa o düşüncenin kıymet-i harbiyesinin ne ifade ettiğini tefekkür etmemiz lazım gelir.
İslam'ı pisliklerden temizleme görevimiz sınırlı. İslam'ı kirletmeme ödevimiz var. Dinin sahibi Allah'tır. Onu O korur. Hiç kimse kendini din ile İslam ile eşitlememeli.



