SEYYİD KUTUB'A GÖRE KUR’ÂN-I KERİM’İN USLÛBU
Ömer Küçükağa · 29.08.2018 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Benim sizlere sunacağım tebliğimin konusu “Seyyid Kutub’a Göre Kur’ân-ı Kerim’in Uslûbu”. İki şeyden söz ediyoruz: Bir, Seyyid Kutub, bir de Kur’ân’a göre onun uslûbu. Önce bir tespitte bulunalım: Bu iki konu, “en” diyebileceğimiz mevzulardır. Kur’ân-ı azimu’ş-şan yeryüzünün en çok okunan ve talimatlarına en çok riayet edilen kitabıdır. Üzerinde yüz binlerce eser yazılmış tek kitaptır. Seyyid Kutub ise İslâm dünyasının son elli yılında en çok okunan yazarıdır.
Bu hem Sünnî dünyası hem de Şiî dünyası için böyledir. Ağırlıklı olarak Şiîler, Sünnî yazarları okumamalarına rağmen bugün İran’da gençler arasında Seyyid Kutub okunmaktadır. Şimdi dolayısıyla bizim tebliğimizin konusu o kadar kolay bir konu değil, “en”lerden söz ediyoruz. Seyyid Kutub bugün Ezher Üniversitesi’nde olsun, Arap Dili ve Edebiyatı Fakültelerinde olsun, psikoloji okuyan, okutulan fakültelerde olsun Kur’ân’ın icazı, belağatı, dili, ahengi, iç musikisi gibi konular söz konusu olduğunda akla ilk gelen isimdir. Onu sevmeyenler dahi bu konuda öğrencilerine kitap hazırladıklarında örneklerini Seyyid Kutub’dan almak zorunda kalmaktadırlar. Ayrıca Seyyid Kutub hem ilim ve irfan çevrelerinde, entelektüel insanlar ve şairler arasında hem de gençler ve avam arasında çok okunmaktadır. O, bu kadar farklı okuyucu kitlesini bir araya toplayarak onlara hitap eden ender şahıslardan birisidir. Acaba, niçin böyledir? O, bu başarıya nasıl ulaşmıştır? Bunun özetini tebliğde kısmen sunmaya çalışacağız, ama öncelikle şunu söyleyebiliriz: O evvelâ kelâm-ı ilâhî ile dost bir insandı. O’nun kelimeleri ile de dosttu. Kur’ân-ı azimu’ş-şan’ın mübelliği ile dost bir insan, tabiatla dost, kainatla dost, kendisiyle barışık ve âlemlerin Rabbine -biraz önce buradan ifade edildi- bir aşk nikâhıyla ve O’nun Şeriat’ına bağlı bir insandı. Seyyid Kutub’un İslâm dünyasında bu kadar çok okunuyor olmasını bu sebeplere bağlayabiliriz.
Seyyid Kutub Kur’ân-ı Kerim’in uslûbu üzerinde kendisinden öncekilerin zaman zaman temas ettiği, fakat bu kesinlikte ifade etmediği bir kuraldan söz eder ve kesinlikle onu bir iddiaya taşır ve bu konuda özel kitaplar yazar, ispat eder. Seyyid Kutub, Kur’ân’ın normal bir uslûp ve yalın bir ifade biçimi kullanmadığını, buna karşılık tasvir metodunu kullandığını söyler ve bunu da eserlerinde gerek Fî Zilâli’l-Kur’ân’da gerek bu konuda yazmış olduğu özel bir eserde ileri sürer ve ispat eder. O sadece kıssalarda ve manzara anlatımında değil, burhan getirmede, zihnî bir manayı ifade etmekte, manevî bir olayı anlatmada, müşahhas bir konudan söz etmekte dahi Kur’ân-ı Kerim’in bu metodu kullandığını söyler. Tasvir metodu, tablo haline getirme ve resim gibi sunmadır. O, Kur’ân-ı Kerim’in kendine ait metodunun bu olduğunu söyler ve bunu da cisimleştirme ve düşünme yoluyla yaptığını söyler. Seyyid Kutub kendisinden önce bu konuda yazmış olan insanlar arasında iki kişiden övgüyle söz eder. Biri Zemahşeri, diğeri ise Abdülkadir-i Cürcanî’dir. Bu zatların bu konuya yaklaştığını söyler. Seyyid Kutub, Kur’ân’daki bu küllî metod ve kuralı ortaya koyarken çok mütevazı da davranmaz. Bu açıklık ve bu berraklıkta ilk kez ben bu kuralı ortaya koyuyorum der ve bunda da haklıdır. Fakat Zemahşeri’den ve Cürcani’den de çok faydalanmıştır. Özellikle Cürcani’nin bu asırda bu konuda yazanlara oranla çok keskin bir görüşe sahip olduğunu kitabında zikretmektedir. Bugün İslâm dünyasında icaz, belağat, nağme, ritim veya musiki dediğimizde İslâmî çevrelerde ve İslâmî olmayan çevrede mesela Kahire Üniversitesi’nde Amerikalıların yönettiği kürsülerde dahi onların ben ders kitapları olarak okuttukları kitaba baktım, örnekler hep Seyyid Kutub’dan seçilmektedir. Şimdi buna yavaş yavaş bir-iki örnek verelim.



