ÖMER KÜÇÜKAĞA HOCAMIZ İLE - 22
Medeniyet Yöneticisi · 16.08.2018 · 11 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet: İran seyahatiniz nasıl geçti, neler yaşadınız?
Küçükağa: Maho-Tebriz arası çok ucuzdu. Hem de şaşılacak kadar ucuzdu. Taksiyle yola çıktık. Sadece ben taksi tutmuştum. Diğerleri tutmamışlardı.
Giderken şoförle sohbet ettik. Kendisine İslâm tarihinden bazı anekdotlar anlatıyordum. Ben anlattım, o dinledi. Çok hoşuna gidiyordu. Yaklaşık bir saatlik seyahatten sonra ismimi sordu. Sorun çıkacağını bile bile söyledim.
Ani bir fren yaptı. Arabayı sağa çekti. Ellerini direksiyona koyarak düşündü biraz. Sonra seni götüremem, dedi. Neden, diye sordum. Çok güzel şeyler anlattınız ama ben Ömerleri taşımam, dedi. Olur, sen bilirsin, dedim. Yolu neredeyse yarılamıştık. İnerim ama ücretini ödemem, çünkü biz seninle Tebriz'e kadar anlaşmıştık, anlaşmana sadık kalmadın, dedim. Hâlbuki devam etseydik ben sana Ömer'i de anlatacaktım, Ali'yi de. Bilmediğin bazı konuların doğrusunu duymuş olacaktın. Kabul etmedi. Kapıyı açıp indim. Adam basıp gitti. Baktım, gözden kaybolmadan ileride durdu. Geri geri geldi. Parasını kurtarmak için mi sözümden etkilendiği için mi bilmem, hadi atla, dedi. Sevinç ve şaşkınlık duygularıyla atladım. Sohbetimize kaldığımız yerden devam ettik. Tebriz'e kadar dört büyük halifeyi anlattım. Peygamber Efendimizin dört halifeyi ne kadar çok sevdiğini örnekleriyle anlatmaya çalıştım. Kız alıp vermelerini, akrabalıklarını, aralarındaki yakınlıkları… Sonra bana dedi ki, peki neden Ali'ye düşman olmuşlar? Öyle bir şey yok, dedim. Olması da mümkün değil, bilakis onlar birbirlerini çok seviyorlar. Her bir sahabenin ve dört halifenin ayrı ayrı meziyetleri var. Peygamberimizle hicret eden Hz. Ebubekir, hicret esnasında Peygamberimizin yatağına yatan Hz. Ali'dir. Onun için biz Sünniler sahabilerin ve Raşit halifelerin hepsini çok severiz. Aralarında fark gözetmeyiz. Siyasi meselelere gelince… Hepsi de hata yapmış olabilir, hepsi de beşerdir, dedim. Adam, şaşırdı. Hz. Ali'yi peygamber gibi tasavvur ediyordu, bunları duyunca şaşırdı. Hz. Ebubekir'in Resulullah'ın hicret arkadaşı olduğunu öğrenmesi onda farklı bir tesir bıraktı.
Tebriz'e vardık, ayrılırken sarıldık birbirimize. Yolda öyle davrandığı için özür diledi. Bir şey değil, dedim ama halifeleri sevmesi gerektiğini söyledim. Seveceğim, Muhammed (s.a.v.)'in sevdiğini ben nasıl sevmem, dedi.
Medeniyet: Tebriz'de konakladınız mı? Nerede?
Küçükağa: Tebriz'de bir gece kalmak istedim, saatlerce yol geldim, dinlenmem lazım. Bana bir otel tavsiye etti. Otelin ismi Kudüs'tü. Geceleyin abdest almaya çıktım. Otelde ne ışık yanıyordu ne de bir kimse vardı. Abdestimi aldıktan sonra resepsiyona gittim, otelde kimse yok mu diye sordum. Sizin katta bir tek sen varsın, öbür katta da bir kişi var, dedi. Bir şey olmadı ama yine de çok tedirgin oluyor insan. Gece pencereden dışarıyı seyrettim, Kur’ân okudum…,
Medeniyet: Camiye gittiniz mi? Camilerde cemaat çok muydu?
Küçükağa: Evet, gittim. O gidişim de bana çok şey öğretti. Sabah namazını cemaatle kılmak için camiye gitmek istedim. Namaz kılmak için bir Şii camiine ilk gidişimdi. Hayli uğraştım cami buluncaya kadar. İran'da cami bulmak, özellikle de büyük şehirlerde, kolay değil. Ben otelde cam kenarında otururken dışarıdan “Tehran, Tehran” diye bağırıyorlardı. Ben zaten gitmeye geceden karar vermiştim. Tahran'a bilet aldım ve otobüse bindim. Otobüste bir tanesi sürekli salavat diye bağırıyordu. Yolcular da hep birlikte “Allahumme salli ala Muhammedîn ve ala âli seyidina Muhammed” diyerek salavat getiriyorlardı. Hoşuma gidiyordu bu durum. Devrimin başlangıç yıllarıydı o yıllar.



