MÜCAHEDENİN ZEMİNİ
Medeniyet Yöneticisi · 30.05.2014 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Mücahede ve mücadele bir zeminde, bir iklimde, bir zaman diliminde cereyan eder. Yeri ve zamanı belli olmayan mücahede ve mücadele muğlak ve müphemdir.
Gayret ve cehdimiz her daim olacak, bu bazen iç cehdimiz /kendi nefsimizle, bizi kemiren şüphelerimizle olacak, bazen yakın dostlarımızla olacak, bazen evlad u ıyalimizle olacak, bazen bizi idare eden zalimlerle olacak, bazen de dış düşmanla olacak…
Kendimizle mücadelemizin, çok açık bir coğrafyası yok, lakin her durumda da aynı kalıpları kullanamayız. Burada gözeteceğimiz husus; ruh dünyamızın atmosferine girebilmemizdir. İnsanın karşı karşıya kaldığı imtihanlar faklı farklıdır, her musibet, her bela, her sıkıntı değişik etki eder manevi yapımıza. Bunları dengelemek ve ruhî baskıyı azaltmak için musibetin cinsine göre çare aramalıyız.
Diyelim namazda gevşekliğimiz var, bunun için ne yapabiliriz, acaba oruç tutarak nefsimizi terbiye edelim mi ki namaz kendisine ağır gelmesin. Yoksa sadaka mı verelim mala olan hırsımız kırılsın ve namaza karşı şevkimiz artsın. Yahut çokça Kur’an okuyalım da mı daralan ruhumuz ferahlasın. Bunları her insan kendine göre ayarlaması lazım. Çünkü her bir insanın durumu değişiktir, niçin namaz kılmadığı da farklıdır. Çevre baskısından çekinerek namaz kılmayan biri ile namazın imana değil amele ait bir husus olduğuna inanan birinin tedbiri aynı olamaz. Demek ki burada ortada olan namaz kılmamanın nedenleri göz önünde bulundurarak bir çare aramamız gerekecektir. Tedbir denilen şey; namaz kılmamayı ortadan kaldırabiliyorsa o yerli yerince alınan tedbirdir.
Diyelim çok kibirliyiz, bunun çaresi nedir acaba, böyle birinin başkalarına yemek yedirmesi veya sadaka vermesi, oruç tutması acaba çare olur mu? Böyle bir adam nefsini yenmek için ne yapabilir iyice düşünmesi lazım. Bu da kişiden kişiye değişebilir. Eğer kibirliliği makam ve mevkiden dolayı ise, çare ona göre olur, kibri ilminden geliyorsa çare başka olur, kibri mal çokluğundan geliyorsa çare daha başka olur. Eğer kibri soy sopundan, kavim aşiretinden geliyorsa çare başka başka olur.
Diyelim içimizi yiyip bitiren imanî bir şüphe var; o zaman iş daha zor, çare daha girift ve bedeli daha da ağır olur. Kendi iç mücadelemizde yer/ coğrafya yoksa da hastalığın oluştuğu atmosfer ve zemin vardır onu izale etmekliğimiz elzemdir. İç marazlarımız çoğalmış ve çeşitlenmişse artık çareler de tek olmaktan çıkar çok ve içiçe girmiş çareler olmaya başlar. Onun için sık sık kendimizi yoklarsak işimiz kolaylaşır. Birike birike yığılan problem yumağı Allah korusun içinden çıkılamaz hale gelebilir.
Ailevi sıkıntılar için de bunlar geçerlidir, fakat buna bir iki şey daha ilave edilebilir, çünkü olayın diğer bir muhatabı daha vardır. O da çocuğumuzdur, hanımımızdır, ana-babamızdır vb. Bu sefer onların da ruh dünyasına nüfuz edip problemin köküne inerek çare arayışına gitmeliyiz. Eğer sadece dış görünüşe, zahir tarafına bakarak meseleyi çözmeye çalışırsak korkarım yanlış bir yolla tedavi uygulamaya başlarız, işi daha çok açmaza sokabiliriz. O zaman sadece biz devrede değiliz, iki taraflı bir iş ilişki var, hem kendimizi o problemi çözebilecek mevkide, yetenekte görmeliyiz hem de ikinci şahsı/aile afradımızı da iyice tanımalıyız. Eğer doğru bir tesbitle bu problemi ben çözebilirim diye inanıyor ve karşı tarafı da iyi tanıyor probleminin üstesinden gelebiliyorsam meseleyi çözebilirim. Bunlardan biri eksikse çözüm çıkmaz. Burada bir zemin kısmen de olsa devrededir. Yani muhatabın uygun zamanını ve eşref saatini yakalamamız şartı var. Atmosfer yerden çok zamandır.



