ÜMMET ADINA İYİMSERİM
Medeniyet Yöneticisi · 13.01.2014 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Kur'an'ı Kerim meali yanı sıra bir çok kitabın ve çevirinin altına imza atan yazar Beşir Eryarsoy toplumumuzun içinde bulunduğu durumu değerlendirirken içinden geçilen süreçlerin ıskalanmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Eryarsoy, günümüz Müslümanlarının pek çok aşındırıcı etkiye maruz kaldığına işaret ediyor
ve 'Müslümanlar serada yetişmiyor ki!' diyerek durumu özetliyor.
Sohbetimiz esnasında babasının da bir harfzede olduğuna değinen Beşir Eryarsoy, inkılaplar arasında en fazla bedel ödetenin harf inkılabı olduğunu anlatıyor: '1400 yıllık birkimimizin köküne kibrit suyu döküldü. Dil sorunu yüzünden alim de yetişmedi.'
Kur'an-ı Kerim meali hazırlamıştınız. Buna neden ihtiyaç duydunuz?
Önce yalın olarak bir Kur-an'ı Kerim çalışmasına girmedik. İlk çalışmamız Nüzul Sebepli Kur'an-ı Kerim adıyla neşredilen ve İsmail Ferruh'tan bir çeşit günümüz diline adaptasyon diyebileceğimiz, açıklamaları parantez içine alan bir çalışmamız oldu. Bunda kendimize göre tasarruflarımız da oldu. Bu çalışma halen aranıyor. Bir süre sonra bundan da şikayetler geldi. Parantezler çok, daha yalın daha sade bir şey olsun diye. Buna cevap vermek için ikinci bir çalışmaya girdik. Bu çalışmada da kaynaklarını da işaret ederek dipnot şeklinde göstermeye çalıştık ve o daha uzun süre meal olarak piyasada kaldı.
Mealinizde neleri öncelediniz?
Arapçayı bilen bu mealimize okusa ve Arapça'ya çevirecek olsa Kur'an lafızlarına en yakın metin olsun diye hedefledik. Bir Türkçe edebi eser yazmıyorduk Kur'an manalarının anlaşılması için elverişli bir meal çıkarmaya gayret ettik.
Günümüz meallerini nasıl buluyorsunuz?
Hiçbir meal Kur-an'ı Kerim değildir. Meallerin çokluğu da malum harf inkılabının bir neticesidir. İnkılabın bu açıdan da maliyeti çok yüksek. Bu kadar meal basmak yerine insanlar Arapça'yı bilmiş olsalardı Kur-an'ı Kerim'i Arapça'dan okuyacaklardı. Belki daha fazlasını anlayacaklardı.
ÜMMET ADINA İYİMSERİM
Günümüz İslam toplumlarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eğer İslam'ı yaşamak noktasında Ashab-ı Kiram dönemiyle kıyaslayacak olursak vaka iç açıcı değil ama adil bir karşılaştırma olmaz. Çünkü Müslümanların hep aleyhine cereyan eden bir yakın tarih var. Bu yakın tarihin yangınından çıkmış, emperyalizmden, sömürgeleştirmeden, yerel yönetimlerin hainlikleri, zulümleri, gaddarlıklarından çıkmış, bu kadar yara bere almış, bu kadar kayıplarla karşı karşıya kalmış bir ümmetin İslam'ın istediği hedefe uzaklığı nedeniyle mahkum edilmesi haksızlık olur. Vakıa içinde değerlendirecek olursak ben ümmet adına iyimserim. Ümmetin durumunun kötü olmadığını her geçen gün iyiye gittiğini görüyorum. Ümmetten ümitliyim. Değerlendirmeler ne söylerse söylesin...
Neye dayanarak söylüyorsunuz bunu?
1970 yılında İstanbul'a geldim. Örtülü kadını ancak Fatih Çarşamba'da görebilirdiniz. O da mahdut bir şekilde. Senelerce önce, başörtü yasağının kaldırıldığının söylendiği kısa bir dönem sonra Boğaziçi Üniversitesi'ndeki başörtülü öğrencilerin okula alınmama durumu oldu. Üniversiteye alınmayan başörtülü öğrenci sayısı benim İstanbul'a geldiğimdeki toplam başörtülü sayısından fazlaydı. Gençliğimde 'Bu yaşlı amcalar vefat edince camileri kim dolduracak' diye camiden üzülerek çıkardım. Dikkat ediyorum, caminin yüzde 75'inden fazlası 25-30 yaşın altı oluyor. Hacca gittiğim ilk yıllarda hacıların yaşlılığından şikayet ediyordum. Şimdi gidin umreye yaşlı çok az göreceksiniz.



