KUR'AN-I KERİM'İ ANLAMAK
Medeniyet Yöneticisi · 30.06.2015 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Medeniyet Vakfı başkanı değerli ilim adamı M. Beşir Eryarsoy ile Ramazan ayı dolayısıyla kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'i anlamak üzerine gerçekleştirdiğimiz röportajı ilginize sunuyoruz.
Kur'an-ı Kerim'i nasıl tanımlayabiliriz?
Kur’an; vahiy yoluyla Peygamberimiz Hz. Muhammed (as)’e indirilmiş, ondan bize tevatür yoluyla nakledilmiş, tilavet edilmesi ile ibadet olunan ve Arapça indirilmiş son ilahi kitaptır. Bunlar bir sözün Kur’an olması için vazgeçilmez asgari esaslardır. Dolayısıyla ne tefsir ne meal ve ne de herhangi bir açıklama ve ya tercüme Kur’an olamaz. Bunlar olsa olsa Kur’an’ın bir dereceye kadar anlaşılmasında yardımcı olacak unsurlardır. Çünkü bütün bu açıklamalar, mealler, tefsirler Arapça olsa dahi vahiy değildir, beşer yapısıdır. Ve bu halleriyle de Rasulullah’a indirilmiş değildir ve mütevatir değildir. Bunların kıraat edilmesi ile belki bilgi sahibi olunabilir ancak taabbüt mevzu bahis değildir. Yani namazda ibadet kastıyla ve ya namazında dışında benzeri bir ibadet kastıyla okunması söz konusu değildir. İbadet derken sevap kazandırıcı amelden bahsetmiyoruz. İbadet derken şekli/formatı/muhtevası şeriatın ölçüleri ile tespit edilmiş amellerden bahsediyoruz. Dolayısıyla meal okuyarak ya da tefsir okuyarak ibadet olunmaz derken bazıları bundan sevap elde etmeyiz manasını çıkarmamalıdırlar. Elbette Kur’an’ı anlama çabası ile bu işlerde bir şekilde onlarında sevabı olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü bunlar bizleri doğru yapılması ve doğru anlaşılması şartı ile Kur’an-ı Kerim’in muhtevasından bize haberdar etmektedir. Kur’an’ın en önemli maksatlarından biri anlaşılmaktır. İkinci olarak doğru olarak anlaşıldığı gibi gereklerini yerine getirmektir.
Kur’an’ı Anlamak Neden Önemlidir?
Anlaşılmayan Kur’an ne işe yarar? Kur’an hayattaki icraatını, muhatapları olan insanlar tarafından anlaşılmak ile ortaya çıkartır. Kur’an’ın hayattaki etkisi muhataplarının onu anlamasına bağlıdır, bu birinci şarttır. İkinci şart; gerekli kulluk sorumluluğu ve şuuru içerisinde muhatapların Kur’an’ın gereklerini yerine getirmesidir. Kur’an anlaşıldığı zaman dünyada ne olur, neler değişir? Bu gibi soruların cevabını bulmak için Peygamber (as)’ın dünyanın tamamının cahiliyeyi yaşadığı bir dönemde Mekke’de, Arap yarımadasında ne gibi değişiklikler yaptığına hayatında, fiiliyatında, ashab-ı kiramla birlikte hayatı nasıl değiştirdiklerine, Rasulullah (as) Efendimizin vefatından sonra da İslam’ın dünyaya yayılması neticesinde hayatı nasıl etkilediğine bakarak anlayabiliriz. Günümüzde samimi olarak Müslüman olan veya İslami hayatı olmayan bir insanın o eski hayatından tevbe edip hayatını inandığı değerlere göre şekillendirmesini kararlaştırması neticesinde hayatındaki değişiklikleri tespit edecek olursak, Kuran’ı anlamanın ne kadar önemli olduğu veya Kur’an’ı anlamanın hayata etkisinin ne anlama geldiğini bir parça dahi olsa anlayabiliriz, idrak edebiliriz.
Kur’an’ın Anlaşılması Zor Mudur? Kur’an’ı Nasıl Anlayabiliriz?
Rasulullah (as) bir hadis-i şerifinde diyor ki: “Allah’ım sen kolaylaştırdıktan sonra zor hiçbir şey yoktur, eğer sen zorlaştırırsan da hiçbir şey kolay olamaz.” Fatiha iki bölümdür ve bu iki husus vurgulanmaktadır. Birisi dil açısından söyleyecek olursak gayb zamiri yani üçüncü zamir ile zikredilir. Hamd Alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur diye başlayan kısım. Ondan sonra birinci şahsa geçiliyor. İşte o birinci şahısta bizim ilk hitabımız; “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Kur’an’ın maksadı budur. Allah’a ibadet etmemizi doğru bir şekilde ortaya koymak ve gerçekleştirmektir. Bunun için de Allah’ın yardımını istemek durumundayız. Allah bize yardım ettiği takdirde Kur’an’ın anlaşılması hatta doğru anlaşılması zor değildir. El verir ki biz Allah’a güvenelim, kendi bilgimize, kendi kafamıza, kendi aklımıza, kendi aciz nakıs her bakımdan eksik türlü illetlere maruz nefsimize bel bağlamayalım. Bunlara bel bağladığımız vakit Cenab-ı Allah ifade yerindeyse, bana tevekkül edeni tevekkülünün gereği olarak üzerime düşeni yaparım fakat kendisine güveneni de ben de kendisiyle baş başa bırakırım, diyor.



