KUDÜS NASIL KURTULUR?
Medeniyet Yöneticisi · 05.12.2024 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İslâm coğrafyasını iyi bilen bir kimse batıdan -özellikle deniz yoluyla- gelmesi muhtemel tehlikenin iki farklı noktada yoğunlaştığını görür:
1. Afrika bölümünün Akdeniz’deki sahilleri ve özellikle “Mısır”,
2. Bugünkü Suriye, Filistin, Lübnan ve Ürdün’ün de yer aldığı bölüme tekabül eden Bilâd-ı Şam.
Afrika’dan gelecek olan tehlikelerin Afrika’nın sınırını aşmadan bertaraf edilebilme ihtimali birçok bakımdan daha yüksektir. Bunun için batıdan deniz yoluyla gelecek tehlikelerin İslâm coğrafyasının büyük bir bölümünü ciddi manada tehdit etmeden önlenebileceği kolaylıkla anlaşılır. Tarihsel vakalar da bunun böyle olduğunu göstermiştir.
Ancak şehir olarak Kudüs’ün ve Kur’ân-ı Kerim’in tabiriyle “mübarek kılınmış çevresi” nin güvenliği; hem İslâm coğrafyasının Afrika bölümü için hem de Bilâd-ı Şam’ın kuzey, batı ve güneyinde bulunan İslâm coğrafyalarının güvenliği için çok önemli bir kilit noktası teşkil ettiğini görecektir.
Durumun böyle olması, Filistin topraklarının, Kudüs’ün ve bu coğrafyanın manevi kalbini teşkil eder. Mescid-i Aksa’nın düşmesi ve kontrolünün Müslümanların elinden çıkması, çevredeki bütün İslâm coğrafyası için çok önemli bir güvenlik noktasının ortadan kalkması anlamına gelir. Aynı zamanda İslâm dünyasına büyük tehlikelerin sızabileceği çok önemli bir kapının da ardına kadar açık kalacağı anlamına gelir.
Bu kapının güvenliğinin sonuna kadar korunması ve her geçen gün daha da tahkim edilmesi her şeyden önce İslâm ümmetinin geleceği ve İslâm coğrafyasının güvenliği açısından son derece önemlidir.
Durum böyle iken İslâm coğrafyasındaki yapay ve kukla yönetimlerin Filistin davasına, Kudüs ve Mescid-i Aksa davasına karşı vurdumduymaz ve umarsız politikaları akıllıca bir politika değildir.
Bu yönetimler her şey bir tarafa sırf kendi hayatlarının devamı için bile şu anki politikalarını baştan sona değiştirmeleri gerekir. Çünkü bölgedeki işgalci, terörist, siyonist İsrail devletinin güçlenmesi sadece Filistin, Filistinliler, Kudüs ve Mescid-i Aksa için bir tehlike değildir. Kukla yönetimlerin bunu çok iyi anlaması gerekir.
Bundan dolayıdır ki bölgenin güvenliği, Kudüs’ün ve çevresi mübarek kılınmış bulunan Bilâd-ı Şam’ın güvenliğini üst düzeyde sağlanmayı zorunlu kılmaktadır. Yani Kudüs başta olmak üzere, Bilâd-ı Şam’ın güvenliği olmadan Irak’ın güvenliğinin sağlanması da mümkün değildir. Hatta Ürdün’ün, Lübnan’ın, Arap yarımadasının, Anadolu coğrafyasının, İran ve daha doğudaki İslâm diyarlarının güvenliğinin de sağlanması mümkün değildir.
Peki, ilgisiz ve umarsız politikaların, bu tehlikeli gidişin önü nasıl alınabilir?
Öncelikle bu yönetimlerin kendilerine gelmesi gerekir. Kudüs’ün ve çevresinin siyonist işgale karşı korunmasının, işgal ve yayılmacılığın derhal durdurulmasının gerekli önlemlerini almaları gerekir.
Gerekli politikalar, plan ve projeler, siyasi ittifaklar oluşturulmalıdır. Bu politika ve planların halkın temel düşünce ve anlayışlarıyla uyum içinde olmasına azami derecede dikkat edilmelidir. Kudüs ve Mescid-i Aksa davasının halka ve daha büyük kitlelere iyice anlatılmasına özel gayret gösterilmelidir.



