DERVİŞİN VEDASI
Medeniyet Yöneticisi · 10.07.2017 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Şehrin, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan tarihi camisinde müminler cuma namazı için toplanmışlardı. Müezzin efendi, onu görünce çok saygın bir meslek üstadını görmenin heyecanıyla, iç ezan okumak üzere davet etti. Dinleyenleri uhrevi bir âleme taşıyan Davudi bir sesle okunan Ezan-ı Muhammedi,
önce 500 yıllık kubbeye, oradan da inananların kalbine aktı. Ezanı bitirdiğinde imam cuma hutbesini irat ederken cemaatin içinden yaşlı tanıdık bir sima ilişti gözüne. Uzun süre görmediği çocukluk arkadaşı ve komşusu değil miydi o? Daha dikkatli bakınca yanılmadığını anladı. Evet oydu. Çocukluk hatıraları bir film şeridi gibi aktı geçti gözünün önünden. Onun baba evi tarihi caminin doğusunda, kendi baba, dede evi caminin güneyinde idi. Her iki evin pencereleri caminin avlusuna açılırdı. Kendisi babasını küçük yaşta kaybettiği için Taşmektep’te ortaokuldan mezun olana kadar okumuş, sonra ünlü terzi Necmeddin Usta’nın yanına çırak verilmişti. Necmeddin Usta, devrin cumhurbaşkanına elbise dikecek kadar meşhur, günde diktiği 10-12 takım elbisenin parasından kendi ihtiyacı kadarını alıp kalanını çıraklarla, küçük çıkınların içinde yoksul ailelere gönderecek kadar cömert, akşama doğru dükkâna gelen hanımına bunun hesabını veremeyince bedduadan, hafif dayağa varıncaya kadar şiddet görmesine rağmen hanımına sadece tebessüm edecek kadar âlicenap bir zattır. Bu terzi çıraklığı uzun sürmemiş, sesinin güzelliğinden dolayı müezzin olmuş, gazelhan ve mevlithan olarak ünlenmişti. Arkadaşı ise liseyi bitirdikten sonra tıp fakültesinden mezun olmuş, kadın doğum doktorluğunu n yanı sıra Türk Sanat Musikisinin ünlü bir bestekârı ve icracısı olarak gönüller fethetmiş, devlet sanatçısı unvanının yanında 2010 yılı “Sanat Büyük Ödülü” ile Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından mükâfatlandırılmış Prof. Dr. Alâeddin Yavaşça’dan başkası değildi.
Namaz bitmiş sıra tesbihata gelmişti. Arkadaşına bir mesaj göndermek istiyordu. Onun “Gözümden yol bulup gönlüme akdın.” şarkısının suzinak makamındaki bestesi ile başladı tesbihata, sonra hicaz makamına, ondan nihavente, sonra rasta geçip tekrar hicaza dönerek başladığı gibi suzinakla bitirdi tesbihatı. Alâeddin Yavaşça camiden ayrılırken meraklı gözlerle müezzin mahfiline bakıyor, bu makamşinas, musikişinas müezzini merak ediyordu. Arkadaşını görünce iki kolunu açarak onu kucaklarken: “Biliyordum, zaten senden başkası olamazdı Durmuş Hocam!” diyordu.
Kilis’in Hafız Burhan’ı olarak anılan Durmuş Çarpın, özgeçmişini kendi dilinden şöyle anlatır: “Efendim; bendenizin din görevliliğimden kalma lakabım Durmuş Hoca’dır. Soyumuz Ala Haydar diye bir soydan geliyor. Daha sonra Ced olan Maksudoğlu ve babadan dedem Hudarcı Zekeriya adıyla maruf zat imiş. Babam Abdurrahim, annem merhum Atiyle Hanım, Kafaf Çeşmesi banisi Kafaf Muhittin’in kızıdır. Babam Abdurrahim Efendi önceleri mevlevihanede halliye çalmış, sonra Cezarzade Hacı Ahmet Efendi Hazretlerine müridlik yapmış ve şoförlükte karar kılmış bir sonsuz adamdır.
Canbolatpaşa Tekke Camii’nin güneyinde, camiye bir yalın duvar ile komşu olan Eşref Kasteli levhasının karşısındaki 8 numaralı evde 1341=1927 yılında “Pirpirim Zamanı” doğmuşum. Babamı çocuk yaşta kaybettim. Bir yetim gibi kendimi Murtaza Camii’ndeki “Sıçanlı Mektebi” diye tanınan iki sınıflı yani 1. ve 2. sınıfı olan İstiklâl Mektebi’nde buldum. 3. ve 4. sınıfları Şehit Sakıp, 5. Sınıfı Cumhuriyet ilk mekteplerinde okuyup “Taş Mektep” olarak bilinen Kilis Orta Mektebi’nden mezun oldum. Şehrimizde o zaman lise olmadığından lise ve üniversite tahsilini yapamadım.”



