KAVRAM BURÇLARININ FETHİ
Medeniyet Yöneticisi · 12.08.2016 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
“Fetih” ve “işgal” bir beldenin ya da bir mekânın ele geçirilmesi manasına gelmeleri bakımından birbirleri ile benzeşseler de, ele geçirenin ele geçirmesinden sonra tahakküm kurduğu mekândaki tutum ve davranışı yönüyle birbirinden ayrılırlar. Ele geçirilen mekânın yeni hâkimi şayet orayı ötekileştirmez, kendi ülkesinin bir parçası sayar
ve kendi ülkesinde kurduğu düzeni orada da devam ettirirse, bu bölge artık o hâkimin ülkesine açılan, o hâkimin ülkesi için kazanılmış bir diyar olur.
Ve tarih bu ‘açışı’ bir ‘fetih’ olarak yâd eder. İşgalse bundan çok başkadır. Herhangi bir yeri zapt ederek oraya hâkim olan kişi, o bölgeyi kendi ülkesinin bir parçası saymaz, aksine kendisinin refahı için sömürmeye kalkar, o bölgenin insanını aşağılar ve haklarını teslim etmezse işte bunu da tarih oradaki insanların haklarından ‘alıkonulması’ sebebi ile bir ‘işgal’ olarak kaydeder.
Fatihler ile işgalcilerin psikolojileri de birbirinden farklılık gösterir. Fatihler ele geçirdikleri ülkeyi kendi ülkelerinin bir parçası saydıklarından, o ülke insanını bir tehdit olarak değil, aksine bir zenginlik olarak görürler. O ülkeye kendi ülkelerine hizmet ettikleri gibi hizmet ederler. O bölgenin zenginliğini yine o bölgenin insanından esirgemezler. Fakat işgalciler için durum farklıdır. İşgalciler kendilerine ait olmayan bir yere sadece silah gücü ile girmiş ve orada kalabilmelerinin tek yolunun da yine silah gücü olduğunun farkında olan kimselerdir. Onların hâkimiyetinin yegâne meşruiyeti ellerindeki silah ve sahip oldukları kaba güçtür. Onlar bölgede sonradan zuhur eden bir güçtürler ve bu sonralıkları onları hırçın, bir o kadar da korkak yapmaktadır. Bu korkaklıklarını yine ellerindeki silahla gidermeye çalışırlar. Bölge insanının faydalanması ya da güçlenmesi anlamına gelecek hiçbir şeye müsaade etmezler.
*** İşgale açık olan tek yer yaşanılan topraklar değildir. Zihin coğrafyaları da işgale ve ele geçirilme istek ve emellerine açıktır. Zihin haritalarındaki coğrafyalarda işgalin hedefi olan yerler kavramlardır. Ve kavramlar; eşyanın tanımlanması, onun hakikati üzerine tasavvurların geliştirilmesi, bu tasavvurlar ile de bir medeniyet inşa edilmesinin aracıdırlar. Medeniyet adına yapılacak her hamle ilk önce tefekkürde ve sonrasında kavramlar ile dilde tezahür eder. İnsanlar bu kavramlar ile söylemler üretirler ve bu söylemler ile hayata müdahalede bulunurlar.
Kişiliğin ve kimliğin ifade edildiği, bu kişilik ve kimliğe uygun medeniyet hamlelerinin kendileri ile yapıldığı kelime ve kavramların her biri, bu özelliklerinden dolayı işgale açık burçlar gibidir. Zihin coğrafyasındaki kavram burçlarını hükmü altında tutan devlet ise insanların inancı; hayat, kâinat ve eşya tasavvurudur. Bu tasavvuru meydana getiren her bir kavram bu devletin bir burcudur. Taşıdığı anlam bu tasavvuru besler, aynı zamanda bu tasavvurdan güç alır. İnsan, zihin coğrafyasında hüküm süren bu tasavvur devleti ile eşyaya isimlerini koyar, çevresini saran tabî ve sosyal çevre ile iletişim kurar.
Bu iletişimin bozulmasını, insanın çevresindeki etki gücünün kırılmasını isteyen işgalci güçlerin zihin haritalarındaki hedefleri bu kavramlardır. Kendi güçlerini artırmak üzere kavramlar üretirler, işgal etmek istedikleri tasavvurun kelimelerini ve kavramlarını ise anlamsızlaştırmaya gayret ederler. Kavramlar ile zihnî bir işgal içine giren bu güçler tıpkı bir ülkeye silah gücü ile giren kişiler gibi hem baskıcı hem korkaktırlar. Kavramların esas manalarının bilinmesini istemezler. Kendi ihdas ettikleri anlamların sorgulanması, doğru ve hakikat adına ilmî faaliyetlerde bulunulması onları ürkütür. Ellerinde bulundurdukları bilimi ve bu bilimin hâkimiyet araçlarını hükmettikleri kişilerle asla paylaşmazlar. Onların kendileri olarak ilmî-bilimsel-fikrî çalışmalar yapmasını daima bir tehdit unsuru olarak görürler. Bu sebeple hükmettikleri insanların kavram ve anlam arayışlarını akamete uğratmak adına onların dillerine truva atı vazifesi görecek kavramlar yerleştirirler. Bununla da kalmaz, bu kavramları kullanan ve toplumunu egemen güce köleliğe sevk eden kanaat önderleri de bulur, yetiştirir ve zihinlerini işgal altında tutmak istedikleri topluma salıverirler.



