İSLAMCILIK - 3
Medeniyet Yöneticisi · 11.08.2017 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İslâmcılığı birkaç çeşit anlamak mümkün, bunların tasnifi, aralarındaki ortak bağlar ve farklılıkları tesbit etmek ve illetlerini açıklamak gerekecektir.
Bu topraklara ait İslâmcılık birkaç şekilde tarif edilebilir?
İttihad-ı İslâm
İslâm Birliği projesi, tarihin son dönemlerinde bu hususta akla ilk gelen Yavuz Selim Han’dır. Hilafeti tekrar canlandırarak dağılmış İslâm dünyasını o birleştirdi ve Müslüman halkı siyasi bir çatı altında topladı. Bundan sebep Said-i Nursi onu bu konuda üstad kabul eder, İttihad-ı İslâm tarifini de şöyle yapar;
“İttihad-ı İslâm hakikatinde olan İttihad-ı Muhammedî’nin (Aleyhissalâtü Vesselâm) cihet-i vahdeti tevhid-i İlahîdir. Peyman ve yemini de imandır. Encümen ve cem’iyetleri, mesacid ve medaris ve zevayadır. Müntesibîni umum mü’minlerdir. Nizamnamesi Sünnet-i Ahmediye’dir (Aleyhissalâtü Vesselâm). Kanunu, evamir ve nevahî-i şer’iyedir. Bu ittihad, âdetten değil, ibadettir.”
İlahi bir emir sayılan bu birlik zamanla Osmanlı’nın bekası için de vaz geçilmez bir siyaset haline getirildi. Bu hususta da en belirgin siyaset güden Sultan II. Abdülhamid Han’dır. Onun İslâm Birliği fikri Osmanlı’yı ayakta tutmak idi, bu ayakta tutuş düşüncesi bütün tarifleriyle İslâmcılığa aykırı değildi, tam tersine İslâm’ı ve Müslümanları besleyici ve himaye edici idi. Lâkin İslâmcıların bir kısmı bunu anlayamadı veya II. Abdülhamid kendini tam anlatamadı yahut o zamanın umumi ahvali doğru anlaşılmasına müsait değildi. Bugün “Dünya İslâm Alimler Birliği”, “D-8’ler”, 57 İslâm ülkesinin üye olduğu “İslâm İşbirliği Teşkilatı” vb. kuruluşların ilham kaynağı II. Abdülhamid’in İttihad-ı İslâm projesinin düşük profilidir demek mümkündür. İslâm birliğinin hayat bulabilmesi, halkı Müslüman olan her bir ülkenin kendi içinde bir İslâmlaşma sürecini yaşaması lazımdır, aksi halde pratik karşılığı olmayan düşünsel bir eylem olarak kalır. Bu konuda dünya Müslümanlarıyla Türkiye Müslümanları haydi dar anlamında kullanalım dünyadaki İslâmcılarla Türkiye İslâmcıları birbirlerinin tecrübelerinden yararlanmalıdır, hatta mümkün ise her ülke kendi özelini muhafaza ederek işbirliğine gidebilmelidir. Bu konuda çok çekingen davranmanın da gereği yoktur, küresel bir dünya var ve birbirlerine yakın olanlar kendi aralarında müstakil kurum ve kuruluşlar ihdas edebiliyorlar. Türkiye İslâmcıları bu hususta üzerine düşeni yapmalıdırlar, sadece Türkiye ile yetinerek ayakta kalmaklığımız mümkün değildir. Tabii ki bu Türkiye İslâmcıların tek başına yapabileceği bir iş değildir. Her ülke İslâmcıları buna hazır hale gelebilmelidir. Halkı Müslüman olan devletlerden ziyade halktan halka ilişkiler sağlanabilirse devletler arkasından gelebilir. Alttan akıllıca gelişen gelişmelere devletin direnci bir yere kadardır.
İslâmcılık açısında Batılaşma/modernleşme ile yerlilik veya yerellik arasındaki ilişkilere biraz yakından bakmak icabeder.
Bu konuda en dikkate alınması gereken İslâmcı; Said Halim Paşa ’dır. Batıyı iyi bilen Paşa, aynı zamanda bir devlet adamıdır, mesuldür ve mesuliyetini de müdriktir.
Said Halim Paşa’nın “Buhranlarımız” adlı kitabı İslâmcılık konusunda çokça başvurulan kaynak olarak kabul edilir. Değişik zamanlarda yazılmış sekiz kitap/risaleden müteşekkildir. 1910 yılında Mukallidliklerimiz,1911 yılında Meşrutiyet, 1916 Buhrân-ı İctimâîmiz, 1917 Buhrân-ı Fikrimiz, Taassup ve İnhitât-ı İslâm Hakkında Bir Tecrübe-i Kalemiyye, 1918 yılında İslâmlaşmak. Malta sürgünü günlerinde yazdığı 1922 yılında Sebilürreşad dergisinde yayımlanan İslâm'da Teşkilâtı Siyasiyye’den oluşur.



