İSLAM'IN AZİZ ŞEHİDİ SEYYİD KUTUB
M. Beşir Eryarsoy · 29.08.2016 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Seyyid Kutub’un şehadetinin 30. yılı dolayısıyla içerisinde bulunduğumuz camia ile birlikte iki günlük bir sempozyum düzenlemiştik. 10 yıl sonra bu sempozyumu değerli ilim adamlarımızın da katkısıyla bir daha tekrarlama fırsatımız oldu. Bu şekildeki anmalar ile Müslümanlar hem Seyyid Kutub’a karşı vefa borcunu yerine getirmekte hem de onun düşüncelerinin yeniden gündeme taşıyarak yayılmasına vesile olmaktadır.
Seyyid Kutub’u anlamaya önem vermemiz gerekiyor. Çünkü Seyyid Kutub çağımızı yakından tanıyan biridir. Çağımızın temel vasıflarını, dinamiklerini ve bu dinamiklerin ne gibi dışarıya yansımalarda bulanacağını tespit etmiş müstesna bir mütefekkir ve önemli bir gözlemcidir. Merhum Kutub, Sosyal Adalet kitabının sonlarında şöyle bir ifade kullanıyor: “Bu satırların yazarı ömrünün 25 yılını Batıyı okuyup tanımakla geçirmiş bir insandır. Bundan dolayı da hiç pişman değildir. Böylelikle Batı’yı tanıyarak Batı’nın kendisine ve bizim toplumumuzda sebep olduğu her türlü hastalıklara İslam’ın nasıl bir çare bulduğunu daha sağlıklı ve daha şuurlu bir şekilde sunma imkanını elde ettim.” Yani Seyyid Kutub okuduğu Batı kültürü içerisinde erimiş, kaybolmuş bir insan değildir.
Seyyid Kutub’un sosyalistlik bir döneminin olduğu iddialarını şüphe ve tereddütle karşılıyorum. Kardeşi Muhammed Kutub’la 80’lı yıllardaki bir sohbetimizde “Şehid için sosyalist bir döneminin olduğundan bahsediliyor. Sizin bu konudaki kanaatiniz nedir?” diye sordum. Dedi ki “Benim abim hiçbir zaman kapitalist olup kapitalizmi savunmadığı gibi sosyalizmi de komünizmi de asla savunmuş değildir.” Gerek Muhammed Kutub’un ifadeleri gerek Seyyid Kutub’un eserleri onun hakkındaki bu kanaatleri kabullenmemize imkan vermiyor. Şahsen ben Seyyid Kutub’un sosyalizmi ya da herhangi bir Batı rejimini savunan değil en ufak çapta dahi prim veren bir yazısını veya makalesini okumuş değilim. Belki de vardır bilemiyorum, benim bilmemem yokluğu manasına gelmez ancak bu durum benim daha ihtiyatlı olmamı gerekli kılıyor.
Seyyid Kutub yaşadığı çağı anlamakla birlikte etkisinde kalmayan bir insandır. Batıyı bilmekle birlikte ondan etkilenmemiştir.
Seyyid Kutub, Batı’nın bizzat kendisinin ve Batılılaşmış toplumların içinde bulundukları sıkıntıları ve zorluklara çözüm üretmek açısından Kur’an ve sünnetten sağlıklı bir şekilde hareket etmenin teminatıdır. Mutezileyi Mutezile yapan ithal edilen veya tercüme edilen Klasik Yunan kültürünün etkisi altında kalmış olması ve bunların İslam’a uyarlanmasıdır. Günümüzde birçok Batı etkisinde kalmış ve İslam adına bir şeyler söyleyen aydınlar, mütefekkirler ve alimler bulabiliyoruz. Ama Seyyid Kutub Batı’yı bilmekle birlikte Batı’dan asgari ölçüde etkilenmiş demiyorum hiçbir şekilde etkilenmemiş olduğunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ve bunu söylerken hiçbir tereddütte göstermiyorum.
Seyyid Kutub’un, Batı’nın sebep olduğu problemlere başka bir yerden etkilenmeden katıksız bir şekilde Kur’an ve sünnetten çözüm sunması oldukça müstesna bir değerdir. Bu özelliğini ifade yerindeyse ben aşılmaz demiyorum ama onu aşan birileri gelinceye kadar sürekli bu yönüyle gündemde tutmamız gerektiğine inanıyorum. Aynı şeyi Malik Bin Nebi ve Ali Şeriati için söyleyemiyorum. Fakat Mevdudi için, Seyyid Kutub’un bir manada öğrencisi olan kardeşi Muhammed Kutub için Batı etkisi altında kalmış bir çözüm sunma yaklaşımını görmediğimi ifade etmek isterim.



