İFTAR KONUŞMASI
Medeniyet Yöneticisi · 03.07.2015 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Bu mübarek günün bu mübarek iftar saatinde bizimle beraber oruç açma lütfunda bulunarak bizleri şereflendirdiğiniz için hepinize teşekkür ederim. Cenab-ı Allah’tan sizleri bol bol mükâfatlandırmasını niyaz ederim.
Gerek ayın Ramazan ayı olması itibari ile gerek Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirilmiş olması itibariyle ve gerekse de Kur’an-ı Kerim’in ümmette görmek istediği gerçek ve kendisine layık olan konumdan uzak olmamız itibari ile neleri gündeme getireceğim hususunda gerçekten bir seçip yapamıyorum.
Ümmetin, Kur’an’ın ilahi rahmetinden, ümmet için istediği beşeriyete şahitlik edebilme konumunda bulunamayışından mı bahsedelim yoksa en doğusundan en batısına güneyinden kuzeyine hallaç pamuğu gibi atılan ümmetin hazin halinden mi bahsedelim. Bu ümmetin hazin halinden söz edelim dediğimizde nereden başlayacağız? Allah’ın dini ile savaş verilmeyen, açıktan ve belli bir şekilde bu ümmete ve bu ümmetin dinine karşı mücadele edilmeyen tek bir karış toprağımız kalmadı desek mübalağa olmaz. Ümmet üzülerek söylüyorum ki hallaç pamuğu gibi atılıyor. Maalesef yine üzelerek belirtiyorum ki ümmetin büyük bir kısmı cereyan eden hadiseleri derinliğine okumaktan derinliğine kavrayabilmekten son derece uzaktır. Ümmet büyük bir çoğunluğuyla kendisini ümmet yapan, on dört asır önce bu ümmeti tarihin sahnesine çıkartan, yarım asrı bulmayan bir zaman içerisinde o zaman için uygar dünyanın yarısından fazlasını tevhid bayrağını dalgalandırmasına zemin ve imkân hazırlayan İslam’ın kendisinden ciddi manada haberdar değildir. İşin en dikkate değer tarafı üzerinde en fazla durulması gereken tarafı da budur. Ümmet kendisinden habersizdir ümmet misyonundan habersizdir ümmet beşeriyete karşı şahitlik konumunda bulunmaktan maalesef habersizdir. Bizim bunun farkında olmamız iki milyarla ifade edilen bir ümmet için çok çok düşük bir nispettir. Altı yedi milyarı bulduğu ifade edilen bütün dünya nüfusu içerisinde ise daha fazla düşük bir nispettir. Vaziyetin bu olması dava sahiplerinin sorumluluklarını kat kat arttırmaktadır. Sorumluluklarımızın büyük olması bizim için bir yandan bir lütuftur diğer yandan ise bu işin üstesinden nasıl kalkacağız gibi bir ümitsizliğe de sebep olma durumuyla dezavantaja sahiptir. Ancak unutmayalım ki Cenab-ı Allah’ın vaadi bu ümmetin karşısında on dört asır öncesinde olduğu gibi aynen duruyor.
Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah’ın dinine) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınıza sebat verecektir.” (Muhammed; 7) Bu sorumluluğun bir diğer gereği Ömer bin Abdulaziz ile ilgili şu anekdotta ifade edildiği şekilde kendimize zaman ayırma durumunda olduğumuzu gösteriyor. Ömer bin Abdulaziz uyuyorken oğlu gelerek “Kalk baba ümmetin işleri seni bekliyorken sen nasıl böyle rahat uyuyabilirsin.” Ömer bin Abdulaziz şöyle diyor: “Evladım haklısın fakat nefsimiz bineğimiz gibidir eğer bu bineğe layıkı veçhiyle bakmayacak olursak bizi yolun yarısında bırakır.” Yani şunu demek istiyor; eğer ben uyuyorsam ümmete daha dinç daha uygun bir akılla daha rahat daha güçlü ve daha mükemmel hizmet vermek için uyuyor ve dinleniyorum. Böyle bir maksat dışında inanıyorum ki bu davanın farkında olan hiçbir kimsenin bunun dışında bir dinlenmeye zamanının olduğunu zannetmiyorum. Sorumluluk gerçekten büyüktür fakat şunu da unutmamak gerekir şeytanın iğvasına ve tuzağına insan oğlu düşmeye her zaman müsaittir.



