HALEP’TE İNSANLIK YOK EDİLİYOR!
Medeniyet Yöneticisi · 01.02.2017 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Sizler bu satırları okurken muhtemelen yanı başınızdaki Halep’te bir bebek daha katlediliyor olacak. Yüzü gözü kanlar içinde bir yavru, canhıraş çığlıklarla viraneler arasında anne babasını arayacak. Belki bir baba, çaresizlik içinde kucağındaki ölü çocuğunun melek sima yüzüne bakıp gözyaşı dökerken ABD, Rusya ve İran haçlı şer ittifakının zehirli kurşunlarıyla bir kez daha vurulacak yüreğinden.
Belki bir mücahit daha düşecek şehadet şerbetini içerek mümbit Bilâd-ı Şam topraklarına. Belki bir çocuk daha yetim kalacak, belki yüzlerce belki binlerce çocuk, kadın, yaşlı daha aç susuz, ser sefil Hakk’a yürüyecek…
Yahut gözden ırak olduğu için neredeyse gönülden de uzak olan sahipsiz, kimsesiz Arakan topraklarında bir iffetli kadın daha Budist askerlerince kirletilecek, Rohingyalı bir Müslüman daha kurşuna dizilecek, bir köy daha yerle bir edilecek, Budist bir heykel daha mescidin bir köşesine yahut mihrabına konulacak. Bir can daha düşecek derme çatma kulübelerde, bir garip, bir fukara, bir mazlum, bir Müslüman daha inleyecek günlerdir midesine tek bir lokma dahi girmeyen zayıf, cılız, çıplak bedenli insanların iki büklüm yaşadığı muşamba dekorlu çadırlarda.
Uzağa gitmeye ne hacet!.. Kim bilir belki de sağımızda, solumuzda, semtimizde, şehrimizde, ülkemizde hain yeni bombalar patlatılacak… Şarapnel parçaları kaç masum yüreğe daha isabet edecek... Yüzlerce insan daha hayatını kaybedecek… Belki bir kardeşimiz, belki bir dostumuz, belki bir insanımız daha katledilecek küresel zulmün uzantısı olan hain ve vahşi saldırılarda.
Her şey değişecek, her şey hareket hâlinde olacak ama değişmeyen ve kıpırdamayan tek şey İslâm dünyası olacak. Ne acı! Halep yok olacak, Arakan yok olacak, mazlumlar, masumlar, yetimler âhını Arş-ı Âlâ’ya gönderecek, kadim İslâm medeniyetinin pâk toprakları haçlı ve pers zihniyetiyle kirletilecek ama insanlık, ama insan ve hayvan hakları savunucuları, ama pek duyarlı ekran koruyucu Müslümanları susacak, sesini çıkarmayacak, o pek büyük süslü püslü laflarını ne zaman geleceği bilinmez yarınlara erteleyecek.
Ne çok acı var şu dünyada! Ne çok zulüm! Ne çok göz yaşı!.. Kıtalar ötesinden, Frenk diyarlardan sırtlan kümeleri gelsin de Müslüman coğrafyasını talan etsin, namus iffet kirletsin, çocukları yetim, kadınları dul, babaları evlâtsız bıraksın, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmasın, mabetler, mekânlar, haneler yerle yeksan edilsin, ama Müslümanların kılı kıpırdamasın… Olacak şey değil! Gidip kûşe-i uzletinde faydası olmayan meselelere kafa yorsun, siyasete, gündeme, gidişata ilişkin hiçbir açıklama yapmasın, zalime “Ey zalim!” deme cesaret ve şahsiyetini göstermesin, olup biten katliamlara kör ve sağır kesilsin… Sonra da büyük nutuklar irat etsin. Ne onur kırıcı bir tavırdır bu!
Hak-Batıl mücadelesi kıyamete kadar sürecektir. Yaşanan hadiseler de bu mücadelenin bir parçası. İnancımız budur. Sorgulanması gereken husus şudur: Kimin yanında mücadele ediyorsun? Hain ve zalimlerin yanında mı masum ve mazlumların yanında mı? Şeytan ve avenelerinin yanında mı meleklerin yanında mı? İdeallerinin, gizli planlarının, dünyalığının yanında mı kalıcı olan ahiretin yanında mı? Kimin yanındasın ey Müslüman? Söyle! ABD’li Coni’nin mi Rusyalı Putin’in mi İranlı Ruhanilerin mi? Kimin yanındasın ey insan? İnsan, tercihlerinin sonucudur. İnsan, sevdiklerinin ve yanında olduklarının hülasasıdır. “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” İnsan, zalime haykırdığı, haksızlığa başkaldırdığı nispette izzetli; sustuğu nispette zilletlidir. Hak-Batıl mücadelesinde taraf olmak izzet ve zillet, iman ve küfür meselesidir, basite alınamaz.



