GARPZEDELER
Medeniyet Yöneticisi · 24.01.2015 · 8 dk. okuma · Güncellendi 13.02.2015
Zede ; Farsça, zeden –zed- zede; vurma, dövme, çarpma, vuran,. Zedegan; vurulmuş, çarpılmış, çalınmış, dövülmüş, uğramış. Felaketzede felakete uğramış. Selzede depremzede; mağdur olmuş, sıkıntıya duçar olmuş..
Garpzedeler de öyle, batı tarafından dövülmüşler, batının husumetine çarpılanlar. Zedeliği türküler ve şiirlerimizde iyi kullanmışız. Bir şarkı sözü;
Gam-zedeyim devâ bulmam Garibim bir yuva kurmam
Şairimiz Ahmet Haşim;
Aşkın bu karanlık gecesinde Hicranımı duydum seni andım Firkat-zede bülbül gibi yandım
Der, burada zedenin nasıl bir iflah olmaz dert olduğu anlatılır. Zedelemek de bununla ilgilidir, kelime ayni kökten geldiği için anlam olarak yakındırlar. Zedelemek; manen yıkmak, zarar vermek, hırpalamak, incitmek.
Batılılar; Oryantalizmi icad ederek bizim içimize sokmuşlar, Oryantalistler de istila öncesi bir öncü kuvvet gibi çalışmışlardır. Keşif birliği misali istilacı askerlere işaretler vermişler nokta atış edecekleri yerler tesbit etmişler, ardılıları da zaman kaybetmeden atışlarını etmişler ve tam isabet: Bizi can evimizden vurmuşlar.
Edward Said; maskelerini düşürmüş ve ne olduklarını açığa çıkarmıştır. Oryantalizmin İslam dünyasına yaptığı tahribatı anlatmak ciltlere sığmaz. Dili, örfü, dini nasıl değiştirdiklerini bu işle uğraşanlar bilir. En son Yüksel Kanar; “Batı’nın Doğusu” adlı nefis çalışmasıyla bu fasla güzel bir kapı açmış, meraklılar oraya müracaat edebilir. İçimden keşki; bizim de bu meyanda çalışanlarımız olsaydı, birileri de “Doğu’nun Batı’sı” diye bir kitap yazsaydı, diye temenni ettim. Ne yazık ki onun yerini “garbzedeler” diye kitaplar yazıldı.
Garba meftun olmak, yeni değil. Garp; gözümüzde ulaşılacak en yüce ideal, asr-ı saadet, insanlığın son merhalesi. Aşık olmuşuz, aşkın gözü kördür, onun için batıyı değerlendiremeyiz, biz ona ulaşmaya çabalayanlarız sadece.
Hayallerimizi süsleyen batı; önceleri Fransa idi, Tanzimat erbabının hayranlıkları Fransa’ya idi, onunla yatıp onunla kalktılar. Garpzedelerimizin ilki Fransa meczupları. Cezbeye kapılmışlar, o taraftan gelen herzeler bile büyük ilerleme diye tarihimize geçti. Ne var ne yok hepsini emmeye çalıştık, Fransız’ın garabetlerini. Konaklarımız, Fransız usulü inşa edildi, edebiyatımız serapa Fransız oldu.
Medeniyet demek Fransız gibi olmaktı. Şinasi’nin Mustafa Reşit Paşa için söylediği; “Medeniyet Rasulü” nitelemesi, batıcılarımızca garba nasıl bakıldığını ve garbı nereye koyduklarını izaha yeter. Sonra Anka kuşumuz İngiltere’ye kondu, bu sefer İngiliz hayranı olduk. Futboldan bilmem hangi matematiğe kadar İngiliz. Elan Pakistan’da araba direksiyonu sağda, İngilizlerden kalma hayranlık. En son garbımız ABD ve AB, biri demokrasi getiriyor, öbürü insan hakları ve standartlarını. İnsanımız burada birkaç kısma ayrılıyor. Bir kısmı baştanbaşa garp kokuyor. Garbın her şeyine hayran. Mademki garpçılık cereyanına tabiiyiz o halde her şeyini alırız. Başka bir şey aramak gerekmez. O tüm insanlığın malıdır. İnsanlık başını taştan taşa vurarak “Batı Uygarlığı” na ulaştı, biz tekrar bazı denemeler yaparak zaman kaybetmeyelim, batıyı buraya taşıyalım, işler tastamam düzelir. Ne PKK kalır, ne enflasyon, ne Kıbrıs meselesi, ne başörtü meselesi. Cemisi hal edilir. Onun için memleketini ve insanlarını seven batı medeniyet dairesine girmeye çalışsın sakın ha onun dışında bir çıkış aramasın.



