EĞİTİMİN ANA TEMASI "SALİH İNSAN"
Medeniyet Yöneticisi · 07.11.2016 · 7 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
İslâm toplumunun kendi yaşantısına, inancına, yüce değerlerine ve izzetini elde etmek için verdiği kavgasına uygun bir eğitim sistemine olan ihtiyacı bugün daha da artmıştır. Özellikle şu anda şiddetin, cinnetin ve şehvetin kurbanı olmuş genç nesillerimizin içinde bulunduğu buhranı, sıkıntıyı görünce değerlerimize uygun eğitim sisteminin önemi daha da iyi anlaşılmaktadır.
İslâm toplumunun ihtiyacı olan eğitim sistemi Müslüman’ın hayatını baştan sona düzenleyecek, sosyal statüsü ve ırkı ne olursa olsun toplumun bütününü içine alacak ve her şart ve ortamda kendisi ile ayakta kılınacak bir sistemdir.
Modern zamanlarda ulus devletler içinde eğitim felsefesinin temel amacının mevcut statükocu kültürün tüm nesillere yayılmasını sağlamak olduğunu görüyoruz. Yani tek tipçi, düzene uygun kafalar yetiştirmek ulus devletlerdeki eğitim paradigmalarının temel amaçları arasındadır. Ulus devletler bazı istisnalar hariç artık firavunvari yöntemlerle halkı kendilerine kul köle etmiyorlar. Bunun yerine eğitimin değiştirici-dönüştürücü etki ve gücünden yararlanıyorlar.
İncelediğimiz zaman eğitim kadar etkili bir yöntem ve vasıta bilmiyoruz. Bu nedenle Kur’ân ilk olarak “namaz kıl”, “ibadet et”, “cihat et” vs. emirlerle değil; “Kendini, evreni, kitabını oku!” emriyle inmeye başlamıştır. Kur’ân’ın yerle göğü birleştiren ilk inen beş ayeti, İslâm’da eğitimin temel esaslarını ve ana temasını ortaya koymuştur. “Oku, o yaratan Rabbinin adıyla! İnsanı bir kan pıhtısından yarattı! Oku, o, cömertliğinin sonu olmayan Rabbinindir! Kalem ile (yazmayı) öğreten de. O, insana bilmediği şeyleri öğretti.” (Alak, 1-5)
İslâmî eğitime bizler aynı zamanda tevhidi eğitim de diyebiliriz. Çünkü tüm peygamberlerin ortak mesajı tevhid idi. Ve insanları tevhid üzere davet edip tevhid üzere eğitiyorlardı. Aslında Kur’ânî, İslâmî bir bakış açısıyla baktığımız zaman eğitimi cahilî eğitim ve Tevhidi eğitim diye ikiye ayırmamız mümkündür.
Cahilî eğitim, Allah’ı bilimsel anlayışına karıştırmayan, vahyi dışlayan, laik, seküler karakterli, bilimi ve aklı put hâline dönüştüren bir eğitim anlayışıdır.
Cahilî eğitim Allah’ı gündemine almayan, besmelesiz bir eritim sistemidir. Yıllardır ve maalesef tüm pansuman tedbirlere rağmen hâlâ ülkemizde hâkim olan anlayışın bu olduğunu söylemek abartı olmasa gerek.
Ne hazindir ki, temel hedefi insanı ruhen ve bedenen yüceltme olan eğitim, çoğu zaman amacının dışında da kullanılabilmektedir. Materyalist eğitimi nesillere dayatanlar artık Firavun’un düştüğü hataya düşmemektedirler. Ülkeleri asimile etmeden önce, eğitim vasıtasıyla zihinlerini elde edebilmektedirler. Neticede eğittikleri insanlar, derileri, giysileri ve renkleriyle yerli; düşünce ve kişilikleriyle yabancılaşmaktadırlar. Bu eğitimle yetişen nesiller şizofreni hastasını andıran iki kişilikli bir insan profilini ortaya koymaktadırlar. Kimlikleriyle Türkiyeli, Mısırlı, Pakistanlı, Hindistanlı vs. olup, ruh ve düşünceleriyle Fransız, İngiliz, Amerikan vs. gibi düşünebilmektedirler.
Müslüman şahsiyet sahibidir; mefkûresi, duruşu bellidir; yabancı kan kabul etmez; dışarıdan empoze edilen değerlere karşı durur, reaksiyon gösterir, inanç ve kimliğini korumak için gerekirse en kıymetli varlığını verir. Bu nedenle İslâm âleminde görülen çalkantı ve sıkıntıların çoğunun temelinde materyalist eğitimin getirdiği tahribat yatmaktadır.





