EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇIKMAZLARI
Medeniyet Yöneticisi · 12.09.2022 · 9 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Hindu-Müslüman çatışmasının en yoğun yaşandığı dönemde “pasif direniş”in sembol ismi Mahatma Gandhi'ye Hintli bir Müslüman “Hindular benim oğlumu katlettiler, ben ne yapayım?” diyerek dert yanar. Gandi'nin cevabı dikkat çekicidir: “Sen de yetim bir Hintli çocuk bul ve onu yaşat.”
90'lı yılların başında Ankara'da düzenlenen bir uluslararası sempozyumda sosyolog bir profesörün “düşmanın yaptığının karşıtını değil çelişiğini yapmak” şeklinde özetlediği tezini desteklemek babından aktardığı bu anekdotu esas alan bir tebliğ sunduğunu hatırlıyorum.
Osmanlı'da devşirme sistemi, özellikle fethedilen topraklardaki gayrimüslim ahalinin fakir ailelerinden alınan zeki çocukların, sıkı bir eğitimden geçirilerek devletin üst düzey idari ve askerî kadrolarında yönetici olarak görev almalarının sağlanması şeklinde cereyan ediyordu. Sisteminin sağladığı pek çok maslahatın yanında özellikle nitelikli beyin gücünün devletin merkezi İstanbul'da yoğunlaşmasını ve bu gücün devletin âlî menfaatleri için sevk ve idare edilmesini sağlayan nevi şahsına münhasır bir uygulama olması açısından dikkat çekicidir. Osmanlı coğrafyasının beşerî kaynaklarının keşfedilerek değerlendirilmesi ve bu kaynağın yine bu topraklar için kullanılması; devşirme siteminin amacını ortaya koyan en yalın ifadedir. Öte yandan pek çok yerli yersiz eleştiriye tâbi tutulan devşirme sisteminin en ayırt edici özelliği; beyin göçünden ziyade beyin gücünün Osmanlı coğrafyasının payitahtında yoğunlaştırılarak yetiştirilmesi ve ihtiyaç duyulan makam, mevki ve mıntıkada değerlendirilmesi şeklinde gerçekleşmesidir. Yani kabiliyetli vatan evlatlarının yine kendi coğrafyasında kalarak vatandaşı olduğu devlete ve topraklara hizmet etmesidir. Nitekim Enderun'da yetişen devşirmelerden 60'ı sadrazam olarak görev yapmış; ilki Sultan Fatih'in sadrazamı Şehit Mahmut Paşa olmak üzere Sokullu Mehmet Paşa, Köprülü Mehmet Paşa, Damat İbrahim Paşa, Rüstem Paşa, Sinan Paşa gibi pek çok meşhur devlet adamları kendi yaşadıkları coğrafyaya ve tebaası oldukları devlete önemli hizmetlerde bulunmuşlardır. Osmanlı'da zeki ve yetenekli çocuklar bürokrat olarak yetiştirilmek üzere Enderun Mektebine alınırken ayrıca güçlü ve kuvvetli olanlar ise askeriyeye alınırlardı. Muhteşem eserleriyle tüm dünyada asırlardır hayranlık uyandıran Mimar Sinan da yeniçeri olarak yetiştirilmek üzere Acemi Oğlanlar Ocağı'na alınan devşirmelerin en meşhurudur.
İlk defa Sultan Fatih Dönemi'nde sistemleştirilerek benimsenen devşirme uygulamasıyla devletin merkezî gücü tahkim edilmiş, taşranın ve özellikle gayrimüslim tebaanın devlete bağlılığının ve sadakatinin artırılması amaçlanmış, böylece genel olarak Osmanlı coğrafyasının beşerî kaynağından, özel olarak ise beyin gücünden azami düzeyde yararlanılması hedeflenmiştir. Osmanlı İmparatorluğunun coğrafî sınırları içerisinde bir nevi kapalı devre gerçekleştirilen devşirme sistemi, 19. yüzyıldan itibaren emperyalist Batı tarafından kendi toprakları dışındaki beşerî kaynakları ya da beyin gücünü kendi çıkarlarına ve sınırsız ihtiraslarına yarayacak şekilde sömürmek amacıyla kullanılmıştır. Batı, hâlen devam ettirmekte olduğu bu gayriinsanî zihin sömürüsü faaliyetlerini “beyin göçü” tabiriyle kamufle etmeye ve masum göstermeye çalışmakta, ayrıca “bilimsel imkânları insanlığın hizmetine sunduğu” yalanıyla da göz boyamaya çalışmaktadır.



