DİN Mİ İNSAN; İNSAN MI DİN İÇİNDİR?
Medeniyet Yöneticisi · 13.10.2015 · 5 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Son zamanlarda İslam adına gündeme sokulmaya çalışılan "Din mi insan içindir, insan mı din içindir?" sorusunu Medeniyet Vakfı Başkanı değerli ilim adamı M. Beşir Eryarsoy'a sorduk. Kur'an ve sünnet ekseninde, İslami bir bakış açısıyla soruyu değerlendiren hocamızın cevabını istifadenize sunuyoruz.
Bismillahirrahmanirrahim
Din mi insan içindir, insan mı din içindir sorusu aslında insanı merkeze alan felsefelerin sordurduğu bir sorudur. Kur’an ve İslam mantığı açısından böyle bir soru ancak paradoks diye nitelendirilebilir. Fakat yine de böyle bir soru gündeme geldiği vakit bu sorunun bizim tarafımızdan nasıl ele alınması ve ne şekilde anlaşılıp cevaplandırılması gerektiği de ister istemez ortaya çıkar.
Öncelikle bizim Kur’an’da bazı sorulara cevap aramamız gerekiyor. Çünkü İslam’a göre bir halık vardır bir de mahluk vardır. Halık Cenab-ı Allah’ın kendisidir, mahluk da bütün kainattır, bütün evrendir. Peki yaratıcı ile evrenin arasındaki alaka nedir? Cenab-ı Allah bunu iki önemli noktada dile getirmektedir. Al-i İmran 189 ve bir çok ayeti kerimede olduğu gibi göklerin ve yerin mülkünün, kayıtsız ve şartsız egemenlik ve tasarrufunun sadece ve sadece Allah’ın olduğunu ifade eden ayeti kerimeler ve bu hususta göz önünde bulundurulması gereken diğer ayeti kerimelerdir.
Peki niçin bütün kainat Allah’ın mülküdür? Çünkü Allah her şeyin yaratıcısıdır. En’am suresindeki 102. ayeti kerime, Zumer suresindeki 62. ayeti kerime ve daha birçok ayeti kerime bütün mahlukatı, varlıkları var edenin Allah-u Teala olduğunu söyler. Kur’an-ı Kerim’e göre varlık; halık ve mahluk olmak üzere ikiye ayrılır ve mahlukat/kainat/evren bildiğimiz ve bilmediğimiz bütün türleri ile sadece ve sadece Allah’ın mahlukudur ve mülküdür, O’nun egemenliği ve tasarrufu altındadır.
Buna bağlı olarak bu konuda cevabını aramamız gereken ikinci soruyu şöyle sorabiliriz: Peki, kainatın ve evrenin bir parçası olarak insanın Allah’a karşı veya Allah’ın huzurundaki konumu nedir? Kur’an-ı Kerim bu konuda iki önemli noktaya temas ediyor: Yine insanın aynı zamanda Allah’ın bütün yönleriyle mülkiyetinin bir parçasını teşkil ettiği fakat özellikleri olan bir parçası olduğudur. Mesela biz bunu özellikle musibetler zamanında tekrarlamanın Kur’anî bir irşad olduğunu bildiğimiz “İnnâ lillah ve innâ ileyhi raciûn” buyruğuyla ifade ediyoruz. “Biz hiç şüphesiz Allah’a aidiz, Allah’ın mülkiyeti altındayız ve O’na döneceğiz.” Dolayısıyla bizim Allah’ın mülkiyeti altında olmamızın en önemli özelliği evvela bunu fark etmemiz ve bunu her vesileyle hatırlayıp itiraf etmemiz gerekiyor.
Peki Allah’a ait olan ve Allah’a dönecek olan insanın Allah’a ait olmasının gereği olarak nasıl hareket etmelidir? Bu soruya Kur’an-ı Kerim’in Zariyat suresinde hepimizin bildiği “ben insanları ve cinleri sadece ve sadece bana ibadet etsinler diye yarattım” ayetiyle cevap bulmamız mümkündür. Yusuf (as) da zindanda arkadaşlarına önce şu soruyu soruyor “Değişik rabler mi daha hayırlıdır yoksa bir ve tek, gücü her şeye yeten ve bütün güçlüleri kendi gücünün emri altında olan Allah mı?”
O halde bizim için sorunun cevabı veya mahiyeti yavaş yavaş netlik kazanmış oluyor. İnsan kainatın bir cüz'ü/parçası olarak Allah’ın mahlukudur, Allah tarafından yaratılmıştır, Allah’ın mülkiyeti altındadır ve Allah’ın huzuruna dünyada yaptıkları dolayısıyla hesap verecektir. Peki neye göre hesap verecektir? Ubudiyetine, kulluğuna, Allah’a bağlılığına göre veya Allah’ın emirlerine riayetine göre hesap verecektir. İşte, Allah’a kulluğun mahiyetini ve Allah’a dönerken kendisinden hesaba çekilmemizin kriterlerini, kıstaslarını belirleyen, ortaya koyan, nelerden sorumlu olacağımızı ne şekilde hareket edersek mükafaat, ne şekilde hareket edersek cezalandırılmak ile karşı karşıya kalacağımızı bize gösteren kuruma "din" diyoruz. Kur’an-ı Kerim’ın buna verdiği ad dindir.



