DEİZM VE SEKÜLERİZM ARASINDA GENÇLİK
Medeniyet Yöneticisi · 06.08.2018 · 6 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Deizm ve sekülerizm özellikle Aydınlanma sonrası yaygınlık kazanmıştır. Bu iki kavramın özü, Tanrı'nın doğaya ve insan ilişkilerine müdahale etmeyeceği/edemeyeceğidir. Deistler, ateistlerden farklı olarak Tanrı'yı yaratıcı olarak görmekle birlikte, onun evrene müdahil olmasını kabul etmezler. Bunu teosantrik (Tanrı merkezli) dünya görüşüne karşı yumuşak bir karşı çıkış yolu olarak görebiliriz. Deizm de bir tür ateizmdir. Evrene müdahil olmayan bir Tanrı, insanı terk etmiş bir Tanrı'dır.
Sekülerizm (dünyevileşme) ise temelde dünyevi alanın dinî alan dışında, laik bir karakter gösterdiği ve bunun kendi kuralları tarafından idare edilmesi gerektiği düşüncesidir. Sekülerizm de bir tür deizmdir. Tanrı'nın dünya hayatına müdahil olmasına karşı çıkar. Bunun yerine doğa ve insan düzenine doğal yasaların egemen olması gerektiğini savunur. Sekülerizme göre kurallar dünyevî olmalıdır ve bu kurallar dinsel bir kaynağa referans göstermemelidir. Fakat dinsel bir kaynağı referans olarak görmek istemeyen sekülerizm kendi doktrin ve felsefî dizgesini de bir tür dogma hâline dönüştürür. Yani dini dünyadan uzak tutmanın kendisi, bir din dışı dogmadır. Bu da bize modern toplumun da kendine ait dogmaları olduğunu gösterir.
İnsan, Tanrı'yı neden yeryüzünden kovmaya çalışmaktadır? Bunun en kolay yanıtı; ‘kendi keyfiyetini egemen kılmak için’ olarak verilebilir. ‘Kendi kanunlarını doğaya dikte eden’ insan için artık uyulması, dikkat edilmesi gereken tanrısal bir dizgeye ihtiyaç yoktur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğuna insan karar verecektir. Bu, insanın kendi aklına ve bilimin yanılmazlığına duyduğu sonsuz özgüvenin sonucudur. Orta Çağ ‘teosophia’ (Tanrı sevgisi) düzeninin yerine ‘homosophia’ (insan sevgisi) geçmiştir. İnsanın, Tanrı'dan rol çalarak yaratmaya çalıştığı dünya nasıl sonuçlandı? Bunun sonuçlarını bugün de açıklıkla görebiliyoruz. Son iki asırda dünya hiç olmadığı kadar büyük mezalimlerle karşı karşıya kaldı. Yüz milyonlarca insan savaşlarda can verdi. Milyonlarca insan köleleştirildi. İnsanlar yurtlarından sürüldü, kültürel varlıklar tahrip edildi. Soykırım, katliam, vandallık her yerde aleni hâle geldi. Yani dünyanın yeni efendisi olan insan, çuvalladı. Aklın, metafizik bir bağlamı olmadan, kendi başına bırakın daha iyi bir dünyayı, ortalama bir dünya bile inşa edemeyeceği ortaya çıktı. Adalet, salt insana bırakılınca ortaya çıkan durum, sadece zulüm oldu.
Batı dünyasının kendi içinde yaşamış olduğu sekülerizm ve deizm hastalığı Müslümanları da etkiledi. Bunun nedenlerini; küreselleşme, medyanın artan gücü, iletişim ve ulaşım olanaklarının gelişmesi ve Batılı epistemenin dünya üzerindeki egemen durumunda aramak gerekir. İslâm, insan hayatını bölünmez bir bütün olarak görmüştür. İslâm, insan hayatının her anını belirli ilke ve kurallara bağlamıştır. Yani Müslüman'ın hayatında profan (tanrısız) bir an yoktur. Fakat gel gör ki bugün yaşadığımız durum Müslüman hayatını kompartımanlara bölmüştür. Bu kompartımanlarda farklı eylemler gösteren bir Müslüman ortaya çıkmıştır. Sözgelimi evinde Müslümanca yaşamaya özen gösteren fakat mesai ve iş hayatında piyasa kuralları neyi gerektiriyorsa onu yapan ve bunu da doğal gören bir Müslüman. Camide Müslüman fakat akademik hayatta, medyada Batı'nın ıvır zıvırlarını amentü olarak ezberlemiş bir zavallı.



