BU TOPRAKLAR İSLÂM COĞRAFYASIDIR
Medeniyet Yöneticisi · 05.08.2016 · 10 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026
Kırk yıldır bu toprakların maddi manevi değerlerini din ve ahlâk kisvesi altında sömüren Fethullah Gülen ve cemaati, “hizmet”, “himmet”, “rıza-i Bari”, “ihlâs” gibi dini kavramları kullanarak toplumu kandırmış; yalan rüyalar, asılsız kerametler, sahte mehdilikler ile insanları aldatmış ve “şakirt”lerine dünya ve ahiret saadetini vaat etme hokkabazlığını göstermiştir.
Vatan, millet, din ve ahlâk gibi mukaddes değerleri vird edinmiş, dillerine pelesenk etmiş cemaat mensupları, 15 Temmuz gecesi en çirkin ve en vahşi yüzlerini göstererek milletin tankını, uçağını, silahını yine millete, vatana, dine ve ahlâkî değerlere yöneltmişler; sinsi, hain ve kanlı tıynetlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır.
Son hadiseler bir kez daha gösterdi ki Fethullah Gülen ve cemaati (FETÖ), tıpkı PKK gibi, tıpkı IŞİD gibi gizli ve hain bir projedir. Sureta bizden, ruh kökleri itibarıyla dışarıdan olan ve zamanla küresel hegemonik güçlerin kuklası ve maşası olmaktan başka bir vazife ifa etmemiş bu çete oluşum, asla saf ve masum değildir. Asla İslâmî, ahlâkî ve yerli bir “cemaat” değildir. İnsanları çeşitli telkin ve hipnoz yöntemleriyle uyutan ve uyuşturan bu haşhaşî grup ve “hocaefendi”leri, hemen her düşünce ve eyleminde, sürekli dem vurduğu “hakikat-i Kur’âniye”nin ve “sünnet-i Ahmediye”nin hilafına davranmış ve bunu da insanların maslahatı için yaptıklarını konuşma ve fetvalarında defaatle beyan etmişlerdir.
Vaaz ve sohbetlerinde kendisine usta bir şekilde gizli ve sırlı güçler atfeden, Allah’la peygamberle âlem-i gaybda konuştuğunu söyleyen, tevazu yaparken bile kibir hallerinden kurtulamayan, hep ağlayan ve ağlatan, hakikatleri hikâyeleştiren, dinin aslına dönük Kur’ân hakikatlerini, peygamber efendimizin (s.a.v.) ve sahabe-i kiramın hayatını bir bütün olarak hiçbir zaman anlatmayan, siyasal sistemlerin zulmüne dair tek bir kelime dahi etmeyen, Müslümanlarla sürekli niza halinde olup Müslümanların karşısındaki cenahla, “mele ve mütrefin” tabakasıyla, masonlarla, siyonistlerle, papaz ve hahamlarla hep muhabbetli ve dost olan, mensuplarını siyasetten uzak tutan ama gayr-i İslâmî otoritelere karşı muti, muhlis ve mülayim kılan; Müslümanlara karşı kapalı, sert ve şedid ama İslâm’a husumet besleyenlere karşı oldukça açık, yumuşak ve ılımlı bir birey olarak yetiştiren Fethullah Gülen, yerli ve yabancı güçler tarafından sürekli öne çıkarılmış, yazılı ve görsel medyada bir vird-i zeban gibi örnek ve model “hocaefendi” diye lanse edilmiştir. Fethullah Gülen ve cemaati bugüne kadar hiçbir zaman “Kur’ân ve hadise göre Müslüman şahsiyeti” oluşturmayı düşünmemiştir, hep azaltılmış, kırpılmış ve çarpıtılmış bir İslâmî anlayışı hayata hâkim kılmanın derdine düşmüşlerdir.
Onlar için aslolan şey İslâm ve Müslümanlar değil, kendi grup çıkarlarıdır. Müslümanlara zarar gelebilir ama cemaat ruhanilerine zarar gelemez. Çünkü onlar ruhani kutsilerdir. Takvaya giden yol takiyeden ve ikiyüzlü davranmaktan geçer. Aydınlık yarınlar için bugünün karanlıklarına sessiz kalınabilir, gelecek güzel günler için ânın vazifeleri, insanî ve İslâmî hassasiyetleri ötelenebilir. Hizmet için namaz terk edilebilir, içki içilebilir, hicap bırakılabilir, yalan söylenebilir, haramlar helal, helaller haram olabilir, farklı kimlik ve kılığa girilebilir. Fitne, fücur ve nifakın simsarlığını yapan bu şakirtler örgütü, bugüne kadar kullandıkları dil ve yöntemle hep ümmetin geneline muhalefet etmişlerdir. Başlarındaki sahte mehdi ve ona inananlar hep ümmetten bağımsız bir yol izlemişler, hiçbir zaman ümmetçi olmamışlardır. Kur’ân ve sünnet çizgisinden hiçbir ulema, fikir ve dava adamıyla anlaşamamış ve pek çoğunu sapık, mürted, Vahhabi, İrancı, ajan, casus, devlet ve millet düşmanı, dalalet ehli, karanlık mahfil diye töhmet altında bırakmışlardır. Takiyeyi ve ketumiyeti bir ahlâk anlayışı haline getiren bu izole grup, sürekli kendilerini arzın merkezine koymuş ve sefine-i Nuh’a sadece kendilerinin bindiklerini/bineceklerini ihsas etmiştir. Böylece Efendimizin (s.a.v.) müjdelediği fırka-i naciye de kendileri olacaktır. Kendileri dışında kalan lider ve grupların kahir ekseriyeti ehl-i dâlldir, merduttur. Kurtuluş nuranilerden oluşan bu cemaattedir. Bu şakirtler ordusu, öteden beri Yahudi ve Hristiyanlarla kurdukları dostluğu da gayet istikrarlı bir şekilde Müslümanlardan esirgeyegelmişlerdir.



