AŞK BELASINA MUBTELA OLMAK
Kâzım Sağlam · 03.06.2016 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni Bir dem bela-yı aşktan etme cüdâ beni Az eyleme inayetini ehl-i dertten Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Fuzuli
Rivayet oldur ki, Mecnun, kara kuru Leyla’ya aşık olmuş, babası şifa bulsun ve bu aşk belasından kurtulsun niyetiyle alıp Kâbe’ye götürmüş, dua edip Allah’ yalvarsın ve düzelsin diye. Lakin Mecnun (Kays) Kâbe’yi görünce yukarıdaki şiiri söylemiş.
Aşk; beladır, imtihandır, tutkudur, onmaz bağlanmadır, kara sevdadır, hedefe kilitlenmedir, engel tanımamadır.
Aşk belasına duçar olanlar; tabiatla, börtü böcekle, kuşla, kurtla, geyikle, aslanla dostluk kurabilir.
Aşk belasına mubtela olanları, dağlar anlar, denizler anlar, sert kayalar anlar, bulutlar anlar, şimşek anlar, yıldırım anlar. Lakin âşık olmayan normal(!) insanlar, aşığı anlamaz, tam tersine ona acır. Aşkı tadamayanlar âşıklarla dostluk kuramazlar, çünkü onları hasta gözüyle görür ve onlara acırlar kendileri acınacak halde iken.
Aşık olmak, tutkun olmaktır, kendine vazgeçilmez bir hedef seçmektir ve o hedefe varıncaya kadar mecnunane bağlanmaktır. Bir yere, bir hedefe sabitlenmek ve oraya varıncaya kadar sağa sola bakmamak, hatta sağı solu görmemektir. Oraya ait olmak, oranın rüyasını görmek, düşünü kurmaktır.
Necip Fazıl’ın Başını bir gayeye satmış bir kahraman gibi, Etinle, kemiğinle, sokakların malısın!
Mısralarında olduğu gibi, “Gaye” ye baş koydun mu ev ve sokak, zindan ve saray fark etmez.
Belasız aşk ucuz olur, ucuz etin yahnisi olmaz, belasız hayat da çok sıradandır ve ömür boyu çekilmesi işkence vericidir.
Aşk bir dürtüdür, motivasyondur, İbn Haldun’un asabiyesidir, Endülüs fethine çıkan komutana aşılanan ruh ve imandır.
Aşk; Ferhad’a dağ deldirir, Mecnunu Çöle düşürür, Fatih’e İstanbul’u fethettirir, Tarık b. Ziyad’a gemi yaktırır.
Hz. Peygamber’in Hendek kazma sırasında külüngü kayaya vururken külüngün çıkardığı ses yüzyıllar sonra Fatih’in kulağında yankısı buldu, bu sese ve Hz Peygamber’in müjdesine aşık olan Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethedebildi.
İşte tutku, işte aşk, işte motivasyon, işte asabiye, işte müteharrik güç, işte gerçek iman….
Aşkın dayanağı ve gayesi insanı bir yola sürükler, farkına varmadan o yolun delisi olursun, tutkunu ve karasevdalısı olursun. Delilikleri, karasevdayı, tutkuyu terk edenler çığır açamazlar, mevcudun dışına çıkamazlar. Mevcudun dışına çıkış bir farklılık ve mümkün görünmeyeni deneme ve becerebilme hüneridir.
Fakat burada mevcudun dışına çıkışın ana gayesi, hangi aşkın belası olduğu önem kazanır. Külüngün sesini duyan Fatih ismi ile müsemma, tevazuun ve adaletin timsali olarak bir açış, gönle giriş yaptı.
Senin aşkın da öyle olmalı, Fatih’in kulağına fısıldayan rahmanın o yumuşak ve mülayim sesi, fıtrata uygun ve insanlığı zulmün her türlüsünden kurtarmaya çalışan yüce ideal büyük AŞK, bu aşka layık büyük ve fakat olabildiğince mütevazı Komutan. Karadan gemi yürütür ama kimsenin kilisesine ve onuruna dokunmaz. Bu aşk, zulme en amansız darbeyi vurabildiği gibi rahmet kanatlarını germesini de becerebilir.



