YER SEÇMEK VEYA YER EDİNMEK
Kâzım Sağlam · 05.01.2015 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026İnsanların yapıp ettikleri ve birikimleri, onları bir yerlere taşır. İçinde doğduğu ortam ve içinde şekillendiği ortamla uyumlu da olabilir uyumsuzluklar da yaşayabilir. Bir sosyal yapılanmadan başka bir sosyal yapılanmaya da geçebilir.
İnsanın birikimi ile sosyal alanda edindiği yer arasında bir denge varsa, elde ettiği sosyal mevkii hak etmişse, kendisi ve çevresiyle barışık ise o zaman sağlam bir zemine basıyor demektir. Günümüz insanında bu hususa çok riayet edildiği söylenemez. Çünkü sosyal alanın kendi ilkeleri ve sağlam dayanakları yoktur.
Oturmuş işleyişi ve ilkesi olmayan sosyal alanda görünme ihtiyacı duyan ilim erbabı düşünürler, kanaat önderleri (ne demekse) kendi kişiliklerine göre tavır takınırlar, onlar da sosyal alandaki belirsizliklere ister istemez bulaşırlar.
Her insan bir sosyal ortamla iş tutma veya tutmama hakkına sahiptir. Çok çevreyle iş tutma da mümkündür. Ama bütün bunlardan önce; insanın kendisi olması ve kendine ait bir istikamet çizmesi elzemdir, bu istikamet kişilerin etkisi oranında olmalıdır.
İstikamette var olmanın ilk şartı kendine verdiği değer kadar diğer insanlara da değer vermektir. Başkasına verilen katkı -bu maddi de olabilir manevi de olabilir- değer oranında toplumda gerçek manada etki bırakılır.
Orta yerde olan insanları bu konuda farklı farklı olduklarını müşahede edebiliriz.
Bazı insanlar mütevazıdırlar, kendi kabiliyet ve yeteneklerini gizlemeye çalışırlar, bunlar daha çok zor zamanların adamıdırlar, geniş zamanlarda bunları kimse fark etmez, zorluk anında ortaya çıkarlar üzerlerine düşeni ifa ve icra ederler ve kendi yerlerine geri çekilirler. Bunlar nadirattandırlar, gittikçe nesilleri tükeniyor. Bazı insanlar da vardır, ne iseler olduğu gibi görünürler, değerleri, kabiliyetleri, müktesebatları kadar yer edinirler, o kadar orta yerde görünürler, medyatiklikleri de kendi edinimlerine orantılıdır. Ne fazla ne eksik. Bunlar da az bulunurlar ama ilkler kadar nadirattan değildirler.
Bazıları da vardır ki; kendilerini olduğundan fazla gösterirler, daima gündemde olmayı becerirler, toplumun genelinin olduğu yerde olurlar. Bu duruş ve oluşları kendi müktesebatlarına edinimlerine, karakterlerine, tarihi geçmişine uyup-uymama çok fark etmez. Çünkü bunlar her hâlükârda görünür olmalılar. Bu onlara göre toplumsal bir görevdir, hatta toplum bunları öne çıkarmakla vazifelidir. Çünkü kendilerinde ilahi bir yücelik olduğuna inanırlar, bunu bazen ifade ederler bazen de ifade etmezler.
Bazı insanların önsezileri gelişmiştir, burunları iyi koku alır, olup-bitenlerin nereye evirileceğini kestirebilirler, her meslek erbabı bu meyanda kendi ilgi alanıyla ilgilenir ve gelecek yatırımını ona göre yapar.
Ticari işlerde bu daha çok belirgindir, ama unutmayalım ki, siyaset de gazetecilik de sivil alanda çalışmak da bir başka çeşit ticarettir. Gayretinin semeresini devşirmeyi bütün insanlar ister. İki şey isterler; birisi kendine/zatına aile efradına, diğeri topluma, insanlığa ve geleceğe yatırım ve fayda sağlamak.
Kendini merkeze koyan insanlar, sosyal alan değiştirdiklerinde, kendileri olduğu yerde durduklarını aslında toplumsal katmanın yer değiştirdiğini iddia edeler. Bağlı bulundukları ilkeler, işleyişler, düşünüşleri esneyerek yeni bir alana geçiş yaparlarken en son bulundukları yer ve savundukları düşünce ne ise o olması gereken yer ve savunması gereken düşüncedir. Çünkü kendilerince hep doğrudurlar, daime istikamet üzredirler, onlar en son nerde iseler orası bütün erdemli ve kudsi insanların bulunması gereken yerdir. Bunlar kendilerini geliştirmiyorlar, çoğaltıyorlar. Yaygınlaştırıyorlar, fotokopi gibi yaygın ama orijinali olmayan düşünceler üretiyorlar, derinlikten öte yaygınlık. Haklı meseleleri gündeme taşıyıp kendilerini görünür kılıyorlar, ele aldıkları meseleleri bağlamından kopararak istismara açık hale getirme becerisini de pek ala yapabiliyorlar. Açıkta kaldıklarında içine doğdukları ve içinde oluştukları zemine geri dönüş manevralarını da harika beceriyorlar. Çünkü başka kampa geçerken de bir gün dönüş olabilir diye zemini büsbütün kaybetmeyi de göze alamıyorlar. Çizdikleri bu zikzaklara de siyasi ortamı mazeret gösteriyorlar.
Kabulleri de retleri de iğretidir. İster muhalif olsunlar ister yandaş, daima bir açık kapı bırakırlar. Çok sıkıştıklarında geçmişlerini hatırlatacak bir yandaşlar güruhu da bulabilirler, çünkü kendileri gibi olan yekun bir yığın vardır.
Çevremize bir de böyle baksak acaba nasıl olur, çokça maske takan insanlar arasında olduğumuzu fark eder bedbinliğe mi düşeriz, yoksa amma da rol yapan insanımız var ne güzel iyi tiyatro çıkarabiliriz diye sevinecek miyiz?



