TÜRKİYE’DE OLUŞTURULAN UÇURUMLAR VE KOPUŞLAR-4
Kâzım Sağlam · 26.08.2016 · 4 dk. okuma · Güncellendi 22.08.2026Üzerine Oturduğumuz Mirasın Farkına Varmak
“Batıdaki “science” ile İslâm’daki “ilim” arasında hiç bir benzerlik yoktur. Science’ın kökeninde tabiat varken, ilmin kökeninde vahiy vardır.” [Abdurrahman Aslan, Müslümanların Modernleşmesi, Medeniyet Vakfı Sohbetleri, 27 Şubat, 2016]
Kendi öz kültürümüze, tarihimize, coğrafyamıza dönmenin neler kazandıracağını da hesaplamamız gerekecektir.
Bugüne kadar hep kayıplarımızı ve tarihte cereyan eden zararlarımızı, yanlışlarımızı konuştuk. Fert-toplum ilişkilerimizdeki kopukluğu ve oluşan uçurumu yaşadık ve bunun doğurduğu travmayı yaşadık. Devlet-millet kopukluğu sonucu devlet ricali, milletten koptu ve bunun neticesi olarak başka dayanaklar aradı, bu arayışlarda kendi ülkesinin değerlerinden çok yabancı değerlere sarılmak zorunda kaldı. Bu yabancılaşma uçurumu büyüttü ve ülke insanına düşmanlığa dönüştü.
Bu devri ve anlayışı bitirmek elzem hale gelmiştir. Çekinmenin ve dolaylı anlatımın devrinin bittiğine önce aklı erenlerin, öncülerin inanması ve sonra da toplumu ikna etmesi ve inandırması gerekir. Bu bir ödevdir, bir sorumluluktur, aklı erenler eğer hâlâ eski devrin devam ettiğine inanıyorlarsa bu ödevi ifa edemezler ve eski tarzı devam ettirmek isteyenleri de cesaretlendirirler.
Artık bundan sonra insanlık için, gerekli olan yüceliklerimizi anlatma ve elle tutulur hale getirip insanlığa sunma vazifemiz başlıyor, böyle bir zaman gelmiş durumda. Bundan kaçamayız, kaçarsak kaosa ve tereddüde katkı sağlamış oluruz.
Kuşdilini kullanmaktan vazgeçip İslâm’ın insanlığa, bu çağa ne vaat ettiğini gündeme taşımamız gerek. Kaçmanın saklamanın devri geçmiş, eğer bunu beceremezsek, kapalılık ve muğlaklık devam ederse İslâm dünyası daha çok FETÖ doğurur.
****
Böylece kimin İslâm adına neler yapabileceğini de öğrenmiş olacağız. Dini, teoriden hayata indirmiş olacağız, hayat ile din arasındaki uyumu da göstermiş olacağız. Din istismar ediliyor, din adına hainlik ediliyor diye biz doğruları ve gerçekleri saklayamayız. Tam da sırasıdır hakikatleri haykırmanın, bu kalkışmayı vesile edip dine saldıranlara da bir nevi cevap olur.
İslâm’ın dünyaya yeni bir çıkış yolu gösterdiğini, insanlığın kurtuluşunun ancak İslâm’ın adalet şemsiyesi altında gerçekleşebileceğini, delilleri ile örnekleriyle sunmanın zamanıdır. Artık genellemelerle, geçmişteki örnek mazimizle değil, şimdi ve burada herkesin gözü önünde ve bütün dünyaya meydan okuyarak İslâm’ın iktisat, siyaset, sosyal, idari, bilimsel, kalkınmacı yönünü anlatmanın ve göstermenin zamanıdır.
Müslümanlar artık kendilerini başkalarına ispatlamak, “Biz böyle değiliz, şöyleyiz.” gibi ruh hallerinden kurtulmalıdırlar. Çağ bize muhtaç, insanlık bize muhtaç, tabiat bize muhtaç, arayış içinde olanlar bize muhtaç. Fakat biz bunu pek fark edemiyoruz, bize olan ihtiyacı kestiremiyoruz, çünkü elan bile olup-bitenlerin nereden kaynaklandığını fehmetmekten uzak duruyoruz.
Kendi özümüze dönmek, muğlak, kapalı ve müphem değildir, her şey açık ve sarihtir yeter ki kaynaklarımıza güvenelim ve onlara dönelim. Allah’ın Kelamı Kur’an-ı Kerim, bütün insanlığın tarihini bize sunar, buradan tarih felsefesini ve tarih anlayışını rahatlıkla çıkarabiliriz. Bundan yola çıkarak İslâm tarih anlayışını siyer, hadis külliyatları, İslâm tarihi ve dünya tarihini değerlendirebiliriz. Bunu yapabilirsek İslâm ile insanlık tarihinin ne kadar örtüştüğünü de tesbit etmiş daha doğrusu farkına varmış oluruz. İnsanlık tarihi bir bakıma İslâm tarihidir deme şansını ve hakkını da elde etmiş oluruz. Kur’an, tarihi ayıklar, temizler doğru ile yanlışını ayırarak önümüze sürer, bu hazineyi ihmal ettik, bundan böyle değerini bilelim.



